Senin benim değil, tüm Müslümanların meselesi

'Benim Meselem'de İsmail Kılıçarslan hepimizi ilgilendirmesi gereken meselelerden bahsediyor. Dört bir yanımızı saran sıkıntılardan, ümmetin içine düştüğü dipsiz karanlıktan, dizüstü kapaklandığımız büyük düşüşten… Muaz Ergü yazdı.

Senin benim değil, tüm Müslümanların meselesi

https://www.ktpkitabevi.com/urun/benim-meselem-126160013Benim Meselem”, İsmail Kılıçarslan’ın geçtiğimiz ay yayınlanan kitabı. Kitabın adının benim meselem olması kimseyi yanıltmasın. Kılıçarslan, hepimizi ilgilendirmesi gereken meselelerden bahsediyor. Dört bir yanımızı saran sıkıntılardan, ümmetin içine düştüğü dipsiz karanlıktan, dizüstü kapaklandığımız büyük düşüşten… Onu okurken Müslümanların makûs talihini de okuyoruz aynı zamanda.

Sivri, keskin, tavizsiz bir dili var İsmail Kılıçarslan’ın. Yer yer argoya da kaçıyor. Sanırım bu, samimiyetinden, dolaysızlığından ve dile getirdiği meseleleri gerçekten mesele olarak gördüğünden kaynaklanıyor. Yapay, yapmacık değil. Aksine yürekten konuşuyor. Ne diyordu Cemil Meriç: “Argo kanundan kaçanların dili. Uydurma dil, tarihten kaçanların... Argo, korkunun ördüğü duvar; uydurma dil şuursuzluğun. Biri günahları gizleyen peçe, öteki irfanı boğan kement. Argo, yaralı bir vicdanın sesi; uydurma dil, hafızasını kaybeden bir neslin. Argo her ülkenin; uydurma dil ülkesizlerin...” Kılıçarslan deli gömleği gibi üzerimize giydirilmeye çalışılan ithal kanunlara, kurallara ve Müslümanları silikleştiren, pısırıklaştıran küresel propaganda diline de tamamen karşı.

Bosna'yla çok ciddi, çok boyutlu kültürel, ekonomik iş birliği gerekli

Benim Meselem”, son dönemlerin insan hakları ve hukuku açısından tam bir yüz karası olan, modern Batının Müslümanlara karşı katliamlardaki seyirci rolünü bir kez daha sergilediği, binlerce masumun göz göre gözü dönmüş canilerce katledildiği Bosna yazısı ile başlıyor. Yazının adı “Enkazın Altında Rengarenk Bir Çiçek Bosnam”. Aliya’dan bahsediyor uzun uzun. Evet, üzerinde uzun uzun durmamız gereken derin bir bilge ve komutandan. İnancı ve ideali uğrunda hep çileli bir ömürle sınanan büyük bir adamdan. Bir büyük sorumluluktan… O, dönemin entelektüel mahfillerinde istediği yeri alabilecek zekâda biriydi. Böyle bir kolaylığı seçmek yerine halkıyla iç içe Müslüman bir yaşamın peşinde oldu. Ömrünün büyük bölümü mahkeme salonları ve hapishanelerde geçti. Aliya, bu berbat, zalim işleyişin içinde insan kalmak gibi uzun bir yürüyüşü gerçekleştirdi. Kılıçarslan’ın da vurguladığı gibi savaş anında bile adaleti elden bırakmadı. Düşmanlarına benzemedi. Aynı nebiler gibi düşmanlarına bile adaletle davrandı. Azgınlığa, intikama prim vermedi.

İsmail Kılıçarslan, Aliya sonrası Bosna-Hersek’ten çok kaygı duyuyor. Haklı bir kaygı bu. Şu an ekonomisi çok zayıf, işsizlik haddinden fazla. Yoksulluk bütün dehşetiyle hüküm sürüyor. Ülke büyük sıkıntılar içinde. Bu konuda bizlerin üzerine düşen görevi yapmadığımızı belirtiyor yazar. Bosna’yı sadece Başçarşı'dan, börekten, Mostar'dan, köfteden ve kahveden ibaret gördüğümüzü söylüyor. Kültürel bağımızı kavileştirecek çalışmaların azlığından ya da planların içeriksizliğinden… Bosna’ya turistik seyahatler düzenlemenin, oralara dair güzellemeler düzmenin son tahlilde çok da faydası olmayacak. Çok ciddi, çok boyutlu kültürel, ekonomik iş birliği gerekli. İki tarafı da tanıyan, vatansever kadrolara ihtiyaç var. Oraların umudu Türkiye. Bütün gözler Türkiye’ye bakıyor. Bakıyor ama bizim yardımlarımızın Avrupa devletlerinin yardımı yanında esamesi bile okunmuyor. Somut anlamda yok gibi bir şeyiz. Bosna avucumuzdan kaymak üzere. Bir süre sonra kardeşlik, şanlı tarih söylemleri bile bizi bir araya getirmeye yetmeyecek.

