Şiir biriktiriyor hayatının her bir dakikasında

Nurettin Durman, 'Derin Yara' kitabında insani halleri temaşa eyliyor. Gâh kalabalıkların arasında, gâh çıkıp giderek kalabalıkların arasından... Muaz Ergü yazdı.

Şiir biriktiriyor hayatının her bir dakikasında

Nurettin Durman, şiirimizin bereketli şairlerinden. Yaz kış durmadan akan ırmaklar gibi mısraları da şiir vadisinde durmadan akıyor. Akıyor, etrafını yıkmadan, yatağını aşındırmadan. Sessiz ve derin… Şiir onun nezdinde yazılan bir metin değil, bir yaşam, bir yaşam biçimi… Şiir biriktiriyor hayatının her bir dakikası. Anlık duygulanımların mısralara dökülmesinden müteşekkil bir durumu işaret etmiyor onun şiirleri. Hayat, acı, çocukluk, hüzüz ve dahi insan için, insana münhasır ne varsa hepsi Durman’ın mısralarında dile geliyor. Dile yalnız bunlar geliyor değil; mazlum coğrafyamızın çığlığı da aksini buluyor onun şiirlerinde. İmamesi kopmuş tespih taneleri gibi acının, zulmün, kederin kuyusuna yuvarlanmış şehirlerimiz de ses veriyor mısralarında. Kudüs, Bağdat, Şam, Saraybosna, Kahire, Kurtuba… Kadim şehirlerimize ağlayan şiirler…

Düzgün, dupduru yaşayanlardan Nurettin Durman. Bir mümin tevekkülüyle, inanmış kul vakarıyla… Şiirini ve günümüzdeki şiir anlayışlarının yarattığı meşruiyeti kötü kullananlardan değil. Şiiri ahlaksızlığa, edepsizliğe mazeret kılanlardan olmadığı kesin. Yani şair pozlarında dolaşmıyor. Racon kesmiyor. İsyana ve nisyana düşmeden bir âdem olma yolunda. Şiiri de aynı… Keskin, dışlayıcı, küstah mısraları bulamayız onda. Asla şov yapmaz kelimelerle.

Bir düş çınarının düşle gerçek arasında gördüğü şiirlerin kitabı

Derin Yara, Durman’ın yeni yayınlanan şiir kitabı. Profil Yayınları'nın şiir serisinden… Yeni bir şiir kitabı ama insanın hiç eskimeyen, hiç iyileşmeyen, her dem var olan derin yarasının, sızısının yansımalarıyla dolu kitaptaki bütün mısralar. Canı yanan biri var kelimelerin yansımalarında. İnsan biraz da can yanmasından mütevellit değil mi? İnsan olmak ölüme bakar olmak değil mi? Nurettin Durman büyük bir cesaretle bakıyor ateşe, güle, sarp kayalara, daralan vakitlere…

Nurettin Durman, Derin Yara kitabında insani halleri temaşa eyliyor. Gâh kalabalıkların arasında, gâh çıkıp giderek kalabalıkların arasından. Güz mevsimi bir durak oluveriyor. Ve aşk… En çok da ateşten bahsediyor. Ateş kuşundan… Sonra çocukluk, Tiyanşan Dağı'ndaki bir çiçek. Çabakçur sonrasında. Şairin doğduğu memleket, Bingöl… Ve anne… Durman’ın şiirinde çağlayıp duran bir çocukluk var, çocuk saflığıyla sevmek… Ağlatan türkülere özlem. Bir ince ah ile gelip geçen türküler. Ve her daim diri tutulan umut… Şair, insan olmaklığın bütün endişesine bir diri umutla karşı koyuyor. İnsan zaten umutla korku arasında gidip gelmiyor mu? Durman’ın mısraları da aynı şekilde hem geçmişle gelecek, hem umutla korku, hem de varlıkla yokluk arasında salınıp duruyor. Bir garip yolcu hali.

Durman şiirini söylerken hem modern seslerden, hem klasik edebiyatımızdan, hem de halk edebiyatından feyiz alır. Heceyle yazdığı gibi serbest ölçüyle de yazar. Hele “Huruç” bambaşka bir tarzda yazılmış bir şiir. Yazılış şekliyle dikkat çekiyor. Derin Yara, bir düş çınarının düşle gerçek arasında gördüğü şiirlerin kitabı. Bu şiirlere kulak vermeli. Dinlemeli bu şairi…

Muaz Ergü yazdı

Yayın Tarihi: 30 Ağustos 2014 Cumartesi 11:52 Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2018, 18:07
banner25
YORUM EKLE

banner26