Şehirlere can gözüyle bakınca ne görülür?

Okur, Mesut Doğan’ın Çin Kadar Uzak Can kadar Yakın Şehirler kitabından hem gezi yazısının hem de deneme türünün lezzetini alıyor. Buna şiir de dâhil. Zira, anlatan bir şair ve onun bu yönü üsluba kolayca yansıyor.

Şehirlere can gözüyle bakınca ne görülür?

Evliya Çelebi gibi yedi iklim dört bucak dünyayı gezen bir seyyahın torunlarıyız. Dahası genlerimizde göçebelik (gezginlik anlamında) var. Bu yüzden edebiyatımızda bir hayli seyahat eseri ve yazarı mevcut. Bunları, bize görmediğimiz dünyalardan sayfalar açarak ufkumuzu genişleten eserler olarak zevkle okuyoruz.

Şüphesiz bir seyyah, ilgi ve bilgi müktesabatına göre yazar gezdiği yerleri. Bu yüzden bir maceraperestin yazdıklarıyla diyelim bir tarihçi gezginin yazdıkları aynı olmaz. Eğer, okuduğunuz bir gezi yazısı yahut kitabı eğer bir şaire aitse orada biraz durmak gerekir. Zira şair bir gezgin, gittiği yerleri şair gözü ve algısıyla yazar. Dahası eserine de şairce bir üslubu ve duyarlığı katar.

İşte bu türden bir gezi notları kitabı yayımlandı geçtiğimiz aylarda… Yazarı şair Mesut Doğan. Şair sıfatını özellikle vurguluyorum. Kitabın bir şair tarafından yazıldığını daha isminden anlıyorsunuz. Zira kitaba konan Çin Kadar Uzak Can kadar Yakın Şehirler adı başka bir şairin Asaf Halet Çelebi’nin “Mariyya” şiirindeki “çin kadar uzaklardan/ can kadar yakından” dizelerinden mülhem olarak konmuş kitaba.

Eser “sahici” bir niteliğe sahip

Kitap, şairin gezi merakının nasıl oluştuğunu anlatan bir önsözle başlıyor. Burada en dikkat çeken husus, şairin gezip göreyim ve yazayım diye bir niyetle yola çıkmadığını belirtmesidir. Ona göre yazma merakı, irade dışında kendiliğinden oluşan bir durum. Nasıl, bir şair masasına şiir yazma niyetiyle oturmaz ve şiir kendini yazdırırsa bu yazılar da öyle oluşmuş. Bu da kitap boyunca yazılanların içtenliğini, tabiliğini sağlıyor ki böylece eser “sahici” bir nitelik kazanıyor.

Şimdi gelelim şairin nereleri gezip neler anlattığına. İlk bölüm “Can kadar yakın” olan Anadolu şehirlerini anlatıyor. İstanbul’la başlayan bu şehirlerarasında Bursa, Safranbolu, Bingöl, İznik, Sivas ve Karadeniz şehirleri var. Kitabın ikinci bölümünde ise “Çin kadar uzak” dediği Belçika, Hollanda, Fransa, İtalya, Çek Cumhuriyeti ve Tataristan ülkelerine ait şehirler yer alıyor.

Şehirlere can gözüyle bakmış

Çoğu insan, bir şehre gittiğinde oranın özellikle tarihî yapıları, çarşıları, yemek kültürü, oraya özgü ürünler gibi unsurlar üzerinde yoğunlaşır. Söz yerindeyse bunları “ballandıra ballandıra” anlatarak bizde oraları görme arzusu uyandırır. Zira, nereye bakmak istersek orayı görebiliriz sadece. Oysa aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Zira, iyi bir sefer (yolculuk) yorumcusu da olan Hz. Mevlana’nın dediği gibi insana bir de “can gözü” gerek. Bir de o gözle bakmak gerek her şeye. Bu da özel bir dikkat, eşyanın ruhuna nüfuz, bilgi ve sezgi donanımı gerektiriyor.

Mesut Doğan’ın bu kitabı bir seyahat eseridir elbette ama, bir şehre nasıl baktığı, orada neleri nasıl gördüğü gibi özelikleri itibariyle farklılaşıyor, bir gezi yazısının özelliklerini taşımakla birlikte sadece görünenleri resmetmeyip onlardan hareketle yazılan bir edebî metne dönüşüyor. Böylece okur, kitaptan hem gezi yazısının hem de deneme türünün lezzetini alıyor. Buna şiir de dâhil. Zira, anlatan bir şair ve onun bu yönü üsluba kolayca yansıyor.

Seyahatin felsefesi yapılır mı?

Demek istediğim şu: Diyelim ki Bursa’ya gittiniz. Yıldırım, Emir Sultan, Muradiye, Yeşil, Tophane gibi yerleri gezer ve öncelikle onları anlatırsınız. Yazarı kısmen bunu da yapıyor ama dikkatini o şehirde gördüğü bir detaydan hareketle adeta bir öykü oluşturuyor o şehre dair. Mesela caminin girişindeki şadırvan, gördüğü bir türbe yahut çınardan hareketle anlatıyor Bursa’yı. Böylece bu şehirleri bu defa bir şair persfektifinden, onun basiret ve hikmet penceresinden seyrediyorsunuz. Sivas’ı anlatırken oranın karla kaplı yüzünden hareketle bize bir şehir hikâyesi anlatıyor.

Aynı durum, Batı’daki şehirleri anlatırken de kendini gösteriyor. Mesela Paris, sonbaharıyla, Venedik kışıyla, Prag ise Kafka’yla anlatılmaya değer şehirler olarak çıkıyor karşımıza. Böylece şehirler, maddi yapılarının dışında o yapıları kuran ruhun güzelliğiyle çıkıyor karşınıza. Eminim ki bu kitabı okuyanlar, şayet bu şehirleri önceden görmüşlerse Mesut Doğan’ın bu metafizik anlatımından sonra o yönünü de görmek için tekrar gitmek isteyeceklerdir. Zira böyle bir niyetle yola çıkanlara şehir kapılarını açıyor, tarihiyle, coğrafyasıyla, yetiştirdiği büyük insanlarla kısacası gizli aşikar bütün sırlarıyla sizi kuşatıyor. Mesut Doğan, işte böyle bir dil, üslup ve bakış açısıyla anlatıyor bu şehirleri.

Mesut Doğan’ın bu kitabı bütün bu özellikleriyle sadece bir gezi kitabı değil, aynı zamanda seyahatin felsefesini ve mahiyetini de anlatan bir yol kılavuzu olarak benzer eserler arasında özel bir yerde duruyor.

Mustafa Özçelik yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2018, 11:10
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
İsmail Beğendi
İsmail Beğendi - 6 yıl Önce

İnsanların birbirine ve şehirlere can gözüyle bakmasına ne kadar çok ihtiyacımız var. Ten gider can kalır. Kalıcı olacak şeyler, değerler can gözüyle görülenler değil midir?

banner19

banner13