Şiir herşeyden önce bir şahsiyet işidir

Şairlere düşünce kitaplarından dolayı teşekkür etmemiz gerekir. Çünkü her konuda şairlerin bakış açıklarına ihtiyacımız var. Bu tür sorumluluk sahibi şairlerden biri de Ebubekir Eroğlu. Ömer Yalçınova yazdı.

Şiir herşeyden önce bir şahsiyet işidir

Şairlere düşünce kitaplarından dolayı teşekkür etmemiz gerekir. Çünkü her konuda şairlerin bakış açıklarına ihtiyacımız var. Fakat her şairin, o bakış açısını, değişik konularda sunmaya ihtiyacı olmaz. Bazıları bunu bir sorumluluk olarak görür ve yerine getirir. Hiçbir şekilde bunu yapmaktan yüksünmez. Bazıları ise, bir sorumluluk olarak görmez ve sadece şiirini söyler çekilir. İkisine de teşekkür ederiz. Fakat sorumluluk sahibi olanlara, ayrıca teşekkür etmeyi bir borç biliriz.

Onun kitapları, tutkulu bir okuyucunun düşünsel serüvenlerini anlatır

Bu tür sorumluluk sahibi şairlerden biri de Ebubekir Eroğlu. Onun daha önce “Modern Türk Şiirinin Doğası” adlı deneme kitabını okumuştuk. Ebubekir Eroğlu o kitabıyla da, modern şiire kendine has bir bakış açısıyla yaklaşmış ve değişik yorumlar getirmişti. Bu yorumlar tartışılması, düşünülmesi, incelenmesi, değişik kitaplarla kıyaslanarak değerlendirilmesi gereken önemdeydi. Çünkü Eroğlu her şeyden önce derinlikli okumalar yapabiliyor. Derinlikli yorumlarla okuyucuların karşısına çıkıyor ve onları düşünmeye davet ediyor. O daha çok, kendi düşünce serüvenine okuyucuyu dahil etmeye çalışıyor. Okuyucuyu birlikte düşünme çağırıyor. Bu yüzden Eroğlu’nun kitaplarına doğru bir şekilde yaklaşabilmek için, onun işaret ve söz konusu ettiği kitapları bilmek, okumak, o şekilde Eroğlu’nun o eserler üzerinden geliştirdiği yorumlara dahil olmak gerekir.

Biliyorum, sözünü ettiğim nokta epey çileli bir uğraş. Kim Eroğlu’nun birikimine göz dikebilir ya da onun kadar okuyup, onunla birlikte düşünce geliştireceğim diyebilir? Tabii ki Eroğlu’nun yeni kitabı olan “Geçmişin İçindeki Geçmiş”te belirttiği üzere “tutkulu okuyucu”lar. Okuma arzusu taşıyan, onun tadına varan, okumayı bir tutku haline getiren, meraklı okuyucular için yukarıda belirttiğimiz çile, çile olmaktan çıkar, bir zevk haline gelir. Eroğlu’nun kitapları entelektüel kitaplardır demiyoruz bu yüzden. Aslında entelektüeldir. Ama ondan önce her tutkulu okuyucunun gelip dayanacağı, hemhal olacağı, bulacağı ve istifade edebileceği, akademik kaygılardan uzak bir şekilde yazılmış kitaplardır. Eroğlu, bizatihi kendisi tutkulu bir okuyucudur. Onun kitapları, tutkulu bir okuyucunun düşünsel serüvenlerini anlatır.

Eroğlu’nun teklifi “Şi’r-i Kadim”i doğrudan okumak

“Geçmişin İçindeki Geçmiş”, diğer ismiyle “Şi’r-i Kadim Üzerine Denemeler” daha çok, tartıştığı konular, ele aldığı eserler bakımından ilgi çekici. Bu konular bir teklif de içerir. Mesnevi, murabba, lirik şiir, Türkçenin geçirdiği aşamalar, şiirle siyaset ilişkisi, şairin görevi ve şahsiyeti, ilahiler, coşku, vahdeti vücut ve felsefe… Ne tür bir teklifle düşünülmeye başlanıyor? Eroğlu’nun teklifi “Şi’r-i Kadim”i doğrudan okumak.

