Şiiri yaşamını anlamlı kılmak amacıyla yazmış

Murat Saldıray’ın 'Sakin Kuyular'daki şiirlerinde yoğun bir duygu yükü var. Ayrıca şiirin inceliklerinin farkında olduğunu gösteren bir titizlik hissediliyor. İbrahim Gökburun yazdı.

Şiiri yaşamını anlamlı kılmak amacıyla yazmış

Şiirle okur arasına başka bir unsurun girmemesi gerektiğine inanıyorum. Şiirlerini bir kitap bütünlüğünde okura sunan bir şairin ilk kitabında, arka kapakta yer verdiği başka birine ait sözlere hep kuşkuyla yaklaştım. Özellikle şiir kitaplarında bu hassasiyetin zirvesini yaşıyorum. İlk kitaplar, şairin kurmuş olduğu dünyanın kapılarını açıyor okura. O ân'a kadar dergilerde, şiir yıllıklarında, antolojilerde, seçkilerde ya da başka bir yerde karşılaştığımız, eserlerini okuduğumuz şair; bizi kendi evinde, şiir ülkesinde görmek istiyor. İçeriye davet ediyor; fakat kapıda bizi başkaları karşılıyor. Dolayısıyla şiir ve okur arasına başka birileri giriyor. Böyle durumlarda arka kapak yazılarını olduğu gibi bırakıp kitabın giriş bölümüne yönelmişimdir.

Şiir, insanın kendisiyle yaptığı bir iç konuşma. Sizi bağlayan bir dize ile karşılaştığınız an başka dünyaların kapıları açılır. İçinizde büyüyen ancak bir türlü kelimelere dökmediğiniz duygular anlam bulur. İnsana huzur veren bir konuşma başlar içinizde ya da uçsuz bucaksız bir sükut… Şiir kitaplarında başka birine ait arka kapak yazıları; bu sükûtu bölen uyarılara ya da hayal kırıklığına dönüşebilir. Bu nedenle kitaplarda arka kapak yazılarının içerikten bir bölüm olması gerektiğini düşünüyorum. Söz konusu şiir kitapları olunca, arka kapakta şairin kendi dizelerini okumak, nasıl bir dünyaya yolculuk edeceğimize dair ipuçları veriyor.

Dergâh, İtibar gibi dergilerde şiirlerini okuduğumuz Murat Saldıray’ın Meserret Yayınları'ndan çıkan ilk şiir kitabı Sakin Kuyular kitabının arka kapağında Hilmi Yavuz’un sözleriyle karşılaşınca doğrudan kitabın giriş sayfasına geçtim. Arka kapakta kuşkuyla bakıp uzaklaştığımız durum, Sakin Kuyular’ın girişinde yeniden karşılıyor bizi. Fuzuli, Ahmet Haşim, Yahya Kemal ve Hilmi Yavuz’un şiire dair sözlerinden alıntılarla başlıyor “serin kuyu”lardaki yolculuk.

Şiirle okur arasındaki bağ ilk dizeyle kurulur ya da kırılır

Benim için mısra üzerinde günlerce, haftalarca durmak zarureti hâsıl olmuştur. Bu tarz uğraşış, bana gittikçe şiirin keşfedilmesi güç bir cevher olduğu duygusunu verdi…” (s.8) Yahya Kemal’in bu cümleleri ve diğer şairlerin bu minvaldeki sözleri, şiirin ciddiyetini anlamış bir şairin sesini duyuruyor. Sakin Kuyular’da sayfalar ilerledikçe şairin bu çabası açık bir şekilde görülüyor. Altmış üç sayfalık bir şiir kitabında iki sayfalık bu giriş, bugüne kadar şairlerin ve eleştirmenlerin en çok üzerinde durduğu konulara dair önemli tespitler içeriyor. Şair burada şiiri ciddiye aldığını, bir dize için bazen günlerce çalıştığını anlatıyor; ancak Saldıray’ın bu hassasiyetini ustaların sözleriyle ifade etmeye çalışması Sakin Kuyular’ında bir kez daha şiirle okur arasına başkalarının girmesine neden oluyor.

