banner17

Selahaddin'i Tarihe Mal Eden, Zamanın Şartları ve Ruhudur

Muammer Gül, ''Şark’ın En Sevgili Sultanı Selahaddin'' isimli eserinde Sultan Selahaddin’in hayatı, şahsiyeti ve mücadelesinin yanında Zengiler hanedanının tarihine dair ve bu hanedanın önemli temsilcileri İmadeddin Zengi ve oğlu Nureddin Zengi’yle ilgili önemli bilgiler de veriyor. Metin Uygun yazdı.

Selahaddin'i Tarihe Mal Eden, Zamanın Şartları ve Ruhudur

Türk-İslam tarihinin mümtaz simalarından birisidir Sultan Selahaddin Eyyübi. Devrinde dağınık vaziyette bulunan Müslümanları birleştirici gayretleri, hayatını Allah için cihada adamış olması onu müstesna kılan özelliklerden sadece birkaçıdır.

Prof. Dr. Muammer Gül, Bilge Kültür Sanat Yayınları tarafından 2015 yılında yayınlanan ve Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) tarafından 2015 yılında Biyografi dalında ödüle layık görülen Şark’ın En Sevgili Sultanı Selahaddin isimli eserinde Sultan Selahaddin’in hayatını, şahsiyetini, mücadelesini anlatır. Ayrıca eserde Zengiler hanedanının tarihine dair ve bu hanedanın önemli temsilcileri İmadeddin Zengi ve oğlu Nureddin Zengi’yle ilgili önemli bilgiler yer alır.

Zengiler, Büyük Selçuklu Devleti’nin yıkılma süreci olan 12. asırda fetret devri yaşayan, siyasi olarak dağınık vaziyette bulunan Müslümanları birleştirme adına büyük gayret gösterirler. Üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi gayesiz, hareketsiz ve birbirleriyle mücadele halindeki Müslümanların içindeki cihad ateşini tutuştururlar. Haçlılara karşı zaferler kazanarak İslam âleminin moralini yükseltmesine vesile olurlar. İmadeddin Zengi’yle başlayan cihad, Nurettin Zengi’yle beraber müesseseleşir.  İşte Eyyübiler bu devrede Zengilerle birlik olurlar ve tarih sahnesine çıkarlar. Nurettin Zengi bir taraftan Müslümanları birleştirmeye çalışırken, diğer taraftan da Haçlılarla cihada devam eder. Selahaddin’in amcası Şirkuh, Nureddin Zengi’nin askeri yönden en büyük yardımcısıdır. Amcası da Selahaddin’e büyük değer verir ve bütün seferlerinde yanında götürür. Nureddin Zengi’nin nazarında da Selahaddin’in çok müstesna bir yeri vardır. Yetişmesinde ve tarih sahnesine çıkmasında da Nureddin Zengi’nin rolü büyüktür.

Selahaddin bir hanedan mensubu değil, bir hanedan kurucusudur

Yazar, Selahaddin’in iyi bir eğitim almış olduğunu ve iyi bir asker olarak yetişmiş bulunduğunu kaydeder. Selahaddin’in yetişmesinde muhakkak hocalarının rolü büyüktür. Ama asıl onu tarihe mal eden, Isfahani’nin tesbitiyle ‘zamanın şartları ve ruhu’dur. Selahaddin’in Şam’da ve Mısır’da olmak üzere hayatını iki evreye ayırmak mümkün. Şam’daki hayatında sakin, mütevazı, şiirli sohbet meclislerinin adamıdır. Bununla beraber Haçlı çağının sıkıntılarına, bölgedeki duruma ve Müslümanların sıkıntılarına da yakından şahit olmuş ve bu durum onu meşgul eder bir hal almıştır. Mısır’da ise bambaşka bir Selahaddin karşımıza çıkar. Cesur, kararlı, kahraman, diplomat bir Selahaddin. Yeri geldiğinde acımasız ve cezalandırıcıdır. Nureddin Zengi’nin mirasına sahip çıkar. Bu mirası dağılmadan bir arada tutar. İslam birliğini sağlamak için her şeyi dener, her yolu tutar ve bu uğurda her sıkıntıya katlanır. Cihada devam etmek ve başarılı olmak için bu şarttır.

Muammer Gül, Selahaddin’in bir hanedana mensup olmadığını, bir hanedan kurucusu olduğunu belirtir. Bununla beraber o, sultanlara özgü davranışlar içinde bulunur, devlet adamlığı ve idare anlayışı ile kendinden sonra gelen sultanlara iyi bir örnek teşkil eder. O ailesiyle beraber içinde yaşadığı ve yetiştiği Selçuklu, Zengi ve Böri hanedanlarının geleneğinin ve mirasının temsilcisidir. Yazar, Selahaddin’in iyi bir kurmay kadrosuna sahip olduğunu, her biri çok kıymetli asker olan bu ekibi ancak Selahaddin’in bir araya getirebildiğini ifade eder.

“Birlikten ayrılırsanız, babanız kayıplarınızın en küçüğü kalır”

Kitabı okuduğumuzda Selahaddin’in hayatının hep harp meydanlarında geçtiğini öğreniyoruz. Neredeyse yerleşik hayatı olmamış. Karda kışta, yağmurda çamurda, çadırlarda geçmiş hayatı. Bu yüzden yakasını hastalıklardan hiç kurtaramamış. Hayatında benim diyebildiği bir bineği olmamış, öldüğünde şahsi servet ve mal varlığı da çıkmamış bu dava adamının. Bütün servetini, hazinelerini halkı, askerleri, emirleri ve akrabalarını yanında tutabilmek için dağıttığını yazar Muammer Gül ve cömertliğinin acısını çok çektiğini de belirtmeden geçmez.

Ömrü Haçlılara karşı cihadla geçen, Filistin ve Kudüs’ü fetheden, Hittin’de kesin zafer kazanan Sultan’ın, Akka önlerinde savaşırken, “Et iken demirle çarpışıyoruz. Yüz olduğumuzda karşımızda bin düşman buluyoruz. Kaleler ateş saçıyor, denizler düşman kusuyor” şeklindeki sözleri, Haçlılarla hangi şartlarda, imkânlarda cihad ettiğini ve yiğitliğini anlatır.

Muammer Gül, Sultan’ın evlatları arasından ikinci bir Selahaddin çıkmadığı gibi emirleri arasından da çıkmadığını belirtir. Çocukları ve yakınları ‘küçük olsun benim olsun’ davasına düşmüşler ve dünyalık yarışına girmişler. Vezirlerinden Fadıl’ın, Sultan’ın oğluna yazdığı mektupta bu durumu, “Eğer birlik olursanız kayıplarınızın en büyüğü babanız olur. Lakin birlikten ayrılırsanız, babanız kayıplarınızın en küçüğü kalır” sözleriyle dile getirdiğini aktarır yazar.

Yazarın bir devrin iklimi olarak nitelediği eser, Zengi ve Eyyübi tarihiyle, Sultan Selahaddin’in hayatı ve mücadelesine dair önemli bir kaynak olma özelliği taşıyor. Emekleri geçenlere teşekkürler…

Muammer Gül, Şark’ın En Sevgili Sultanı Selahaddin, Bilge Kültür Sanat Yayınları.

Metin Uygun

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2018, 14:42
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20