Sıbyan mektepleri kapatıldı da yerine ne kondu?

İsmail Kara ve Ali Birinci Hocaların hazırladığı 'Bir Eğitim Tasavvuru Olarak Mahalle/ Sıbyan Mektepleri' eseri, hatıraların, tetkiklerin, yorumların eşliğinde zevkli bir yolculuğa çıkarıyor. Kamil Büyüker yazdı.

Sıbyan mektepleri kapatıldı da yerine ne kondu?

Yaşadığımız ülkenin ortak kaderidir: Milli Eğitim’imiz hep problemlidir. Bu hâl dünden bugüne iyiye gitmekten öte daha da kangrenleşmekte ve içinden çıkılmaz bir hâl almaktadır. Tefekkürden yoksun, koşu atları gibi sınavlar arasında yönünü şaşırmış yeni nesiller aramızda maalesef. Sebepleri, nedenleri, nasıl düzeleceği üzerine ciddi çalışmalar yapılıyor mudur? İşte bu sorunun cevabı da muamma. Maarif meselemizin ilk basamağı olan mahalle/sıbyan mektepleri yaşadığımız sıkıntıların çözümü için önümüzde çok önemli bir örnek. Muhayyilemizde artık pek de yeri olmayan mahalle/sıbyan mektepleri mevzusuna detaylı eğilmek isteyenler için belki de ilk ve tek kaynak eser “Bir Eğitim Tasavvuru Olarak Mahalle/ Sıbyan Mektepleri” adıyla yayınlandı. İki kıymetli kalemin, İsmail Kara ve Ali Birinci Hocaların ortaklaşa hazırladıkları eser mahalle mektepleri arasında sizi tarihi, tarihi olduğu kadar hatıraların, tetkiklerin, yorumların eşliğinde zevkli bir yolculuğa çıkarıyor.

Mahalle mektebine başlama merasimleri

Önceleri bir düşünce, bir fikir halinde iken, Ali Birinci Hoca’nın 1982’de II. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi’nde bildiri olarak sunduğu “Mahalle Mektebine Başlama Merasimi Ve Mektep İlahileri” başlıklı metin dolayısıyla, kitap düşüncesi filizlenmiş ve 1997 yılında Mahalle Mektebi Hatıraları (Kitabevi yay.) olarak neşredilmesine vesile olmuş. Yayınlandığı dönemde de ilgi uyandıran ve sadece hatıra boyutu olan eser, aradan geçen süre zarfında daha fazla görsel malzemeyle desteklenmiş, yorumlarla ve tetkiklerle meraklılarına farklı kapılar açan bir boyuta ulaşmış ve nihayet bir küçük risaleden dört başı mamur bir kitap haline gelmiş. Şimdi elimizde 467 sayfa hacminde ve Dergâh yayınları logosu ile önümüzde duran muhalled bir eser var.

Kitabın giriş yazısında İsmail Kara, sıbyan mektebi, mekteb-i sıbyan, taş mektep, muallimhane, muallimhane-i sıbyan gibi adlarla anılan mahalle mekteplerinin kendisinde sürekli merak uyandırdığını belirtiyor ve bu halkaya kısmen de olsa Rize’de yetişenlerden biri olarak kendi mektep hayatına ve gözlemlerine yer veriyor. Mahalle mektebinin ilk adımı ve başlangıç merasimi ve işin tabiri caizse en zevkli tarafı olan “Âmin alayı” ve “Bed-i Besmele Cemiyeti”ne vurgu yapan Kara, eskilerin unutamadığı en önemli hadiselerden ve en fazla hatıra nakledilen tarih karelerinden birisinin bu merasimler olduğunu ifade ediyor.

İlk mektep deyip geçmeyin, her şey burada başlıyor

Mahalle mektebi deyip geçmemek gerekiyor. Çünkü inancın mimariye, estetiğe, velhasıl esere yansımasının bariz bir örneğini de yine mahalle mekteplerinde görüyoruz. Kitap, medeniyet olmanın ve medeniyetin unsurlarının nasıl ilmek ilmek, nakış nakış işlendiğinin gösterilmesi bakımından da önemli bir arşiv vazifesi görüyor. Yine bu noktaya atıfta bulunan İsmail Kara içeriği, folklorü ile bu canlı binayı şöyle ifade ediyor: “Mahalle mekteplerinin folklorü de hayli canlı ve renkli. Çocuk kıyafetleri, amin alayı öncesi türbe ziyaretleri ve çocukların tesbihten geçirilmesi, türbedar tarafından okunup üflenmesi, cüz kesesi, minder, rahle, hilal, sürec, elifba, supara, cüz, cumhur ilahileri, çıkınların düzüldüğü bevvab sırığı, mürekkep yalamak, dua, ziyafetler, şekerleme ve tatlılar, hoca hediyeleri, falaka, değnek, tek ayak üstünde durma cezası, devam tahtası, talebelerin ayakyolunda gidip-gelme tabelaları (gitti-geldi levhası), su küpleri veya fıçıları, mektep içi duvar hatları, yemek çıkınları, 'ferğab' a çıkmak, takke kapmak, azat olmak, bal mumu yapıştırmak, post (minder) kavgası…” (s.14) Hepsinin farklı anlamları olan, komple bir kültürü ve o kültürün halkalarını teşkil eden bu semboller aslında meselenin hiç de küçümsenmeyecek kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.