Murat Saldıray, Dergâh, İtibar ve Granada dergilerinden aşina olduğumuz, şiirlerini takip ettiğim bir şair. Sakin Kuyular’da ilk şiir, “Özgeçmiş”, eserin içeriğine dair ipuçları veriyor. Fakat “Özgeçmiş” şiirinde Neruda’nın “Loş krallıklarda oradan oraya sıçrayan / Sinek kanatlı gençliğim çırpınıyor” (s.9) dizeleriyle karşılaşıyoruz. Benim için bir şiirde ilk dize hayati bir önem taşıyor. Şiirle okur arasındaki bağ ilk dizeyle kurulur ya da kırılır. İlk dizi, bir şiirin zorlama mı yoksa ilhamın eseri mi olduğunu ortaya koyar. Şairin samimiyetini, şiirin sahih yüzünü gösterir bizi.

Neruda’nın dizeleriyle şiir ülkeme hoş geldin diyen Murat Saldıray'ın Sakin Kuyular’ı üç bölüm ve yirmi dokuz şiirden oluşuyor. “Çocukluk; O Geçmez Bir Hüzün” bölümünde Oktay Rifat’a ait bir dörtlükle başlayan Sakin Kuyular, Vural Bahadır Bayrıl’ın dizeleriyle bitiyor. Ayrıca İlhami Çiçek, Ungaretti, Behçet Necatigil, Oğuz Atay, Marguerite Yourcenar, Paul Fort, Ahmet Oktay’a ait alıntıların çokluğu Saldıray’ın şiirini gölgeliyor.

Kitap okurken elimde kalem önemli bulduğum dizelerin, satırların altını çizer, notlar alırım. Bazı dostlarım altı çizilmiş bu satırların kitaplara zarar verdiğini söylese de alışkanlık, altını çizmeden okuyamıyorum. Sakin Kuyular’da Saldıray’ın dizeleri kadar alıntı yaptığı dizelerin de altını çizmişim.

Şiiri yaşamını anlamlı kılmak amacıyla yazdı

Alıntıları bir kenara bırakıp altı çizilmiş dizelerle Saldıray’ın şiirine odaklandığımızda, Sakin Kuyular’da içeriğin ön plana çıktığını fark ediyoruz. Lirik bir ses. Yaşanmışlık ve sahihlik dikkat çekiyor Saldıray’ın şiirinde. Özetle Sakin Kuyular’da yer alan şiirler akıp gidiyor. Günümüz şiirinin en önemli sorunu, masa başında, zorla yazılmış şiirler olması. Bu tarz şiirlerde dikkat çeken bir ses, yeni kelimeler ve imgelerle karşılaşıyoruz; ancak şiirin özü yaşamdan kopuk. Hayattan uzak bir şiirle karşılaşmak ister istemez insanı düşündürüyor. Bu noktada Saldıray’ın şiirinde akıp giden yaşamın sesi duyuluyor.

Şair kendi dünyasını, kendi özgeçmişini yazıyor. Ancak sokağın ve hayatın sesini duyuran şiirler. Sokakta, okulda, parkta, durakta, köşe başında durup geçmişiyle hesaplaşma cesareti gösteren bir şairin özgeçmişini okuyoruz Sakin Kuyular’da.“bir yanılsamaya benzer bu özgeçmiş” (s.9). Çocukluk bir hüzün olarak yeşeriyor Saldıray’ın şirinde. Belki de bu sebepten şiirde en çok kullandığı kelimeler: çocuk ve kalp. “çocukluk, o geçmez hüzün sanılırdı / ah bir yanılgıyız kendimize ilişkin” (s.15) Çocukluk, kargaşanın ve telaşın içinde “Sakin Kuyular”da insanın kendisiyle konuşması, bir iç hesaplaşmaya dönüşüyor. Burada şairin kendisiyle, geçmişiyle bir hesaplaşma içinde olduğunu görüyoruz. “çocukluk; o herkesin sınavı…” (s.24) İnsan, başkalarını avutabilir, fakat kendisini asla kandırmaz. Belki de bu yüzden Saldıray, “tedirginlik, ürperti, kırılganlık, kuşku, şüphe, gün, gül, hüzün, güz, ölüm, sukut…” gibi kelimeleri daha çok kullanıyor şiirde.

