“Sessiz Yanılsama” üzerine sesli düşünceler

“Sessiz Yanılsama” bizi hikâyenin dört ana unsuruna dikkat çekerek başlatıyor biraz masal, biraz hayal, biraz gerçek çokça hüzün yüklü yolculuğumuza. Daha çok içe doğru yapılan bu yolculukta bazı hikâyelerde umudun, bazı hikâyelerde vicdanın, bazı hikâyelerde acının, bazı hikâyelerde ise sabrın elinden tutup yola devam ediyoruz. Fatıma Betül Tatar yazdı.

“Sessiz Yanılsama” üzerine sesli düşünceler

Hikâyeyi oluşturan dört ana unsuru anlamlı kılan zamanın ve mekânın içinde karakterlerin duyguları, olaylara karşı gösterdikleri tavır, mekânın içinde kapladığı alan ve zamanın kurgudaki akışı, hikâyemizi günlük bir olay olmaktan çıkartıp edebi bir eser olarak bizlere sunuyor.

Sessiz Yanılsama bizi hikâyenin dört ana unsuruna dikkat çekerek başlatıyor biraz masal, biraz hayal, biraz gerçek çokça hüzün yüklü yolculuğumuza. Daha çok içe doğru yapılan bu yolculukta bazı hikâyelerde umudun, bazı hikâyelerde vicdanın, bazı hikâyelerde acının, bazı hikâyelerde ise sabrın elinden tutup yola devam ediyoruz.

Bu yolculuk esnasında yazar İbrahim Kaya, günlük hayatımızda çoğu kez varlığını dahi fark etmediğimiz nesnelerin, hayatın içinde görmezden geldiğimiz karakterlerin dünyasına misafir ediyor okurlarını. Bazen gülümseten bazen de gözlerimizi yaşartan kurgularla dünya üzerindeki bozulmuşluklara ve yozlaşmaya dikkat çekiyor. Karamsar bir bakış açısıyla zihinleri kurcalasa da umudun elini asla bırakmıyor. Hikâyelerinde yer verdiği dini motifler ve kavramlarla da dünyadaki bozulmaya karşı en büyük umudumuzun iman ve ahlâk olduğu vurgusunu çok başarılı bir şekilde yansıtıyor.

Kitaptaki “Hüzünlü Masa” hikâyesinde bir akasya ağacının altındaki masayı dile getiren yazar, masanın gözünden insana, tabiata olaylara bakarken, “Kâğıt Toplayıcısı” hikâyesinde gözlerimizi dolduran bir dramı bizlere anlatıyor.

“Gidenlerin pişman oldukları şeylerden ne vakit vazgeçecektim? Bugün gördüklerimi yarın görmeme ihtimalim her an bulunmasına rağmen nedendi bu kabına sığmama hâlim?” diyen yazar okuru zamanı kendi akışı içinde sorgulatırken bir diğer hikâyede “Rüzgârla ölünür müydü hiç?” diye soruyor.

Kalabalıklar içinde yaşarken insanın temiz kalabilme ihtimalini hikâyeci; “Temiz kalmak için illa yalnızlığı tercih etmek mi gerekiyordu? Kalabalıklar neden bozuyordu insanı?” sorgusuyla düşündürüyor.

İnsanın dünya yolculuğunda yaşadığı, yaşayabileceği acıları ve sevinçleri kaderini oluşturur. “Dünyaydı işte; bir varsın bir yoksundu. Hesaptaki değildi de nasiptekiydi olan.” ama insan nasibini yakalamak için de çabalamalı, gayreti elden bırakmamalıydı. “Bu kadar yokluğun içinde çocuklarının etrafında çırpınan anneyi acı üzerine acı yaşasa da bu kadar güçlü kılan neydi acaba?” cümlesiyle de anlatıcı acının da insanı güçlü kılabileceğini gösteriyor.

Ve birbirinden güzel diğer hikâyeler…

“Sessiz Yanılsama” yirmi iki adet kısa hikâyeden oluşuyor olsa da hikâyelerin üslup ve kurgusundaki benzerlikler, kullanılan zaman göz önüne alındığında bir bütünlük oluşturuyor. Kahramanlar iç dünyalarında mücadele ederken, etraflarında olup biten olaylara karşı da duyarsız kalmayarak hem kendilerini hem de yasadıkları toplum düzenini sorguluyorlar.

İnsanın eşyaya ve âna yüklediği mânâ ve ehemmiyeti hikâyelerinde ustalıkla kullanan İbrahim Kaya; günümüz insanının bilinçaltını oluşturan dinamikleri okuruna sorgulatarak, şehirli ve modern olmanın insanı doğal ve sade olmaktan uzaklaştırdığını, kişinin kendine güvenmekle kibir arasındaki ince çizgiyi kavrayamadığında neler olabileceğini, dünyayı daha yaşanabilir ve anlamlı kılmak için bir şeyler yapmak gerektiğini, hayatın kenarında yaşayan çaresiz insanların dramlarını gözler önüne seriyor.

İbrahim Kaya daha önce yayımlanan hikâye kitabı “Kutlu Oda”da bize bir köy odasından bozkır hikâyeleri sunarken, “Soğuk Temmuz”da bize yine bizim hikâyemizi anlatmıştı. “Sessiz Yanılsama”da ise büyükşehirde, kalabalığının içinde, bütün o koşturmaca ve hengâmede bizi kendi iç yolculuğumuza çıkartarak etrafımıza daha dikkatli bakmamızı sağlıyor.

Kitabın akıcı üslubu, hikâyelerin doğallığı kitabı bir solukta okutsa da parça parça, tadını çıkara çıkara okumanızı tavsiye ederim.

Fatıma Betül Tatar

Kaynak: Aydos, 30.sayı

Yayın Tarihi: 28 Ekim 2022 Cuma 11:00
YORUM EKLE

banner19

banner36