'Sen onlar gibi dönme', dedi oğluna Şeriati

Bünyamin Doğruer, 'Ali Şeriati' kitabında Ali Şeriati’yi bütün yönleriyle ele almaya çalışarak okuyucuyu onunla tanıştırma yoluna gitmiş. Fatih Pala yazdı.

'Sen onlar gibi dönme', dedi oğluna Şeriati

Fars diyarının farklı şahsiyeti Ali Şeriati, bugün yaşasaydı 82 yaşında olacaktı. Lakin şehadet, onu 44’ünde iken Rabbine alıp götürdü. Yaşadığı günlerine büyük işler sığdırarak gidenlerdendi o da. Başlı başına bir ilim, fikir, düşünce, eylem ve hareket adamıydı.

Şair ve yazar Bünyamin Doğruer’in Denge/Düşün Yayınları’ndan 1998’de ilk baskısı yapılan Ali Şeriati kitabını bilen var mı bilmiyorum. Bir dönem, yayınevinin “İslam Önderleri Serisi” adı altında yayınlanan kitaplarından birisidir bu çalışma. Bu kitabında Doğruer, Ali Şeriati’yi bütün yönleriyle ele almaya çalışarak okuyucuyu onunla tanıştırma yoluna gitmiş.

O dönemde, bu seri bağlamında daha başka güzel eserlere de imza atıvermişti yayınevi. Mesela, Yaşar Kaplan’ın Hz. Ali’si, Şaban Piriş’in Hz. İbrahim’i, Ekrem Sağıroğlu’nun İmam Azam Ebu Hanife’si, Mahmut Çınar’ın Ammar b. Yasir’i, Hasibe Turan’ın Hz. Hatice’si, Fatih Okumuş’un Malik Bin Nebi’si bunlardan bazılarına örnektir. Hepsi birbirinden değerli ve kıymetli olan bu çalışmalar, tarihten bugüne yaşamış olan, yetişen genç nesle örneklik ve önderlik yapacak mühim şahsiyetleri gündem etmenin, güncel tutmanın gayesini taşımıştır. Biz, şimdi vefat yıldönümü münasebetiyle Ali Şeriati’yi dikkatlere sunmaya çalışacağız Bünyamin Doğruer’in aynı isimdeki kitabı çerçevesince.

Şeriati’nin oğlu İhsan’a yazdığı mektup

Kitap içerisinde, Şeriati’nin İslamî mücadeledeki yerinden kanla mühürlenen mesajına, mücadele metodundan insanları aydınlatmasına, İran devrimindeki rolünden devrimin başlıca ideologu olmasına, Şiî mezhebi hakkındaki görüşlerinden aleyhtarlığını yapan Marksistlere ve Furkan grubuna, Cezayir kurtuluş savaşına verdiği destekten hapishane hayatına kadar çok boyutlu bir Şeriati profili çiziyor Doğruer.

Yazar, Şeriati’nin kitaplarından pasajlar sunarak, onun fikrî yapısını ve düşünce dünyasını okurun zihninde belirginleştirmeye çabalamış. Onu en iyi tanımanın yolu, elbette ki düşüncelerini ifade ettiği kitaplarındaki cümleleri olacaktı. Yazar ve fikir adamları için bu, kaçınılmaz bir durumdur zaten. Doğruer de bir anlamda, Şeriati’nin kendi kendini tanıtması yolunu tercih ederek daha sahih bir yol izlemiş oluyor. Okunulan metinden anlaşılanın aktarılmasıyla, o metnin aynının paylaşılması arasında fark olsa gerek. Belki anlatılan ile anlaşılanın aynı olmama durumu ya da anlam kayması yaşanma durumu hâsıl olabilir bu minvalde. Bu noktada, Doğruer’in tercihini makbul gördüğümüzün altını çiziyoruz hassaten.

Kitapta, Şeriati’nin oğlu İhsan’a yazdığı mektup hem hüzün verici hem de öğüt taşıyıcı nitelikte. Onun üzerinde durmayı faydalı görüyoruz. Şeriati gibi bir aydın, bir entelektüel, bir dava adamının oğluna yazdığı sözleri, hem de son sözleri, dinlenilmeye ve anlaşılıp değerlendirilmeye değmez mi? Son sözlerinin olduğunu tabiî ki kitaptan öğreniyoruz. Zira yaklaşık kırk gün sonra Savak ajanlarının kurşunlarının hedefi olacağını aktarıyor Doğruer. İran’daki hapishane hayatından sonra gözaltında tutulan Şeriati, daha sonra hicret etme kararı alır ve yurt dışına çıkar. Fransa ve Belçika’ya gider. Oradan da Amerika’da tahsil yapan oğlu İhsan’a zikrettiğimiz mektubunu yazar.

