Sevgi Bir Varlık, Bilgi ve Ahlak Meselesidir

Bilal Kemikli'nin 'Sûfi, Aşk ve Ölüm' kitabı, beşerin insan olmasını sağlayan birkaç cevherden ikisi olan aşkı ve ölümü mutasavvıfların bakış açısıyla anlamaya çalışıyor. Buna bir de mekân boyutu eklenir kitapta. Ahmet Serin yazdı.

Sevgi Bir Varlık, Bilgi ve Ahlak Meselesidir

Akademik çalışmalarıyla ilim dünyasına katkı sağlayan Prof. Dr. Bilal Kemikli, her ne şartta olursa olsun edebiyata ilgisini hiç yitirmeyen bir edebiyat sevdalısı aynı zamanda. Onun bir edebiyat metni yazar gibi yazdığı akademik çalışmalardaki dilinin akıcılığını, biraz da daha öğrenciliğinden beri içinde bulunduğu edebiyat camiasında yoğrulmasına bağlamak gerek.

Daha ilk gençliğinden beri edebiyat dergilerini izleyen, dergi çalışmalarına katılan, Ankara’daki edebiyat mahfillerinde zaman geçiren Bilal Kemikli, akademik çalışmalarına edebiyatı mutlaka yoldaş eyliyor.

Sûfi, Aşk ve Ölüm” de onun bu çalışmalarından biri. Aşkı, ölümü ve mekânı tasavvufi bakış açısıyla anlama/açıklama çabasını güden bu kitabın Bilal Kemikli için ayrı bir önemi de var.

Bir gün Murat Hüdavendigar Külliyesi’nin çınar, akasya ve dut ağaçlarının gölgelendirdiği o asude çay bahçesinde oturmuş konuşurken “Babamın vefatından sonra bir teselli bulurum diye İbni Sina’nın ‘Ölüm Korkusundan Kurtuluş’ risalesini okuyordum. Sonra bir akademisyen dost o kitabın İbni Sina’ya ait olmadığını söyledi. Bunun üzerine ben de oturup ‘Sûfi, Aşk ve Ölüm’ü çalışmaya başladım.” cümleleri ona ait. Bu cümleler, aynı zamanda bu kitabın hangi ruh haliyle yazıldığını göstermesi bakımından da önemli.

Yazarı tarafından üç bölüme ayrılan kitap, beşerin insan olmasını sağlayan birkaç cevherden ikisi olan aşkı ve ölümü mutasavvıfların bakış açısıyla anlamaya çalışıyor. Buna bir de mekân boyutu eklenir kitapta.

Tasavvuf, hayatın içinde

Bilal Kemikli için tasavvuf, geleneğimizi süsleyen estetik bir renk değildir sadece. Tasavvuf, insanın insanla, insanın evrenle ve insanın Allah ile ilişkisini açıklayan, önce beşer sıfatını taşıyan varlığı ‘insan’ katına yükselten bir hayat biçimidir aynı zamanda. Kitabın daha ilk sayfalarında yer alan “Tasavvuf: Ehl-i derde derman olmak” ara başlığı, sadece ilmi/akademik bir çalışmada yer alan açıklayıcı bir satır olmaktan da öte, taraf ifade eden bir tercihtir. (s.3) Yine “Tasavvuf, Türk insanının dimağını ve gönlünü besleyen en önemli kaynaklardan birisidir.” (Önsöz) cümlesi, Kemikli’nin tasavvufa bakışını net olarak ortaya koymaktadır.

Aşk imiş her ne var âlemde

Prof. Dr. Bilal Kemikli Hoca, kitaptaki makalelerini ve tebliğlerini, elbette olması gerektiği gibi, akademik bir disiplin içinde yazar. Öne sürdüğü görüşü, yaptığı tespiti temellendirir ve açık bir şekilde ifade eder.

