banner17

Şeyh Galib'in romanı yazıldı!

Vedat Ali Tok’un Semender'i ile Şeyh Galib'i biyografik bir roman ile tanıma imkanımız var.

Şeyh Galib'in romanı yazıldı!

 

Türk edebiyatına roman türünün girişinden çok sonra, Cumhuriyet döneminde Mehmet Emin Erişgil’in 1951’de yayımlanan Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp ve İslamcı Bir Şairin Romanı: Mehmet Âkif (1956),  Tahir Alangu’nun “Ülkücü Bir Yazarın Romanı: Ömer Seyfettin” (1968); Oğuz Atay’ın “Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan” (1975)  isimli biyografik romanlar, edebiyatımızda fikir ve sanat hayatıyla tanınan şahsiyetleri romanlaştırmanın besmeleleri olmuştur. Böylece bir dönemin tanınmış isimlerinin hayatını edebi biyografiyle hafızalara perçinlemek hedeflenmiştir.

Son on yıl içinde ise roman formunda yazılan biyografilerin sayısı günden güne artmıştır. Böylece, Necati Cumalı’dan İskender Pala’ya,  Elif Şafak’tan, Atilla Şenkon’a ve Sinan Yağmur’a kadar genişleyen yazar yelpazesi açılmıştır.

Takdir edersiniz ki çokları için biyografileri okumak sıkıcıdır. Biyografik romanlar okumayı ve öğrenmeyi kolaylaştırsa da yazarına, hem romanın doğası gereği kurmaca öğeleri hem de yaşamış bir kişiyi anlattıkları için gerçek öğeleri bünyesinde barındırması sebebiyle büyük bir sorumluluk yükler. Okuyucu kitaba konu olan şahsiyeti okudukça gözünde canlandırır, içselleştirir ve sindirir. Bu yüzden doğru yön çizmek çok önemlidir.

İşte edebi biyografi türünün yakın çevremdeki örneği Pervanenin Rüyası isimli Fuzuli romanından sonra nihayet Semender de elimdeydi. Berceste dergisi genel yayın yönetmeni Vedat Ali Tok’un divan şiirinin son büyük şairi Şeyh Galib Romanı’nı yazdığını duymuştum. Tarihin derinliklerinde kalan ve hayatlarını şiirin ışığıyla aydınlatarak yaşamlarını sürdüren şairlerdi yazarın seçtiği hayatlar. Vedat Ali Tok, bu kültür hizmetini popüler medya ile savaşmak pahasına yapıyordu. Öğretmenlik hayatını sürdürürken okurlarına şairlerin dünyasını aralıyordu.Semender, Vedat Ali Tok

Roman daha adıyla okuyucuya bir şairin hayatını anlattığını müjdeliyor. Heyecanlı ve sürükleyici konuları sevenler için durağan gelebilecek bu roman, şair deyip de geçmeyin, sözüne mühür vururcasına işlenmiş. Herkesin kendi beklentiler içinde yaşarken yuva/r/landığı, umutlandığı, çalıştığı, çabaladığı hayat denizinde bir şairin yüreğinin götürdüğü yere teslimiyeti gözler önüne sermiş.

Romanda 18. yy.ın sosyal hayatı ve siyasî yapısı hem bireysel hem de evrensel bir paralellikle kendini gösteriyor. Ana teması, görünürde Mevlevî şair Şeyh Galip’in annesi babası, eşi çocukları, yaşadığı muhitle ilişkileri, şairliği, dergâhtaki 1001 günlük çilesi, şeyhliği olsa da derininde, yaşanan yüzyılın şiir sanatına bakış açısı, üzerinden 5-6 yüzyıl geçmesine rağmen Mevlânâ’nın tasavvuf ilmi ile Mevleviliğin devamı ve Sultan III. Selim’in ilim erbablarına ve sanata verdiği değer izleniyor.

İlk defa Konya şeyhi Ebubekir dedenin kapısına giden Galib ilerleyen yıllarda, Sultan III. Selim’in Pamuk Şeyhidir; Esrar Dede’nin yarenidir; Mevlânâ’ya ve Beyhan Sultan’a âşıktır; Yûnus’a hayrandır.

Romanda birinci tekil şahıs ve Türkmen Eke isimli bir anlatıcı mevcut. Kahramanı kendi dilinden okumak insana farklı bir lezzet veriyor. Karşınızda hayalini kurduğunuz kişiyle dertleşirken onunla hüzünleniyor, onunla gülüyor, onunla ağlıyorsunuz. Bu yüzden ki roman nehir sularına kapılmışçasına okunuyor. Türkmen Eke isimli anlatıcı ise Sebk-i Hindî üslubunun temsilcisi Şeyh Galib ile alakalı şair ve şiire dair ne varsa okuyucuyu bilgilendirmek adına not defterine açıklayıcı notlar düşen hayali bir kişi. Öyle ki bu not defterine düşen yazılardan, işlenen konuyla alakalı kıssaları ve Galib’in Hüsn-ü Aşk isimli eserini, sadeleştirilmiş bir efsane olarak okumak da mümkün. Bu notlar ve bilgilendirmeler romana belgesel niteliği de kazandırmış. Belli ki yazar, üzerine aldığı sorumluluğun bilinciyle böyle bir yol tercih etmiş.