Hüzün coğrafyalarına Filistin ve Doğu Türkistan da dahil

Kitap bir yaralı bölgeyle daha devam ediyor, Doğu Türkistan… Çin’in yıllar boyu süren zulmü altında inleyen mazlum bir halk. Dinlerini, dillerini kaybetmekle karşı karşıyalar. Yüz binlerce idam, on binlerce mahkûm, zırt pırt alfabe değişimi, seyahat yasağı ve bu yasak sonucu Hacca gidememek… Doğu Türkistan’ın kaderi de bu. Çin işkencede istikrarını korumuş durumda. Bizse tepkisizliğimizi, vurdumduymazlığımızı…

Hüzün coğrafyamızdan söz açılır da Filistin unutulur mu? Kılıçarslan oraları da unutmamış… Mahzun Kudüs’ü… Bu bölümde soruları tersten soruyor. Müslümanlara terörist diyenlerin aslında asıl teröristin kendileri olduklarını ortaya koyuyor sonra. Oturdukları masa başlarında dünyayı dizayn eden Batılı yamyamlar. Menfaatleri uğruna kan dökmekten çekinmeyenler. Kendi dışındakileri hayvan olarak dahi görmeyenler ve onların ölümleri karşısında garip haz duyanlar. Kılıçarslan, yenilmeye tahammülü olmayan modern vahşiler ve onların coğrafyamızdaki piyonlarını teşhir ediyor. Nasıl bir insanlık dışı psikolojiye sahip olduklarını da… Mısırlı Esma Baltacı da var kitapta. Hatırlanacağı üzere Mısır’da şehit edilmişti. Esma, gözlerine bakmaktan ve hesap vermekten korkacağımız ümmetin mazlumu…

Dindarların bozulmuş ahlakı ve sosyal algısı

İsmail Kılıçarslan ülkemizdeki gündemi de pas geçmemiş. Son sürat gittiğimiz liberalleşme, serbest piyasalaşma durumumuzu da… Türkiye’deki gidişata ve cemaatlere sosyoloji temelli bir bakış var. Kıymeti kendinden menkul “muhafazakârlaşma”, güç zehirlenmesi, müstağnileşme, ben kazanırım ben harcarım bencilliği, şallı erkek gibi kavramlar yazarın ilgi alanına giriyor. Müslümanların bünyesine giren ve yavaş yavaş yıkıma yol açan bu kavramlara karşı dikkat çekiliyor. Dindarların bozulmuş ahlakı ve sosyal algısı mercek altına alınıyor. Dünyayı ve dünya malını değersiz görmesi gereken bir dinin müntesiplerinin dünyevileşme saçmalığına derin eleştiriler… Evet, birer ilim irfan yuvası olması gereken ve bağlılarını siyasetin karanlık dünyasından muhafaza etmesi gereken tarikatlar, cemaatler birer holding gibi. Hepsi güç, para, adam devşirme hırsında. Siyasi alanların her yerine nüfuz etme ve nüfuz kullanma peşindeler. Bu doğru bir şey mi? Kılıçarslan böyle bir anlayışı kabul etmiyor ve sorguluyor. Aynı zamanda Cemaat'le Hükümet arasındaki sürtüşme ve mücadele de konu ediliyor.

Benim Meselem”, bir şair olan İsmail Kılıçarslan’ın düne ve bugüne dair yorumlarını, eleştirilerini, değerlendirmelerini içeriyor. Aktüeli geçmişin ışığında sorguluyor. Samimi bir üslupla ele alınmış bütün meseleler. Okumalı ve değerlendirmeli…

Muaz Ergü yazdı

Yayın Tarihi: 01 Nisan 2015 Çarşamba 12:20 Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2018, 11:15
banner25
YORUM EKLE

banner26