Şehre farklı bir pencere aralıyor Cihan Aktaş

Cihan Aktaş, 'Şehir Tutulması' kitabında günümüzde şehircilik ve mimariye dair birçok problemi ve problemli alanı tartışmaya açıyor, yorumluyor. Muaz Ergü yazdı.

Şehre farklı bir pencere aralıyor Cihan Aktaş

Şehir Tutulması, geçtiğimiz günlerde İz Yayınları tarafından yayınlanan bir Cihan Aktaş kitabı. İnceleme/araştırma, roman, hikâye kitaplarıyla tanıdığımız Aktaş, bir mimar aynı zamanda. Mimarlık eğitimi almış ama şu an bu alan üzerinde çalışmayı sürdürmüyor. Ama kitapta da ifade ettiği gibi her ne kadar mimar olarak çalışmasa da mimarlık, şehir, mekân gibi konularla ilgili. Mimarlık üzerine konuşmaktan ve yazmaktan vazgeçmiyor. Zaten ülkemizde şu an mimari alan çok aktif. Her yerde inşaatlar hızlı bir şekilde yükseliyor. Bir yanda yıkım var, bir yanda yapım. Türkiye’nin neresine giderseniz gidin her yerde şantiye alanları mevcut. Böyle bir vasatta okuyan, yazan, düşünen insanlar ister istemez şehir ve mekânlarla ilgili gelişmelere kayıtsız kalamaz.

Mahalle duyarlılığı, mahalleyi oluşturan değerleri koruma özeni ve bilinci solculara geçmiş görünüyor

Evet, ülkemiz büyük bir şantiyeyi andırıyor. İnşaat sektörü hiç durmuyor. Dev iş makineleri şehirleri, dağları, dereleri, ovaları hallaç pamuğu gibi attırıyor. Peki, bir temele, felsefeye, kurucu bir medeniyet tasavvuruna bağlı mı bütün bu hareketlilik? Genel anlamda gözlemlediğimizde bir medeniyet tasavvurunun izlerini göremiyoruz. Rant temelli, doğayı tahrip eden, estetik bir kaygı güdülmeyen anlayışla karşı karşıyayız. Cihan Aktaş’ın da yazdığı gibi kalkınma odaklı, ilerlemeci şehir anlayışı adaletsizliği, yıkıcılığı beraberinde getiriyor. Şehirler siyasal iktidarların rant dağıtım üsleri haline gelmiş durumda. Yalnızca kalkınmaya, gelişmeye odaklanmış hakim paradigma ne yazık ki inşaat sektörünün sebep olduğu sıkıntıları konuşmak istemiyor. Kuralsız, önüne çıkan bütün boş arazilere betondan dağlar dikmek gibi bir hırsa sahip inşaat sektörünün ne olacağını ve nereye gittiğini kimse kestiremiyor.

Görülmemiş hızla devam eden, yeşili, doğayı takmayan bu mimari anlayış, ülkemizde İslami ve muhafazakâr hassasiyete yaslanmış olan iktidar döneminde altın çağını yaşıyor. Kentsel dönüşüm gibi büyülü bir kavramla insanlar yerlerinden, yurtlarından ediliyor. Aynı zamanda tarihi miras ve doku bu dönemde daha çok tahrif edilmekte. Özellikle İstanbul’un siluetini bozan, şehre atılmış kazıklar gibi duran gökdelenlerin, rezidansların yapımı bu dönemde hızlandı. Aynı zamanda mahalle, en çok da mahalle içinde yetişen ve nostaljik anlamda mahalle özlemi duyan dindar insanların iktidar olduğu dönemde tehdit altında. Büyük alışveriş merkezleri en küçük yerleşim birimlerine kadar sokulmuş durumda. Burada Cihan Aktaş’ın önemli bir tespiti var. Hem belediyelerin gerçekleştirdiği yıkımlar, tahliyeler sebebiyle hem de Müslümanların mahalleyi yeterince sahiplenmemeleri dolayısıyla mahalle duyarlılığı, mahalleyi oluşturan değerleri koruma özeni ve bilinci solculara geçmiş görünüyor. Şehrin hafızası olan eski dokuyu korumak, şehre özgü mekânları yaşatmak için mücadele etmek muhafazakârlardan ve dindarlardan ziyade solcu yazar, bilim adamı ve aktivistlere kalmış gibi görünüyor. Evet, böyle değerlendiriyor Aktaş meseleyi.