Okuyucu; “Ateş denizinde mumdan gemiler”le yaptığı yolculukla başlayan bir rüya ve şiirin engin hayallerine ilk adımını atan Galib ile birlikte yol alıyor. Onunla birlikte keşfedilmemişi keşfetmek, gönül deryasından inciler dermek şansına eriyor.  Ayrıca “Bir demir dağı boynunda taşımak” ,“Bir ateşten bir ateşe” konmak ne demek; semâ ile şifa bulmak, gıdalanmak ne demek anlıyor. Kâh 24 yaşında çıkardığı divanın heyecanıyla içten içe mutluluğu yaşıyor, kâh anne acısıyla kıvranışıyla kıvranıyor, kâh da Esrar Dedeye olan kısa küskünlüğüyle derin bir düşünceye dalıyor.  Şairin, şiir ve şair hakkındaki görüşlerine de yer veriliyor. Acısıyla tatlısıyla bir şair şeyhin yaşam öyküsü dilleniyor romanda. Zaman zaman Mevlânâ’nın aşk ve semâ ile ilgili sözleri, zaman zaman da Şeyh Galib’in gönül ikliminden şiir yağıyor ılık ılık. İnsan, romanın satırları arasında yaşarken bazen mezar taşı niyetine semazenin başındaki sikkeyi giyiyor bazen de beyaz tennureyle mezara giriyor; yaşarken ölmeyi beceremese de hayal ediyor.

Kurgusunda bilgilendirmeyi de amaç edinen yazar, o zamanlar şairler meclisi toplantılarında yapılan konuşmaları okuyucuya aktarıyor. Tezkireleri konu eden bir sohbet ortamında Galib’in, Nâbî’nin şiirine eleştirel yaklaşımı ve sonrasında duyduğu utanç oldukça ilgi çekiyor. Oysaki onun Nâbî’ye karşı gelmesinin altında, artık gücünü yitirmeye başlayan divan şiirine özde bir söyleyiş, yenilikçi düşünce ve canlılık getirmek isteği yatmaktaydı.  Etrafında şiir ufkuna onun kadar derin bakanların olmaması söylediklerinin anlaşılırlığını da zorlaştırıyordu. Ayrıca o sohbetlerde hikemi şiirden intihallere kadar bilgilendirici diyaloglar da mevcut.

Mevlevilik ve Melamilik hamuruyla daha baba ocağındayken yoğrulmaya başlayan Galib hayatı boyunca bu konular üzerinde duruyor. Babası Mustafa Reşid Efendi ve annesi Emine Hatun, evladına aşırı düşkün ebeveynler… Şerife hanım ise anlayışlı bir eş…

Evet, “Hüzün yüzlü semender”di o. “Çile üstüne çile” çektikçe genişlerdi yüreği. Hüsn ü aşk ile yaşardı hayatını. Kullandığı ateş imgesi de adeta yanışının sembolüydü.

Bana göre yazarın, annesini kaybeden Galib’e renklerini kaybettirmesi ve sadece gri renge talim ettirmesi, bu renkli dünyada çektiği en büyük çiledir. Gerçeklik payını bilmesem de roman kurgusundaki bu hal beni fazlasıyla etkiledi. Gri dünyanın içinden sızan hüzün gözyaşlarımı tutamayışıma sebebiyet verdi.

Romanın anlattığı zaman dilimi için Osmanlı imparatorluğunun özellikle askeri ve siyasi yenileştirme çabalarının hızlandığı eğitim ve kültür açısından Batıya yönelmenin başladığı dönem olarak söz edilir. Dönemin padişahı III. Selim de ileri görüşü ve düşüncesiyle farklılığını romanda da gözler önüne sermiş. Mevlevîliğe karşı derin bir sevgi besleyen III. Selim, çağının en büyük şairi ve şeyhliği kendisinin saltanat yıllarına rastlayan Galata Mevlevîhanesi şeyhlerinden Galip'le şehzadeliğinden beri ilgilenmiş ve ona içten bir sevgiyle bağlanmış. Bu sevgisi, onun divanını basmış olmasından da bellidir. Şeyh Galib III. Selim için yazdığı türlü kasidelerde, onun yenilikçi yönünü övmüş ve bu alandaki çalışmalarını şiirleriyle içtenlikle desteklemiştir.

Romanda olayların geçtiği mekânlar genellikle dergâhlar, sohbet meclisleridir. Romanda açık ve anlaşılır bir dil kullanılmış. ifadelerdeki zenginlik, kullanılan üslup, diyaloglardaki gerçeklik yazarın kahramanla gerçek bir empati kurduğunun delili. Yaşayan Türkçeye sadeleştirdiği şiirler romana ayrı bir güzellik katmış. Okuyucu roman arasında şiir iklimiyle mısra mısra ıslanıyor. Olaylar açık ve net ortaya konmuş olsa da yorum hakkı okuyucuya bırakılmış.

Sonuç olarak, Vedat Ali Tok’un Semender: Şeyh Galib Romanı, ateşler içinde yanıp kül olmayan bir şairin, yüzyıllar sonra hala alev alev yaşadığının bir kanıtı…

Bu efsanevi hayatı okumak ve zihnin seyir perdesinde bir sinema filmi gibi izlemek için kitabınızı almayı unutmayın.

Kitaba ulaşmak isteyenler Berceste dergisinin adresine e-posta atabilirler [email protected]

 

Sergül Vural inceledi, değerlendirdi

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 14:16
YORUM EKLE
YORUMLAR
M. Korkut
M. Korkut - 7 yıl Önce

MerhabaAdı "roman" olan her kitap roman değildir. Hele hele "Ömer Seyfettin Ülkücü Bir Yazarın Romanı" hiç roman değildir. Sallamayın lütfen.

Orhan H.
Orhan H. - 7 yıl Önce

Semender'i okudum. Roman. Hem de iyi roman. Tek kusuru var. Yerel de basılmış. Kaleminize sağlık Sergül hanım.

banner8

banner19

banner20