Modern zamanların klasik şiirimize ulaşımı zorlaştırdığı bir hakikat. Hele edebiyat tarihi ve “Şi’r-i Kadim” üzerine yazılan kitaplar, ne kadar iyi niyetli yazılmış olsalar da, yine de o şiire modern okuyucunun ulaşmasına, değişik zaviyelerden birer engel. O engelleri bir yana bırakıp, bazen sözlüğü bile yanına almayıp, doğrudan “Şi’r-i Kadim” okyanusuna dalmayı teklif ediyor Eroğlu. Bu yüzden “Geçmişin İçindeki Geçmiş”, alışılagelmiş divan şiiri incelemelerinden ayrı bir yerde durur.

Eroğlu okuyucunun kendi tecrübesine ve yorum yeteneğine güvenir. Bir bakıma der ki o, “Oku, bakalım sen bu şiirde neler neler göreceksin. Ve okuma esnasında hangi duraklara başvurma gereği duyacaksın.” Bu yönüyle gayet özel bir kitaptır Geçmişin İçindeki Geçmiş. Klasik şiirimizden her okuyucunun kendine göre çıkaracağı fikir, duygu, inci ve mercanları merak eder Eroğlu. Zaten kendisinin okuma yöntemi de budur: O araya hiçbir eser veya kişiyi sokmadan, bismillah deyip, divan şiiri okumalarına girişmiş. Bunu başka bir insan veya okuyucuyu olmadan yapmış. Şi’r-i Kadim’e hem kendi çağından hem de yazıldığı dönemin içinden bakmaya çalışmış. Çünkü şiir, her şeyden önce bir şahsiyet işidir. Şiirde okuyucunun muhatap olduğu şey, şairin şahsiyetidir. Şairin şahsiyetiyle dolaysız bir şekilde muhatap olunduğunda karşılaşılan şeyler, okuyucuyla şairin buluştuğu noktadır. Eroğlu bu noktanın önemini belirtir ve o noktaya doğru hareket edilmesi gerektiğini söyler. Çünkü orada değerli bir şairle karşılaşacağımız gibi, kendimizi de görmeye ve anlamaya dönük, hissi ve düşünsel bir uğraş da gerçekleştirmiş olacağız.

Eroğlu’nun teklif ettiği şey, her okuyucunun kendine göre yapacağı bir şerhtir

Öyle ki bu kitabıyla “Şi’r-i Kadim” üzerine sıkı bir okuma yapan, düşünen Eroğlu bile kendini çeker, okuyucuyla işaret ettiği metinleri baş başa bırakır. Bu yüzden Eroğlu şiir şerhine girişmez. Çünkü teklif ettiği şey, her okuyucunun kendine göre yapacağı bir şerhtir.

Fakat tabii bazı önemli bilgileri vermekten de çekinmez. Yani tamam divan şiirine yalın, dolaysız bir şekilde yaklaşacağız ama, bu okumanın da bir bilgilenmeyi gerektirdiğini unutmamalıyız. Eski şiirin kendine has özellikleri vardır. Bu özellikler yakalanmadan, okuma serüveni eksik kalır. Her okuyucu kendine hitap eden şairi ve şiiri bulacaktır, onun peşinde koşturacaktır. Ancak belirli bilgilerden mahrum kalındığında, bu faaliyet aksayacak, belki de başlamadan bitecektir. Bu yüzden Türkçe, Farsça, Arapça üzerine ayrı bir dikkat gerekir. Şairlerin divan oluşturdukları dönemi, genel hatlarıyla da olsa bilinmelidir. Sembol, imge, tasavvuf, felsefe, düşünsel faaliyetler, tarikatlar, savaşlar incelenmelidir. Modern şiiri bilmek bile kıyaslama imkanı doğuracağından divan şiiri okumalarında önemlidir. Bu tür önemli noktalara da Eroğlu kitabında dikkat çeker, onlar üzerinde durur. Yoksa okuyucu destursuz bağa girenlerden biri olmaktan kurtulamaz.

Eroğlu’nun henüz fikirlerinden söz etmeye başlamadık bile. Onu da inşallah başka bir haberde yaparız.

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 14:55
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13