Bir şiirde yer alan kelimeler, şairin ruhunu ve dünyası ele verir. Herkesten gizlediği pişmanlıklarını, herkesle paylaşmak istediği anları, şairin şiirde kullandığı kelimeler döküverir ortaya. “şiir bir içleniş gibi geçerli kılıyor hayatı” (s.40). Şair, şiiri yaşamını anlamlı kılmak amacıyla yazdığını, bunu bir yazgı olarak gördüğünü gizliyor dizelere. Saldıray’ın şiirindeki bu tutum, yaşadığı dünyayı açıkça göstermiyor; ama şairin kendi dünyasını hissettirmek, duyumsatmak çabası açıkça görülüyor. İyi şiirde aradığımız bu değil mi?

Dizeleri kırarak yeni bir bütünlük oluşturuyor şiirde

Şiirde bütünlük Saldıray’ın şiirde bir ses oluşturduğunun, şiiri ciddiye aldığını açık bir göstergesi. “Yaz Sonu” şiiri: “hiçliğe bulanmış bir çocuğun oyuncakları / bizi birbirimize aşina kılıyor / o cehennem mevsimleri birden alıyor / ve kalbim seziyor olacakları…// //daha o zaman aşk dediğin o çirkin / ıslığı pervasızca taşımak ne ağırdı / çocukluk o geçmez bir hüzün sanılırdı / ah bir yanılgıyız kendimize karşı” (s.15) Bu şiir Saldıray’ın bütün şiirlerinin bir özeti gibi okunabilir. “Yaz Sonu” şiiri okurun şaire yoldaşlık ettiği bir yolculuk gibi başlıyor ve bitiyor. İyi şiirler, dönüp dönüp okuduğumuz, usandırmayan, her daim kendini tazeleyen, yorgunluğumuzu alan, bizi yordukça yaşamı anlamlı kılan şiirlerdir… Şiir bir noktada başlar ve biter. Fakat son dizeyi okuduğunuzda iç dünyanızda ve zihninizde çoğalan, kıpırdayan yeni sorulara ve yorgunluklara kapılar açılır.

Saldıray, şiirde bütünlüğü önemseyen bir şair. Dizeleri kırarak yeni bir bütünlük oluşturuyor şiirde. “işte her şey / akşamdan kalma bulanık / bir anıyı çağrıştırıyor” (s.59). Ancak şiirde anlam bütünlüğünü korumak hassasiyeti, birçok dizenin bağlaçlarla başlamasına neden oluyor. “Geceye sokulurken tenha uykularınla / Çaresiz, belli belirsiz ve ürkek / Bir yol gibi kendinde yitecek / Ve yaşanmamış sayılacaksın…”. (s.16) “Ve zamansız söyleşmeler gibi onun örtülüşü” (s.18) Başka bir şiirinde; “Bir çocukta o gül imgesini, bir örtünüş / gibi kim yetiştiriyor” (s.20). “kaçıp kaçıp bir rüyada bocalıyor çocuk / ve kalbi örtük duvar diplerinde” (s.20). Şiirde bütünlük, iyi şiirin temel özelliklerinden biri. Şiirde bütünlüğü yakalama çabası Sadıray’ın şiirdeki hassasiyetini gösteriyor; ancak şair, tıkandığı yerde bağlaçlara sarılıyor. Bu nedenle zaman zaman kekeme bir ses işitiliyor. Şiirde duyumsanan anlam zenginliği bir anda sesin boğuk yankısına karışıyor. “gölgelenerek büyüyor …öyle emin / ki onlarla bir başkası olduğu yalnızlığından / dağılıp uykularına o yaz günlerinin / ve sıyrılarak yurtsuzluğunun saatleri arasında” (s.23). “azala azala eksik bir kendine benzeyiş / gibi büyüyor şiir denilen o vahim söylence” (s.31). “bir gülü tartışmak saçmadır / ve bir o kadar da eza…” (s.41), “Kalbini o vahim encama bitiştir / ki çocuk sesleri akşamı kırsın” (s.48) “ve kalbe uğultular düşüren hatırası çocukluğun…” (s.52) “Yüzümde işte bir eski misafir / Gibi konaklayan o ima / Suların onulmaz uzaklığına mı birikir / Ben bir hüznü okuduktan sonra daima” (s.53) “gülümsemeni / ve kendine koyu gölgeler edinen / çekingenliğini sevmiştim” (s.54) “ve bir yaz günü kur sesinin / görkemli yankısını” (s.58)