Kitabın ilk bölümü olan “Sufi ve Aşk Telakkisi”, mutasavvıfların varlığı, âlemi ve insanı neyle açıkladığını anlatır. Bu bölümde, mutasavvıfların tekkelerde sadece evrad u ezkarla uğraşan miskin kişiler olmadıklarını, ondan daha ötede hayata ve varlığa dair tezler geliştiren birer düşünür ve dil konusunda birer uzman olduklarını ve üstelik de onların, bu düşüncelerini anlatmak için de kendilerine özgü, açık, anlaşılır ve belki biraz mecazlarla örülü bir dil geliştirdiklerini öğreniyoruz. Yazar, mutasavvıfların kendilerine özgü bir dil kuran birer düşünür olduklarını “(…) Sufi şair, tasavvufi düşüncenin mecazı besleyen dünyasından yararlanarak kurduğu dille bir dilci ve ele aldığı konularda tasavvufa mahsus yöntem ve bilgi anlayışıyla hayatın ve mutluluğun anlamını arayan ve varlığın mahiyetine ilişkin tasavvurları olan bir filozof (hakîm)tur.” (s.5) cümleleriyle ifade eder ve bu ifadeyi çeşitli örneklerle destekler.

Öte yandan Kemikli Hoca, dünyayı ve varlığı sevgi ekseninde açıkladıklarını söylediği mutasavvıfların bu yaklaşımlarını anlatırken onların sadece afaki beyanlarda bulunmadıklarını, bunları belli bir metodoloji içinde yaptıklarını da tespit eder.

Günümüzde birçok insan tarafından piyasada çokça tüketilen hikmetli sözlerin sahibi olarak isimleri gündeme gelen mutasavvıfların, sevgiye sadece soyut bir kavram gözüyle bakmadıklarını, sevgiyi tanımlayıp bunu ontolojik bir bilgiye dönüştürdüklerini de “ (…) Bu zaviyeden herhangi bir sufi şairin Divan-ı İlahiyatı tetkik edildiğinde, onun sevgi kavramını, varlık, bilgi ve ahlak nazariyeleriyle birlikte ele aldığını görürüz. Evet, sevgi bir varlık meselesidir, bir bilgi meselesidir ve bir ahlak meselesidir. Diğer bir ifadeyle bugün biz bir sevgi yokluğundan ve yoksulluğundan söz ediyorsak öncelikle, varlık, bilgi ve ahlak anlayışımızı sorgulamamız gerekir. (s. 7) cümleleriyle anlatmaktadır.

Tasavvuf insanı miskinleştirir mi?

Allah’ın âlemi sevgisiyle yarattığına inanan sufilerin, bu yüzden herkese ve her şeye sonsuz bir merhamet ve bitmeyen bir sevgi nazarıyla baktığını öne sürer Kemikli Hoca. Kitabında öne sürdüğü düşüncelerle ‘tasavvufun insanı aktif hayattan ve gündelik sorunlardan uzaklaştırıp pasifleştirdiği, bir kenara çekilip sadece sevgi sözleri söyledikten sonra başına gelenlere safça katlanan insanlar topluluğu haline getirdiği’ şeklinde düşünenlere üstü örtülü bir reddiye yazdığını düşündüğüm Kemikli Hoca, sufilerdeki insan sevgisini ve bu sevginin gerekçesini de “Varoluşu sevgiye bağlayan sufi muhayyile, gördüğü her şeyde bir güzellik arayacaktır. Bunun için tabiatı sevecek, bunun için insanı sevecek, bunun için hayvanatı ve nebatatı sevecektir. Çünkü görünen her şey surette çirkin olsa bile özde güzeldir. Bu yüzden sureti değil, sîreti önemseyecek; şekilcilikten ve insanı daraltan çizgilerden kurtulup manaya ve fikre yönelecektir. Yunus’un ‘Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü!’ ( s. 8) mısrası buradan bakınca anlam kazanacaktır.” cümleleriyle sarih bir şekilde ortaya serer.

Bu bakış açısına sahip olan insanlar da, elbette her şeyin güzelleşmesi için çabalayacaklar ve yeryüzünü cennet kılmak için durmadan uğraşacaklardır. Yani bu düşünce, insanları pasif olmaya değil, tam tersi kötüye, kötülüğe ve çirkinliğe karşı vaziyet almaya itmektedir, düşüncesine ulaştırmaktadır bizleri.

