Senin İsmail'in kim veya ne?

Umre için, hac için, kurban için birçok metni elimize almışızdır. Bunların içerisinde etkisinden kurtulamadığımız kitapların başında gelir Ali Şeriati'nin 'Hacc'ı… Fatih Pala yazdı.

Senin İsmail'in kim veya ne?

https://www.ktpkitabevi.com/urun/insan-yagmurlariHaccı, Kâbe’yi, Tavaf’ı, Hacer’ül-Esved’i, Makam-ı İbrahim’i, Sa’y’ı, kurbanı, bayramı ve daha diğerlerini… Evet, bunları ve bunlarla bağı olan bütün hac ve kurban menasıklarını kim daha güzel okur, kim daha güzel anlar, kim daha güzel anlatır? Şimdiye kadar bu içerikteki birçok metni birçok kişi, birçok vesileyle okumuştur. Umre için, hac için, kurban için böylesi metinleri elimize almışızdır. Bunların içerisinde etkisinden kurtulamadığımız, bir okumakla bırakmayıp belki ikinci, belki üçüncü kez okuduğumuz yazı, metin, kitap hangisidir acaba? Bu soruyu, yakın çevremdeki okuma erdeminden nasibini alan, hayatına okuduklarıyla tertip düzen veren Müslümanlara yönelttiğimde, genelinden aldığım cevap aynı oluyor: Ali Şeriati'nin Hacc'ı…

Her okuyuşumda beni etkisi altına alan bir şaheserdir Hacc. Bunu söyleyenin yalnızca ben olmadığımı biliyorum; yalnız değilim elhamdulillah. Müellifinin o engin düşünce ve fikir dünyası müthiş üslubuyla birleşince, ortaya okunmaya doyulmayan bir çalışma çıkmış oluyor. Acaba, diyorum, bilsek de Farsça aslından okumuş olsak Ali Şeriati’yi, o vakit, aldığımız şimdiki lezzetin kaç katı lezzet misafir olur dimağımıza? Çevirisi bunu yapınca, aslı daha bir alıp götürürdü herhalde bizi. Özgün Yayıncılık’a ve mütercim Mustafa Çoban’a kardeşçe bir teşekkür ulaştıralım el-an.

Hacc ve Kurban bayramı atmosferi, iklimi, sevinci, heyecanı üzerimizde mukim iken, “İşte tam bunları bugün tevhidî bakış açısıyla gündeme taşımak gerekir.” derken, Şeriati’nin Hacc kitabı gülümsüyor bize. Kitabın serüveninin, yani Hacc konusunda söyleyeceklerinin hepsinin, yaptığı üç kez hac ve bir kez de umreden edindiği deneyiminin ve kazandığı anlayışının özeti olduğunu söylüyor merhum müellif. Dört büyük ziyaret, dört büyük ibadet, dört büyük basiret, dört büyük feraset doğuruyor Hacc eserini. Bunca duygu, düşünce, fikir seli de ancak böylesi bir hissedişten, bu denli bir yaşayıştan, içselleştirmeden gelirdi zahir.

Her an bir başka yerdesin, sürekli bir kımıldayışsın”