Tekrarlar, takrarlar, tekrarlar

Saldıray’ın hemen bütün şiirlerinde “ve”, “gibi”, “ki” vb. bağlaçlarla başlayan dizelerin çokluğu kulak tırmalıyor. Saldıray’ın şiirindeki en önemli sorun anlam bütünlüğünü korumak amacıyla bağlaçlara çok fazla yer vermesi. Aynı şekilde bazı kelimeler bir süre sonra kulak tırmalıyor. Sürekli okuyan ve yeni kelimeler ve dizeler peşinde koşan şair, ara sıra da dönüp kendi yazdıklarını okumalı. Çünkü şairler de bir süre sonra tekrara düşebiliyor. Şiirde konu değişiyor. Özgün bir ses var; ancak dinlediğiniz ve beğendiğiniz, ruhunuzda yer açan bir türkünün sözleri değiştirilmiş halini dinliyorsunuz.

Murat Saldıray’ın şiiri belli kelimeler etrafında dönüyor. Özellikle dizelerin ilk kelimeleri; “Ve”, “ah”, “gibi”, “şimdi”, “işte” vb. kelimeler nerdeyse her şiirde kullanılmış. Sakin Kuyular’da o kadar çok “işte” kelimesiyle başlayan dize var ki! Şair zaman zaman kelimeye yeni bir elbise giydirip mahallede herkesi şaşırtsa da bir süre sonra kendini tekrar etmekten kurtulamıyor: “işte durduğu yer, bir gülü ağartıyor / kamaşıyor bakışlarımızın ona vuran aksi / bir dağ, uçurumlarla yorulmuş, bürüyor / kalplere bir cinnet gibi bırakılmış sesimi…” (s.21), “işte bir yağmurun o sürekli dindiği yeri / kapatır gibi kalbime, hatırlıyorum onu…” (S.22), “işte bir yaz gününü örtünmüş, kendi yüzünle arandaki / bir mesafedir o gülüş…” (s.24) “işte herkesin yüzü sana doğru / ve sen herkes, kendindeki / bir vehme işaret ediliyor gibidir…” (s.25), “işte bizim alıngan karanlığında yenilenen meselemiz / güllerin ağır ağır alıp soldurduğu bir bahçedir, / büyür aynaların tenha bıraktığı iz” (s.32), “işte, kabarıyor denizin öfkesi / ve benim / kanla savrulmuş bir mızrak gibi / titriyor bendenim”(s.33), “İşte bir bir soluyor şimdi orada / yüzüne tuttuğum güneşler… / o bizim sustuğumuz gökler / ve kalbimize gömülen eda” (s.35), “gülüşünü köreltiyor, sustuğu neyse onda / işte hiçbir bakış yüzünün ağırlığını kaldıramıyor…” (s.36), “çocuğum gözlerim kamaşıyor / siyah beyaz sorular soracakları / işte bir alıntıyla karalanmış” (s.39), “işte şimdi biz senle birçok günler geçirip / mahremiyet demişiz, hayatımız ve öyle kendiliğinden / bir kuşkuyu giyinir gibi suskun kadınlar…” (s.41), “işte, şizofrensin… yüzün dağılıyor… / titriyorsun bir çocukluğu toplar gibi derinden(s.60)

Saldıray’ın şiirde yoğun bir duygu yükü var; çünkü çocukluk var dizelerde. Çocukluğun, o kirlenmemiş dünyanın peşine düşüyor şair. Ayrıca şiirin inceliklerinin farkında olduğunu gösteren bir titizlik var.

Murat Saldıray, dergilerde okuduğum şiirleriyle ayrı bir parantez açtığım şairlerden biri oldu. Ancak bugüne kadar okuduğumuz şiirleri toplu olarak bir kitapta okuduğumda Saldıray’ın şiirde bütünlüğü öncelemesi nedeniyle bazı kelime ve imgelerin tekrarına düştüğü görülüyor. “işte her şey / akşamdan kalma bulanık / bir anıyı çağrıştırıyor”(s.59). Sakin Kuyular’da, kaleminde iyi bir şiir damarı olduğunu hissettiren Saldıray’ın yeni çalışmalarını bekliyorum.

İbrahim Gökburun yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 15:36
banner12
YORUM EKLE

banner19