Ölüm karşısında derviş

Kitabın ikinci bölümü “Sufi ve Ölüm Düşüncesi” başlığını taşır. Bu bölümde Kemikli Hoca, ölüm kavramını, bu kavrama kimlerin nasıl baktığını sorgular. Herkesin bildiği gibi, mensubu olduğumuz gelenek ölüme bir yok oluş gözüyle bakmaz. Hatta ne yok olması, asıl vatanımıza dönüşün bir kapısıdır ölüm ve bu yüzden de ölüm, yolu gözlenendir bir anlamda.

Bunlar, herkesin bildiği şeyler aslında. O yüzden de kitapta bu düşüncelere fazla yer verilmez. Onun yerine yeni bir kavram çıkar karşımıza: ‘İrfanî ölüm’

Bilal Kemikli, irfani ölümün tasavvufun ölümü ele alış biçimi olarak anlaşılması gerektiğini söyler. ‘İrfani ölüm’ tamlamasında ölüm sözcüğü kadar irfan sözcüğünün de önemli olduğunu vurgulayan Kemikli Hoca, irfan sözcüğünün ‘bilme, idrak’ anlamına geldiğini söyler. Kemikli Hoca ayrıca buradaki bilmenin bilimsel bilgiden farklı olarak ilham edilen, tefekkür sonucu ulaşılan bir bilme olduğunu söyler. Bu bölümde Kemikli Hocanın değindiği ölüm, dünya hayatının sona ermesi değil “…bizatihi hayatın içerisinde ölüme dair bir bilgilenme sürecini ve bir bilinç halini ifade eder.” (s.56) şeklinde açıkladığı ölümdür.

Kısacası, irfani ölümü idrak eden bir insan, dünyanın fani olduğunu tam olarak kavramış ama buna rağmen dünyadan kopmayarak kendisini ahirete hazırlayan kişidir.

Bu bölümde Kemikli Hoca, tasavvufi bakışın, insanın ‘irfanî ölümü’ içselleştirip bir iç yolculuğa çıkması ve bunun sonunda zamanın da izafi olduğunun farkına vararak nefsini terbiye etmesi gerektiğini söylediğine dikkat çeker. Ölüme dair bu düşünceleri geliştiren mutasavvıfların ise bu düşünceyi “İnsanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanacaklardır.” mealindeki hadisin kılavuzluğunda geliştirdiklerini not düşer. (s.59)

Mekanlara kandil olan dervişler

“Sufi Şair ve Muhit”, kitabın üçüncü bölümünün başlığı. Bu bölüm de ayrı bir öneme sahip. Bu önem -sonuçta sadece bir kişi olan- sufilerin bulundukları mekânı ve o mekânın mukimlerini nasıl dönüştürdüklerinin anlatılmasıyla ilgili bir önem aslında.

Bu bölümde ilk olarak Emir Sultan’ın Buhara’dan yola çıkıp uzun bir yolculuktan sonra yerleştirdiği Bursa’yı ve giderek koca bir imparatorluğu nasıl etkilediği anlatılmaktadır uzun uzun.

Emir Sultan’ın ardından Hacı Bayram Veli, Aziz Mahmud Hüdayi, Sun’ullahi Gaybi ve Osman Kemali’nin yaptıkları yolculuklar ve bu yolculuk sonucu ikamet ettikleri mekânlarla nasıl bütünleştikleri, yer yer tarihi dönüştüren işlere imza attıkları anlatılmaktadır daha sonra da.

Bulundukları şehirlerin göğünü kandil gibi aydınlatan bu dervişler, mekanlara karakterlerini veren bir manevi doku inşa ederler aynı zamanda. İşte Kemikli Hoca, o dokunun nasıl inşa edildiğini, o dokuyu inşa edenlerin nasıl ve hangi şartlarda bu görevi üstlendiklerini anlatır bu bölümde de.

“Sûfi, Aşk ve Ölüm”, dağdağası içinde yorulduğumuz şu çatısı AVM’lerle örülmüş dünyanın dışında kimliğimizi inşa eden ama şimdi unuttuğumuz dünyaların da olduğunu bizlere hatırlatan derinlikli bir çalışma.

Bilal Kemikli, Sufi Aşk ve Ölüm, Kitabevi Yayınları

Ahmet Serin

Yayın Tarihi: 27 Temmuz 2017 Perşembe 17:35 Güncelleme Tarihi: 22 Kasım 2018, 17:17
banner25
YORUM EKLE

banner26