Her hacı sayısınca bir hac olacağı gerçeğine parmak basan Şeriati, değindiği noktaların anlaşılması, anlam bulması adına adeta cümle harbine girişiyor. Kurduğu cümlelerle okuyucunun kalbine kalbine vuruyor. Bu vuruşları devam ederken, birden Kâbe’yi anlatışını dinler halde buluyoruz kendimizi: “Mescid-i Haram alanındasın, yani Kâbe karşında. Geniş bir sahne. Ortasında boş bir küpten başka hiçbir şey yok! Aniden kendini bir titremedir alıyor! Hayret! Şaşkınlık! Burada… Burada hiç kimse yok! Burada hiçbir şey yok! Seyre değer bir şey bile yok! Boş bir oda; hepsi bu!” Şu tefekküre bakar mısınız? Ziyaret edilen bir Peygamberin mezarında, bir âlimin türbesinde, bir büyüğün kabrinde hatıra getirilecek, hissedilecek, dikkatleri celbedecek, belli şeylerle ilişki kurulacak bir nokta var olmasına rağmen Kâbe’de hiçbir şeyin bulunmaması olayına aydınlık olsun için işaret fişeği gönderiyor Şeriati. Büyük hayretler uyandırıcı ifadelerinden sonra, hiçbir kimsesiz ve hiçbir şeysiz Beytullah’ın bu hali için “Bu harika bir şey!” cümlesini kurarak okuyucuyu ferahlatıyor kıvrak maharetiyle. Kimsenin olmamasından güzellik çıkarıyor. Kâbe’nin bir çatı, bir uçuş çatısı olduğunu, insanın bir an ve sonra her an hislerinin Kâbe’den sıyrılıp kurtulduğunu, boşlukta kanat çırpıp uçtuğunu ve nihayetinde “mutlak olan”ı hisseder vaziyete büründüğünü söylüyor. Bu öyle bir vaziyet ki kişioğlu, parçalanmış yaşamında, küçücük dünyasında asla bulamayacağı, hissedemeyeceği şeyi, yani bitimsizi, yani sonsuzluğu soluyor. Evvelden düşüncede, duygu boyutunda olan, şimdi gözler önünde, Kâbe müşahedesiyle yüce Rabb, yüce Hâlık, yüce Allah celle celaluhû yerleşiyor iriden ufağa cümle hücrelere.

İnsana Kâbe’sini, insana kıblesi bulduran ve kalbini bunlarla dolduran Ali Şeriati, tavafa başlatıyor doyasıya: “Allah, dünyanın kalbidir, varlığın mihveridir, etrafında tavaf eden âlemin merkezidir. Sen, bu manzumede ister Kâbe’de ol ister âlemde, bir parçacıksın nihayetinde. Hareketli bir zerresin. Her an bir başka yerdesin, sürekli bir kımıldayışsın. Ama yalnızca tek bir ‘biçim’sin ve her an bir başka ‘biçim’desin. Sürekli değişimdesin, ‘olmakta, dönüşmekte’sin, tavaftasın.” diyerek Kâbe’yle küt küt eden, küt küt atan kalbin mesafesine bozulmaz bir “mesafe ayarı” çekiveriyor. Oradan Hacer’ül-Esved’e, biat etmeye, Makam-ı İbrahim’de İbrahimî dinlenmeye, sa’y’e, Safa ile Merve arasında Hacerce bir coşkuya ve bir daha yorulmamak için yorgunluk koşusuna. Şeriati için tavaf, yalnızca Allah; sa’y ise yalnızca beşer! Yine tavaf, ruhtan başka hiçbir şey; sa’y ise cisimden başka hiçbir şey! Ve yine tavaf, var olmanın bedeli, gökyüzünün çığlıkları; sa’y ise yaşama sevinci, lezzeti, toprağın sessizliği…

Senin İsmail’in kim veya ne?”

Meş’ar, Mina, Müzdelife ve Arafat’ın anlam dünyasına hayran kalarak Kurban’ın esrarlı kapısına dayanmış oluyoruz sakin sakin. Şeytan taşlandı, şeytan tahkir edildi ve iş İbrahim (aleyhisselam) ve her bir Muvahhid için İsmail’ini (aleyhisselam) kurban etme, kurban verme, Hâlık’ına yakınlaşmak için halk’ından, en yakınından vazgeçme zamanı geldi çattı. Mina’ya dönüyor tekrar vakfe görevini tamamlayanlar ve İsmailler’inden vazgeçmek için bıçaklarına sarılıyorlar. Sarıldıkları bıçak mıdır, gelip geçen bütün bir ömür müdür, sahip olunanların tümü müdür, bunun kararını kendisi verecek artık her hacı. Hayata karşı hayat. Daha soylu ve sevdalı bir yaşam için, en kıymetlini, en önemlini kurban sunmak her şeyin Sahibine. Tam bu sırada yöneltiyor işte Şeriati o meşhur sorusunu: “Senin İsmail’in kim veya ne?” Akabinde cevap için yardımcı olmaya çalışıyor, ipuçları veriyor ard arda: “Makamın mı? Şerefin mi? Konumun mu? Kariyerin mi? Mesleğin mi? Paran mı? Evin mi? Bahçen mi? Otomobilin mi? Sevgilin mi? Ailen mi? Bilgin mi? Rütben mi? Sanatın mı? Din adamlığın mı? Elbisen mi? Adın mı? Şöhretin mi? Canın mı? Gençliğin mi? Güzelliğin mi?”

