Sibel Eraslan'dan bir yol hikâyesi: Canfeda

Hz. Fatma Annemizi didaktik bir şekilde ele almayıp çok katmanlı bir anlatı kuruyor Canfeda'da Sibel Eraslan..

Sibel Eraslan'dan bir yol hikâyesi: Canfeda

Oruç ve Ramazan-ı şerifi aylaklığıma bahane etmekte pek mahirim. Biraz ekmekten biraz sudan kesilince dermanımı idareli kullanmaya başlıyorum ve tabir-i caizse rölantide çalışıyorum. Fakat Peygamber Efendimiz'in Ramazan-ı şerifte üç büyük gaza ettiğini hatırlattılar büyüklerim geçenlerde. Kendime çekidüzen versem iyi olacak.

Geçen cuma günü Beyazıt Kitap Fuarı’nda şöyle bir dolaşayım dedim. Sohbet çadırındaki konuşmacı pek ilgimi çekmemişti. Standların önünden avlanmaya müsait bir şekilde yürüyordum. Şükür ki çok geçmeden Timaş tarafından avlandım. Pek muhterem ablamız Sibel Eraslan kitaplarını imzalıyordu. Sibel Abla’yı uzaktan seviyordum ben. Henüz hiçbir kitabını okumamıştım. Fakat takip mesafesini koruyordum. Çalışmalarını takdir ediyor ve öneriyordum da. Kelimeleriyle henüz tanışmamıştık ama.

Henüz mürekkebi kurumamış bir muhabbet mektubu Canfeda

Standa yanaştım. Son çalışması Canfeda'yı gözüme kestirdim. İmza sırası bana geldiğinde bir kaç kelam etmek istedim. Daha ismimi söylemeden "sizi bir yerden tanıyorum sanki" dedi. Ben de o keyifle "yukardandır" dedim. "Evet" dedi, “olabilir.” "Ruhların bir arada durduğu yerden, bezm-i elestten." Çalışmalarını takdir ettiğimi beyan edip, ezvac-ı tahirat annelerimizin her birisine müstakil bir eser kaleme almasını temenni ettiğimi söyledim. Bir arkadaşımı daha kendisiyle tanıştırmak bahanesiyle arkadaşım adına imzalattım kitabı.Sibel Eraslan, Canfeda

Kitabı ancak pazartesi günü kendisine verebileceğim için, arkadaşımdan izin isteyip ondan önce ben okudum Canfeda'yı. Canfeda, biricik annemiz, övüncümüz, dayanağımız, mahşer günü şefaatini dilediğimiz, Resulullah Efendimiz'in biricik kızı, Şah-ı Merdan Hz. Ali'nin muhterem zevcesi, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin Efendilerimiz'in annesi Hz. Fatma validemizi anlatan bir roman. Mart ayında basıldı, henüz mürekkebi kurumamış bir muhabbet mektubu.

Roman için bir yol hikâyesi desek yanlış olmaz

Şair Zebun bin Mestan'ın Divan-ı Zehra'sının kaybolması macerası üzerinden sahneye çıkardığı kahramanlara Fatma Annemizi anlattırıyor Sibel Eraslan. Ömrünün son demlerine yakın kör olmuş bir ebe nine, onun yanına aldığı, annesi âlem-i cemale yürümüş, babasından bihaber bir genç oğlan, sevgilisini kaybedip mecnuna dönen bir âşık, Divan-ı Zehra’sı yandıktan bu yana işleri yoluna girmeyen şair Zebun bin Mestan ve hepsi istisnasız Fatıma Zehra annemizin sevdalısı birçok başka karakter... Hepsi Hz. Peygamber'in goncasını kendince anlatıyor ve muhabbetlerini izhar ediyorlar.

Roman için bir yol hikâyesi desek yanlış olmaz. Karakterler farklı farklı şehirlerden evvela Kerbela'ya ve Mekke-i Mükerreme’ye gidiyor ve derken Medine-i Münevvere'de roman son buluyor. Kitabı okurken, “bu hikâyenin filmi çekilse yeni bir ‘Bab'aziz’ izleyebiliriz” diye düşündüm. Bir uşağın efendisine sıdk ile bağlanışını, bir âşığın gayrıyı görmeyen halini, eski bir haydutun terkin en güzel örneğini sergileyişine tanık ediyor bu anlatı bizi.

Yazar söylemiyor da satır araları okunduğunda şöyle bir şey görünüveriyor; sadık uşak üzerinden Ayvaz'ı, âşıkı anlatırken Mecnun’un ve Leyla'nın hikâyesini, eski haydut üzerinden de İbrahim Ethem'in hikâyesini anlatıyor isimlerini değiştirerek. Oğluna kavuşmak isteyen bir baba da var hikâyede. O da Yakup'a (a.s) gönderme yapıyor.

Hz. Fatma Annemizi didaktik bir şekilde ele almayıp çok katmanlı bir anlatı kuruyor Canfeda'da Sibel Eraslan. Okunası ve tekrar okunası, yılda en az bir kere uğranılası bir eser.

Ahmed Sadreddin yazdı

Yayın Tarihi: 30 Temmuz 2012 Pazartesi 19:11 Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2019, 17:48
YORUM EKLE

banner19

banner36