Sen hayata uyma, hayatını dinine uydur

Abdullah Harmancı, günahla hiç olmadığı kadar yakın olan modern çağ insanını anlatıyor “Ertesi Dünya”da..

Sen hayata uyma, hayatını dinine uydur

Hikayemizin güçlü seslerinden Abdullah Harmancı'nın Ertesi Dünya adlı kitabı, Profil Yayınları'ndan yeniden çıktı. İlk baskısı 2003'te yayımlanan kitaptaki kimi öyküler, yazarın daha önceden çeşitli edebiyat dergilerinde yayınladığı öyküler. Dili sade, su gibi akıp giden öyküler bunlar. Kendimi okumaya kaptırmışken, bir cümleyle kıskıvrak yakalandığım oluyor bazen. Öyle bir anlatım ki bu; çok içten, samimi. Her şey olduğu gibi anlatılıyor bu öykülerde. Ne eksik ne fazla.

Ertesi Dünya, Abdullah Harmancı'nın okuduğum ilk kitabı. Yazarın yalın, gerçekçi, apaçık üslubu beni bir anda sarmalayıveriyor. Tüm öyküler birinci ağızdan yazılmış, kahramanların yerine kendimizi koymamamız için sebep yok. Bizden bir şeyler var, bizi anlatıyor aslında yazar. Zaaflarımızla, itiraflarımızla, günah kelimesinin soğukluğu ve ürperticiliği karşısındaki titreyişimizle ve fakat buna rağmen çevremize ve karşı koyulamayan arkadaş isteklerine karşı ikilemler arasındaki bocalayışımızla, eksik, kusurlu nefis mücadelemizle bizi anlatıyor. Önümüze ayna koyup bizi bize seyr ettiriyor öyküler.

Tufan kopana kadar secde vakti

'Tufandan Önce'yi izletiyor yazar. Peygamber olan babasına inanmayan asi ruhlu gencin iç dünyası ve yaşadıklarını tasvir ediyor. Tufan kopmadan az öncesini yani. Peygamberin oğluyla sınanışı. İki zıt kutupta yer alan baba ve oğul ve babanın tufandan önceki son ihtarı. Oğulun içinde tufan çoktan kopmuştur oysa. Hiç olmadığı kadar yalnızdır şimdi. Babasından sonra sevdiği de onu terk etmiştir; hem de meydan okuyarak. İnanmakla inanmamak arasında gidip gelmenin o çıkışı zor girdabındadır şimdi. Nasıl bir andır ki o an, sarkacın ucu bir imana gider, bir inkara. Bir türlü mutmain olup karar veremez, yenemez iç direncini. Gururlu ve inatçı nefsiyle baş edemediği takdirde, dağın en tepesine de çıksa, mağaraya da gizlense onu karşılayan, sonu gelmeyen karanlık ve dünyanın tüm denizleri olacaktır.Abdullah Harmancı, Ertesi Dünya

Biz göremiyoruz diye lekeler yok değil ya!

Bir diğer öykünün adı 'Leke'. Günah çukuruna düşen, vücudunu lekeler saran, korktuğu gibi bir gün uykusundan uyanamayan bir adamın hikayesi bu. Ama bu lekeler, mecazi değil gerçek. "Kul bir günah işlediğinde kalbinde siyah bir leke belirir. Eğer o günahından tövbe edip uzaklaşırsa kalbi günahlardan temizlenir. Eğer tövbe etmeyip günah işlemeye devam ederse, siyah leke artar ve kalbi kuşatır." Öyküyü okurken, bu hadis-i şerifi hatırlıyorum ister istemez. Önce ufacık bir nokta iken, gafletin içinde azimle yuvarlanınca büyüdükçe büyüyor lekeler. Ve kaçınılmaz son olan, lekeli vücudun taş kesileceği an gelip çatıyor. Hiç tanınmayan bir dünyanın kapısının önüne gelinmiştir artık, uyuyup uyanılmayan bir uykudan sonra.

Dünyanın ertesi bizi bekliyor

Kısa fakat uzun soluklu etki yapan, ölmeden öncesini konu edinen öyküler var kitapta. Neden sonra kitabın adının 'Ertesi Dünya' olduğunun ayrımına varıyorum. Dünyadan sonrası. Arkası yarın gibi bir şey. Akıp giden olağan bir sürecin devamı fakat sonunda ertesi dünyaya kapı aralanıyor. İki yanımızda bekleşen meleklere ihanet ettik mi, etmedik mi? Ana gündem maddesi bu, orada. Yerin dibine girdikten sonra elinde ne kaldı anlat bakalım diyen sorgu meleğine cevap verebilmektir önemli olan.

Hangisi olduğuna kendin karar ver

Yönünü kıbleye çevirmeye çalışanlar, zor da olsa muvaffak olanlar veyahut kalbi kararıp yenilenler var kitapta. Sabah namazına ailecek kalkabilmek ne güzel ve mutluluk vericiydi; ta ki biz elimizdekini yitirene kadar. Bir genç için ne büyük irade istiyormuş meğer, okuldayken arkadaşlarının ve kızların alaylarına maruz kalsa da namaza başladığını söyleyebilmek, mescide gitmek ve öğle namazını kılabilmek. Olsun, namazına sahip çıkabilmek önemliydi bunca engelin karşısında, aslolan bu idi Orhan için.

Yüzlerce kez yenilse de, bir kere olsun şeytanı yenmek isteyen insanların yalana dolana yer bırakmayan itiraflarını okuyorum. Tuzaklarla dolu, dört bir yanı kuşatılmış hayatlarımızda bizi mağlup etmek için elinden geleni yapan düşmanımız mı güçlü, yoksa içimizdeki susturulması mümkün olmayan sesimiz mi? Vicdanının aciz ve cılız sesi hep yanıbaşında olan fakat bildiğini hayata geçiremeyen insanlar, oyun ve eğlence kisvesine bürünmüş arkadaşları tarafından avutuluyor. 'Sen hayata uyma, hayatını dinine uydur' düsturunu başkalarına söylemek ne kadar kolaysa, uygulamaya geçirmek de bir o kadar ağır değil midir? Günah olduğunu bile bile günah işlemenin ıstırabından daha dayanılmaz olan ne vardır ki oysa? Fakat şunun bilincine varmış mücadele edenler; yenilmeyi yenememek kader değildir.

Abdullah Harmancı, günahla hiç olmadığı kadar yakın olan modern çağ insanını anlatıyor Ertesi Dünya'da. Allah'a ve vicdanına karşı kendini suçlu hisseden insan, bazen imtihanı kazanıyor, bazen de yenilmeye doymuyor.

Ayşegül Sena Kara zevkle okudu

Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 11:43
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13