banner17

'Saz ü Söz Arasında' geçen ömür!

Yakın tarihimizin güzide insanlarından biri: "Cinuçen Tanrıkorur". Hatıraları kitaplaştırılmış..

'Saz ü Söz Arasında' geçen ömür!
11509
(+)

Bizlere ilaç olacak hatıralar

Bizde pek eskilere dayanan bir geçmişi olmamakla birlikte, ilk birkaç örneğini atlarsak ondokuzuncu yüzyıldan sonra Tezakir-i Cevdet, Defter-i A'mâl gibi eserlerle ilk örneklerine rastladığımız ve sonraları ziyadesiyle kaleme alındığını yavaş yavaş gördüğüm hatıra kitapları var. Bu kitaplar bizim gibi zihnindeki maziye uzanan zincirin bazı halkaları koparılmış bir nesil için paha biçilmez değerde olmalılar. Yalnız edebi bir birikim olmaktan öte ayakları yere basan bir tarihin cilveleridir bu eserler.

Ufkumuzu ve dimağımızı hamasetten sıyırarak bizi gerçeklerle karşılaştıracak ve hayretimizi, merakımızı tetikleyecek, ‘hücremizi’ ışıtacak fitillerdir. Bu sebeple hatıraların hatırlanmasını önemli buluyorum.

Biyografi, otobiyografi, günlük gibi türlerden özü itibariyle farklı olmasına karşın hatıraların da tıpkı diğerleri gibi bende uyandırdığı izlenim en temelde ‘üretmiş, ayrıksı bir konum edinmiş, bir birikim oluşturmuş bünyelerin görünen büyüleyiciliklerinin arkasındaki, belki bizim yakıştıramadığımız kadar insanca olan çabalara, özverilere, acı ve çilelere, zorluklara; yani bugün birçoklarının yalnızca entelektüelizm yaparak sanat/düşünce üretebileceklerini zannettikleri için yokmuş gibi davranabildikleri, zaten varmış gibi yapamayacak kadar hayatlarında az olan yaşanmışlıklara, gerçeklere’ direk, vasıtasız ve hikâye edilmeden ulaşmış olma hissidir.

11511
(+)

Bir yanda fenomen şeklinde hazırı; öte yanda ise varoluşun keşfi kaydı

Her hatıra okuduğumda Mahir İz’in Mehmed Akif’in elinde, onun Safahat’taki bir şiirinin karalamasını gördüğünde yaşadığı şaşkınlığa bürünürüm; “Biz bu şiirleri hiç uğraşmadan, rahatlıkla, geldiği gibi yazdığınızı ve sonradan üzerinde değişiklik yapmadığınızı düşünürdük” diye Mehmed Akif’in elindeki karalanmaktan beyazlığı kaybolmuş kâğıda bakarken faş ettiği bu hayrete hep ortak hissetmişimdir kendimi. Yani hatıralar bir nevi ‘simülasyonların’ sisli,  yanılsamadan müteşekkil tesirini dağıtan, yerine idrak edilebilir, akıl-sır erdirilebilir, içinde ibret olan bir ‘gerçeği’ büyüten/gösteren dev perdelermiş gibi gelir bana.

Saz ü Söz Arasında

Ülkemizin yakın tarihinde nasıl bir kültürel hareketliliğin olduğunu ve özellikle yeni devletin, cumhuriyet rejiminin kültür politikalarını, kendi kültürel birikimini hangi gözle ve ne tür bir pratikle ‘değerlendirdiğini’ tüm çıplaklığı ile görebildiğimiz, aynı zamanda müzik tarihimizin önemli isimlerinden birisi olan yazarın ‘kişisel serüvenini’ takip edebildiğimiz bu perdelerden birisi de Cinuçen Tanrıkorur’un ‘Saz ü Söz Arasında’ ismiyle kitaplaştırılan hatıralarıdır.

11512Kitap boyunca Tanrıkorur oldukça önemli tespitler yaparak genelde kültür, özelde müzik tarihimiz açısından ‘nadir’ bir metin olduğuna inandığım yazdıklarına sosyolojik bir alan da açıyor. Bu alandan hareketle geleneğin ‘müzik üzerinden’ seyrinin merhalelerine, üstad-talebe ilişkisinin ve ahlakının hem boyutlarına hem niteliğine, o dönemdeki devingen, doğurgan, bir ruha sahip müzik meclislerine, oluşmaya başlayan ‘yeni toplumun’ yeni ‘alışkanlıklarına’, bugün yapılması gerekenlerin dünden hareketle neler olabileceğine ve bu yapılacakların nasıl bir birikim ve donanımla gerçekleştirilebilir olduğuna dair derli toplu düşüncelere kapı aralayabiliriz.

Pek çoklarının isminden dolayı belki bir dönem ‘gıcık’ bile olduğu Tanrıkorur’un mütevazı, azimli, gözü pek ve erdemli karakterine de şahit olmak biraz önce bahsettiğim gibi içimdeki o şaşkınlığı iyice tetikledi.

11513
(+)

Cinuçen bey ismiyle alakalı bir bölüm de yazmış ve isminden dolayı yaşadıklarını insanı gülümseten bir şirinlikte anlatmış. Ben kısaca isminin hikâyesini aktarayım, gerisini nasibi olanlar kitapta okurlar.

Allah’ın işi işte!

Cinuçen beyin babasının ismi Zaferşan imiş. Çocuklarına genellikle mürekkep isimler ‘türeten’ baba o dönemde dil devriminin de tesiriyle yüzde yüz Türkçe olsun diye yeni doğan oğluna kendi ismindeki ‘Zafer’in karşılığı olarak ‘Cinu’ ve ‘Şan’ın karşılığı olarak da ‘Çen’ kelimelerini birleştirerek Cinuçen ismini koymuş. Cinuçen bey bu ismin sonradan kendisini çok uğraştırdığını anlatıyor.

11514Son olarak kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum. Yeni devletin, yeni politikaları gereği neredeyse yetmişli yıllara dek Türk musikisine ‘profesyonel alanlarda’ yer açmamasına karşın bu müziğin ‘amatörlerce’, gönül vermişlerce büyük bir emek, özveri ve ciddiyetle, kendi imkânlarını kullanarak yürütülmesine binaen aşağıdaki tespiti yapıyor Tanrıkorur;

“Japonların ünlü Yamaha fabrikası elektroorgu icat edip piyanonun haysiyetini meyhane şantörlerinin elinden nasıl kurtarmışsa, Allah da amatörleri yaratıp Türk musikisinin istikbalini politikacıların elinden kurtarmıştır.”

Dergah Yayınları’ndan çıkan kitaba dair anlattıklarımla sizde bir ilginin uyanmasını sağladıysam ne mutlu…

 

Muaz Yanılmaz keşke bir zaman makinesi olsa, dedi

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 11:01
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hatice Algın
Hatice Algın - 9 yıl Önce

epeyce beklenen bir kitaptı. belki Türkiye Yazarlar Birliği 2010 hatırat ödülü bile alabilir.

sabri ünal
sabri ünal - 9 yıl Önce

bende kitabın ilk baskı tarihi 2003 yılı görünüyor... ;)

banner8

banner19

banner20