Dindarların iktidarı AVM ve rezidansların da iktidarı aynı zamanda

Cihan Aktaş, camilerin şehir içindeki merkezi önemini yitiriyor olmasından endişe duyuyor. Dünyevileşmenin bir göstergesi olarak yorumluyor bu durumu. Cami, okul, pazar yeri, meydandan oluşan mahallenin yerine devasa surlarla örülü, çevreden yalıtılmış, güvenliği aşırılaştırılmış sitelere doğru akışı onaylamıyor yazar. Hatta namaz kılmak için bir site camisine gitmek isteyen birinin sitede oturmadığı için güvenlik elemanlarınca siteye alınmadığından bahsediyor.

Aktaş’ın altını önemle çizdiği bir konu daha var. Yakın zamanlara kadar sistemin baskılarına maruz kalan, inançlarını istediği gibi yaşamakta zorlanan İslami kesimler sisteme yaklaştıkça ve iktidar oldukça zamanında mesafeli oldukları tüketim, eğlence, marka söylem ve ifadelerine yakınlık gösteriyor. Hatta bunları içselleştiriyor. Dindarların iktidarı AVM ve rezidansların da iktidarı aynı zamanda. Geçmiş zamana dönük simgeler, semboller, değerler hızlı bir şekilde gözden çıkarılabiliyor. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde baskıdan, imanını koruma endişesinden içine kapanan dindarlar bugün sitelere kapanmış durumda. Bu durumla ilgili çeşitli meşrulaştırıcı sebepler söylenebilir ama Müslümanların topluma açılma sorumlulukları da kaçınılmaz. Siteleri tercih yalnızca korunma kaygısıyla ifadelendirilemez. Bir tüketim biçimi ve hayat tarzı söz konusu. Sitede oturmak kişiyi ayrıcalıklı kılan bir gösterge.

Cihan Hanım, kitabında günümüze ait birçok problemi ve problemli alanı tartışmaya açıyor, yorumluyor. TOKİ uygulamaları, cami mimarisi, Gezi Parkı olayları, mahremiyet, kent hakkı, AVM’ler bunlardan birkaçı… Temelinde kalkınmacı bir anlayış barındıran, insanı ve doğayı merkezine almadan tamamen kazanmaya ayarlı olan, şehirleri rant alanı dışında herhangi bir bağlama yerleştirmeyen inşaat sektörünün sorgulanması ve acilen önlem alınması kaçınılmazlık arzediyor. Bu gidişat bu hızla devam ederse nefes alacak yeşil alan ve ayağımızı basacak toprak bulamayacağız.

İnşaat rantının merkezine konulan ve artık üzerinde taşıdığı nüfusu kaldıramayacak hale gelen İstanbul’u bu işkenceden kurtarmak gerek. Bu kurtarış eskiyi yıkıp, kentsel dönüşüm işgüzarlığıyla gecekonduların yerine gökdelenler, rezidanslar dikmekle olmayacak. Günümüze kadar Cumhuriyetin elit, seküler, batıcı mimari anlayışını eleştirdik. Ankara’daki kültürümüzden, geleneğimizden uzak binaların soğukluğundan dert yandık. Rövanş mantığıyla yeni bir ucube anlayış meydana getirmeyelim. Günümüzdeki hâkim anlayışın uzağında, insani sıcaklığı barındıran, doğaya isyan etmeyen yeni alternatif arayışın peşinde olalım.

Muaz Ergü yazdı

Yayın Tarihi: 14 Nisan 2015 Salı 12:25 Güncelleme Tarihi: 20 Ağustos 2020, 12:33
banner25
YORUM EKLE

banner26