Şeriati’nin listesi, yardımcı mı oldu yoksa içinden çıkılmayası mı kişi için? Evet, kurban edileceğin, kurban verilecek şeyin hakikati ve esprisi; kişiyi iman yolunda zayıflatan, gitmeye değil, kalmaya çağıran, sorumluluk yolunda tereddüde düşüren, kendine bağlayıp tutan, gönül bağı sebebiyle kişinin “mesajı” işitmesine ve gerçeği itiraf etmesine engel olan, kaçmaya davet eden, maslahatlarla, ruhsatlarla dolu teviller ve yorumlar empoze eden, sevgisiyle gözü kör eden akla gelen ve gelmeyen her bir şey… Her bir İbrahim ve dolayısıyla her bir hacı, İsmail’ine karşı olan zaafından ötürü şeytan aleyhillane’nin oyuncağı haline geliyor. Zaafın ya da zaafların bertaraf edilmesi için, kimi zaman bir şahıs olan, belki bir mal, bir konum, bir durum olan bütün mânilerin mânâ okyanusunda eritilmesi, hakikat rüzgârının önünde estirilmesi gerek. İnsanlar yani söz konusu cümle İbrahimler, kendilerini gayet iyi bilip tanırlar. Rahmetin de zahmetin de farkına varacak istidada sahiptirler. Şu halde yapılması gereken için kollar sıvanmalı ve kavuşmak için ayrılmayı göze ve gönle almalı. Herkes İsmailler’inin bir listesini çıkarmalı ve cennetine giden yollarını kapatan engellerinin iplerini tek tek çözmeli. Aradaki bağı gerdikçe germeli ve nihai noktada, gerginliğin en şedid noktasında bıçağı vurmalı şüphelerden arınmış bir ihlâsla, aydınlık bir ruhla.

Beşerin, Hakk’a tabi olmadığı müddetçe şaşması kuvvetle muhtemel olanın, tabi ki insanın, Rabbine doğru seferi olan Hacc’ı ve onun barındırdığı anlam harikalarını sosyologlukta zirvelerde yer edinen Ali Şeriati’den tekrar okumak, yeniden ve yenilenerek farkediş surlarına kement atmak demek oldu şimdi bizim için. Bu evrensel hakikati, sözde, eylemde, inançta ve ruhta ümmete kendini ispatlamış ya da bizim öyle sandığımız bir simadan almak ve algılamak kâr getirici oldu şimdi bizim için. Bu kıymetli adamın yerini yeni kıymetlilerin doldurmasını temenni ediyoruz.

Hacc’ı okuyanlar, bir kez daha okumalı; iki kez okuyanlar, üçüncü için erinmemeli. Hiç okumayanlar için söylenilmesi gerekenler söylendi sanıyoruz. Hacc’ı ve o eşsiz iklimin hâkim olduğu mekânları yaşar gibi olmak ve bir ileri noktada neredeyse yaşar olmak isteyen gerek er, gerekse hatun kişi, hiç tereddüt etmeden elini, gönlünü ve ruhunu bu çalışmayla buluşturmalı diyor ve bayramımızın gerçek bayram olmasını Rabbimizden niyaz ediyoruz vesselam...

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2018, 14:51
YORUM EKLE

banner19

banner13