İlk sıbyan mektebi Fatih Külliyesi içinde

Tarihi kayıtlarda ilk sıbyan mektebinin Fatih Sultan Mehmed tarafından Daru’t-talim adıyla Fatih Külliyesi içinde kurulduğu kitapta zikredilirken, farklı tarihlerde mahalle mektepleri sayıları ve mevcutları ile örneklendirilmiş. İstanbul Belediyesi’nin 1335 (1919) senesi için yayınladığı istatistik de dönemin verilerini ortaya koyuyor. Buna göre İstanbul’da 29’u hususi mektep statüsünde olmak üzere 227 mektep bulunmaktadır. 29 hususi mektepte 154 muallim, 35 muallime (kadın hoca), 3705’i erkek, 1148’i kız olmak üzere toplam 4853 talebe; 198 resmi mektepte 930 muallim, 560 muallime, 13480’i erkek, 10630’u kız olmak üzere 24110 talebe (s.17) olduğu yine kitapta nakledilmekte. Bunun yanında 1897 tarihli bir mahalle mektebi diplomasında şu derslerin okutulduğu tesbit edilmiş: Kur’an-ı Kerim, Tecvid, İlmihal, Tarih-i Osmanî, Sarf-ı Osmanî, Coğrafya-yı Osmanî, İmlâ, Hesap, Hüsn-i hat.

Yerine bir şey koyamadığımız kayıplarımız

Ve yine bu kitap dolayısıyla içimizi sızlatan bir başka husus, elimizden kaçan ve havsalamızdan uçup giden değerlerimiz, İsmail Kara Hoca’nın ifadesiyle kayıplarımız! Özellikle bu noktanın atlanmaması için vurgu yapan Kara, kayıplarımızın ne denli hayati, ne denli büyük olduğunu ifade ediyor ve Yahya Kemal’den önemli bir metin naklediyor: “Ele alınması gereken en önemli hususlardan biri de kayıplarımız! Pek farkında olmadığımız, yerine de bir şeyler koyamadığımız hayati kayıplarımız. Yeni ilk mektepte de okuyan Yahya Kemal, ömrünün sonlarına doğru kendisine döndüğünde, mahalle mektepleri için şunları söylemekten kendini alamıyor: 'Eğer oraya [Üsküp’teki mahalle mektebine] gönderilmemiş olsaydım, tahsilim doğrudan doğruya bir yeni maarif mektebinde başlasaydı milliyetimin en hoş bir hatırasından mahrum kalmış olurdum. Çocukluğumda olsun birkaç sene güzel mazimiz içinde yaşamış oldum.' (s.19)

Falakanın altına seve seve yatarım”

Kitapta meşhurların mahalle mektebi hatıralarından dinlendiren, düşündüren, gülümseten metinler de sunulmuş. Bunlara örnek olarak “İstanbul Çocukları” (Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey), “Benim Mekteplerim” (Halide Edip Adıvar), “İlk Hocam” (Hasan Âli Yücel), “Hamal Olmak Hevesi” (Ahmet Emin Yalman), “Hayatımın Bazı Seneleri” (Yahya Kemal Beyatlı), “Mektep Ve Hafızlık Hatıraları” (Ali Rıza Sağman), “İlahilerle Mektebe Başlayış” (Sermet Muhtar Alus), “Mektebe Başlama ve Amin Duaları” (Sadri Sema) gibi metinler zikredilebilir. Bunlar arasında yazarın da naklettiği metin hakikaten kayıplarımızın büyüklüğünü göstermek açısından kayda değerdir. Ercüment Ekrem Talu’nun söyledikleri de, Osmanlı mektepleriyle alakalı yapılan “falaka” edebiyatlarının ne derece yerinde ve doğru olup olmadığını tespit açısından önemlidir. Talu diyor ki: “'Ah!' diyorum; bana şimdi o çağımı iade eden olsa, falakanın altına nasıl da seve seve yatarım!”

Dünle beraber her şeyin gitmiş olduğu muhakkaktır. Ancak hiç olmazsa dünün eserlerine sahip çıkma gibi bir sorumluluğumuz var. Öyleyse işe mahalle/sıbyan mekteplerine müracaat ederek başlayabiliriz.

Kâmil Büyüker yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 17:19
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13