Şeriati mektubunda, artık sona doğru yaklaşmış olduğunu hissettiğini yazıyor. İhtiyarladığını, vücudunun zayıf düştüğünü, hastalıklara düçar olduğunu, fiziki durumunun yanında ruhsal olarak da büyük çöküntüler içinde kaldığını, bu hallerden ötürü de ne yazabildiğini, ne konuşabildiğini ne de fikir, ilim ve irşad yönünden bir gelişme kat edebildiğini vurgulayarak bunları, kendisi için asla söz konusu olacak şeyler olarak görmediğini bildiriyor oğluna. Eylem ve hareket adamı için kabul edilecek bir hal değildir bu haliyle. Şeriati’yi anlayabilmek için, onun yaşadıklarıyla müsavi olacak bir yaşantıya sahip olmak gerekir sanırım. Yoksa “onu anlıyorum” sözleri havada kalır söyleyenin. Böyle adamları anlamanın yolu, aynı anları solumaktan geçecektir hâsılı kelam.

"Ömrümün bir an'ını bile kişisel mutluluğum için harcayamam"

Mektubuna devam eden Şeriati, kendisinden çok bahsettiğini ve aslında bundan, bu yaptığından hiç hoşlanmadığını yazdıktan sonra, ama bu yaşadıklarının kendisi için ibret olmasını temenni edip rahatça sürdürdüğü hayatına şükretmesi ve sorumluluklarının farkına varması için yazması gerektiğini hatırlatıyor oğluna. Hayatın, bir dava uğrunda geçmedikten sonra hiçbir anlam ifade etmediğini fark etmesini istiyor. Uğrunda mücadele ettikçe lezzetlerin en yücesiyle dolduğu tevhid davasını, kendinden sonra oğlunun da tavizsizce sürdürmesini bekliyor içten içe bu sözleriyle.

Mektupta, en azından bizim öyle görmemizden dolayı, şurası çok önemliydi: “Herkes gidiyor mühendis oluyor, doktor oluyor, hukukçu, fizikçi, kimyacı olup dönüyor. Eğer bir millet bunlardan yoksunsa, bunları para ile alabilir ve getirtebilir. Bütün aydınlarımız, dışarıya gittiklerinde komünist oluyorlar, sosyalist, liberal, demokrat, materyalist, nasyonalist oluyorlar. Ya da olmadan, gittikleri gibi kalıyorlar. Dönerken de dolu bir bavul ve diplomalı bir işle geliyorlar ailelerine. Ama bunların hiçbirisi ne yeni bir iştir ne de bir derde dermandır.” Şeriati, bu sözleriyle orada halen okuyan oğlu Salih’e bir yön çizmeye, bir rota belirlemeye çalışıyor esasen. Ya da bu yön çizme ve rota belirleme olayında, en azından andığı bu nahoş ve hayırsız kıstaslar çerçevesinde kalarak tıkanmamasını salık veriyor. Hep gelişmesinin, hep üretmesinin, hep hayırlı yönde değişmesinin tavsiyesinde bulunuyor. Avrupa’ya esaslı bir Müslüman mührü vurmasını bekliyor ondan, oğlundan, ömrü boyunca çok kısa bir münasebet kurduğu davasının varisi İhsan’dan.

Belki de Şeriati hakkında, eşi Puran Şeriati’nin kaleminden çıkan “Eşim Ali Şeriati” kitabından sonra Bünyamin Doğruer’in bu eseri, onu detaylıca ele alan ve fikirlerini, şehadete götüren mücadelesini sunan ikinci kitaptır. Biz, onca bölüm ve konunun içerisinden, yalnızca oğlu İhsan Şeriati’ye yazdığı mektubunun etrafında sözlerimizi pişirdik, demledik. İfadelerimizin ham olmamasını yeğledik. Umarız fayda eker cümlelerimiz okur zihninin nazenin bahçesine.

Son ve en anlamlı söz yine onun olsun diyerek, şehadetinden evvel oğluna yazdığı bu son mektubundaki şu mesajına can kulağıyla dikkat kesilip de görevimizi tamamlayalım: “Allah’ın inayetiyle öyle bir yola koyuldum ki, ömrümün bir anını bile kişisel mutluluğum için harcayamam. Mademki Allah’ın yardımı benim zayıflıklarımı tedavi ediyor ve mademki ömür bir gün nasıl olsa bitecektir; öyleyse ömrümü bu uğurda harcamamdan daha büyük mutluluk ne olabilir?”

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 13:43
banner12
YORUM EKLE

banner19