Sel köpüğü olmayı kabullenmemenin kitabı

Muhammed Kutub, 'Küreselleşme ve Müslümanlar' kitabında sekülerleşen düzende yıpranan değerlerimize, kaçtığımız sorgulamalara, teslimiyetimize dikkat çekmiş ve çözüm tezlerini ortaya koymuş. Deniz Baran yazdı.

Sel köpüğü olmayı kabullenmemenin kitabı

Allah Rasulü 'Hayır, tersine o gün sayıca çok olacaksınız fakat sel köpüğü gibi olacaksınız. And olsun Allah, düşmanlarınızın kalplerinden korkunuzu söküp alacak ve sizin kalplerinize de veheni bırakacaktır' buyurdu. Sahabiler 'Vehen nedir, ey Allah’ın Rasulü?' deyince, Allah Rasulü 'Dünyayı sevmek ve ölümden hoşlanmamaktır.' buyurdu.”

Bu giriş aslında Muhammed Kutub’un Küreselleşme ve Müslümanlar kitabının özetidir. Sayfalar boyunca anlatmaya çabaladığı meramını daha girişte bize sunmakta yazar. Küreselleşmenin Müslümanlar üzerinde yarattığı “vehen” iledir bütün derdi Kutub’un.

Durun bu siz değilsiniz, olamazsınız

Sadece bu kitapla değil, vefatına kadar “vehen” ile mücadele eden bir âlimdi Muhammed Kutub. Ağabeyi Seyyid Kutub’un ilmî mirasını taşımış ve ümmetinin üzerindeki ölü toprağını atmaya her daim çabalamıştı, mücadelesini hiç bitirmedi. Karşı duruşu sadece dışarıya değil, “içeriyeydi” de… Çünkü ümmet körleşiyordu, hastaydı, gafildi, idraksizdi… İslam medeniyetinin doğduktan sonra nasıl perçinlendiğini, her alanda nasıl ileri bir medeniyet ortaya çıkarıldığını büyük bir coşku ile hatırlatıp “durun bu siz değilsiniz, olamazsınız” diye haykırıyordu her eserinde Kutub, bu kitabında da olduğu gibi.

Ümmetin bu halini kabullenemeyişi idi aslında onu bir nesil için özel ve ilham verici kılan. Suçu her zaman dışarıda arayanlara sade ama kuvvetli uyarılar yaptı her seferinde, kendini düzeltmeyeni kimsenin düzeltemeyeceğini vurguladı her seferinde. “Ümmet bütün tarihi boyunca hem kendi bakış açısı, hem de diğer insanlara göre bu kadar değersiz bir noktaya düşmüş değildir.” dedi, tüm ağır şartlara rağmen “teslim olmama” mükellefiyeti olan Müslüman’ın vakıaya yenilişini kabullenmedi. Yenilmek, teslim olmak yerine ayakta durmak isteyenlere manifesto oldu fikirleri ve önce ümmetin yabancılaştığı değerlerine sahip çıkmasında, sarılmasında gördü problemin çözümünü. Müslüman önce kendisinin farkına varmalıydı.

Küreselleşmenin yıpratıcılığı, yozlaştırıcılığı en büyük düşmandı pek tabii Kutub için. Çünkü en büyük musibet değerlere saldırılması değil, Müslümanların bizzat değerlerine yabancılaşması ve hatta onları sorun olarak görmesiydi. Küreselleşme ve Sanayi Devrimi’nden beri gelen süreç böyle garip bir denklem dayatmıştı Müslümanlara. Tabii Kutub’a göre kasten dayatılmıştı, ümmet fikri bir cendereye alındıktan sonra gerisi daha kolaydı.

Sel köpüğü olmayı kabullenmemenin kitabı

Küresel sermaye, hayatın her alanını metalaştırmak uğruna akideleri ve ahlakı bozmaktan geri durmuyordu ve açgözlüydü. Herhangi bir karşı duruşa tahammülü yoktu. Kutub’un deyimiyle hastalığına vakitlice müdahale edememiş ve girdaba kapılmış ümmetin ise değerlerini korumak, bu yıkıcı küreselleşme fırtınasına karşı durabilmek için önce kendi acziyetinin farkına varması lazımdı. Kutub’un bu eserini özel kılan, küreselleşmeye yapılan klasik eleştirilerden ziyade karşı duramama acziyetine vurgu yapılması, yani ümmet adına bir özeleştiri olmasıdır. Fikrî ve kalbî savaşı kaybetmiş, basireti körelmiş, karanlığın asıl kaynağının dinin hakikatlerinden uzaklaşılması olduğunu görememiş bir İslam ümmetinin alandan çekilmesini dert edinmektedir Kutub, alanı ele geçirenler yerine… Faiz, silahlanma çılgınlığı, cinsel anarşi ve hatta gündelik hayatımızın artık temel parçası olmuş birçok şeye bireysel olarak nasıl entegre olduğumuzu sorgulamış, sistemin değerleri hızla öğüttüğünü, yozlaşmamızı “normalleştirerek” körlüğümüzü perçinlediğini kısaca işaret etmiştir. Ayrıca Müslüman toplumun neredeyse sorgusuz benimsediği uluslararası kongreler, demokrasi, insan hakları gibi kavramları da etraflıca sorgulamaya itmiştir.

Kutub, ümmete olan uyarısını her zamanki gibi sade uslubu ile iletmiş, duruma isyanını berrak bir şekilde ortaya koymuş Küreselleşme ve Müslümanlar kitabında. Sekülerleşen düzende yıpranan değerlerimize, kaçtığımız sorgulamalara, teslimiyetimize dikkat çekmiş ve çözüm tezlerini ortaya koymuş. “Avrupa tahrif edilmiş bir dinden çok çekti ve seküler olmak zorunda kaldı. Peki Müslümanlar’a ne oluyor ki aynı deneyimleri yaşamışçasına karanlığı İslami düzende görüyorlar?” diyerek çözüm diye bize sunulanlara da çözümlerimizi arayacağımız kaynağa da işaret etmiş kitabında.

Her türlü olumsuz tabloya rağmen teslimiyeti, sel köpüğü olmayı kabullenmemenin kitabıdır aslında bu kitap. Kutub, küreselleşmenin getirdiği “üstünlük” ve fesatçılığın muayyen bir zamanla sınırlı olduğuna duyduğu derin inançla Müslümanlara seslenmektedir: “O halde bütün insanları, aklını kullanmayan gücün dayattığı tek bir renge boyamak maksadı ile ortaya konulacak her bir çaba en baştan beri başarısızlığa mahkumdur.”

Deniz Baran yazdı

Yayın Tarihi: 18 Temmuz 2014 Cuma 13:55 Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2022, 18:18
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26