Sarsılmaz Bir Azim, Sağlam Bir İman: Ahmet Muhtar Büyükçınar

Ahmet Muhtar Büyükçınar Hocanın Kur’an okuma öğrenme sevdası kalbine düştüğü andan itibaren yürüdüğü ilim yolunda karşılaştığı hocalar, ona aktardıklarını başkalarına öğretmesini ve bu iş karşılığında para almamasını öğütlemişlerdir. Kâmil Büyüker yazdı.

Sarsılmaz Bir Azim, Sağlam Bir İman: Ahmet Muhtar Büyükçınar

6 Nisan 2013 tarihinde aramızdan ayrılan Ahmet Muhtar Büyükçınar, ilim yolcusu için örnek bir şahsiyetti.

2007 yılında Ankara’da askerlik yaptığım dönemde çarşı izninde aldığım ve okuduğum Hayatım İbret Aynası isimli hatırat onun hayatını ve ilim yolunda çektiği sıkıntıları gösteren en önemli vesikalardan birisidir. Belki de yazdığı diğer eserlerden daha fazla okuyana tesir etmiştir bu hatırat. Bu isim 93 yaşında aramızdan ayrılan Ahmet Muhtar Büyükçınar’dan başkası değildir. Yazılan her hatırat kimi zaman acılı sahnelerin hatırasının tazelenmesi, kimi zaman da yaşanan bereketli zaman dilimlerini anıp ferahlanılmasıdır.

Ahmet Muhtar Hocanın henüz hatırlayamayacak yaşta annesinin vefatı ve onun arkasından babasının yaptığı evlilikler ve son evliliğinden sonra hayatı neredeyse zindana dönecektir. Küçük yaşta çektiği sıkıntılar hatıratı okuyanların da vicdanlarını sızlatacak düzeydedir. Ancak sarsılmaz bir iman ve sabır onu küçüklüğünden beri hep diri tutmuştur. Zira hatırata takriz yazan merhum Ali Ulvi Kurucu, Ahmet Muhtar hoca için; “Bir azm, eğer iman dolu bir kalbe girerse,/ İnsan da imandaki son sırra ererse/ En azgın ölümler ona zincir vuramazlar/ Volkan gibi coşkun akıyor, durduramazlar!” demiştir.

Yetmiş yıla yayılan ilim yolculuğu

Dile kolay, neredeyse yetmiş yıla yakın bir süre ilim okumuş ve okutmuş olan Büyükçınar, hatıratın girişinde şunları söylüyor: “Rabbim okumada ve okutmada bana çok büyük lütuflarda bulundu. Her zaman ve her yerde, Antep’te, Halep’te, Şam’da ve Mısır’da, daima ilimde, amelde, ahlakta ve kemalde üstün olan muhterem zatların talebesi olma şerefine nail oldum.” Hayatı baştan sona ibret olan Büyükçınar, bu hatıratı yazarken, birçok farklı, tezat, umulmadık olaylarla dolu hayatı nasıl yaşadığına kendisinin bile hayret ettiğini söylüyor. 

İlim için uzak diyarlara kaçış

1920’de başlayan hayat yolculuğunda, hem de çocuk yaşta babasının ve üvey annesinin zorbalığıyla yaptırılmadık iş ve meslek kalmamıştır Büyükçınar’a. Altı yaşında dokumacılık, yedi yaşında evden kaçmalar, bağ bekçiliği, çerçilik, kebapçılık, aşçılık, baklavacılık, marangozluk ve sayısız iş yükü ile hayatı omuzlarken, 17 yaşında kalbine düşen Kur’an sevdası onu yollara düşürür. Bir zaman ilim yolunda evinden kaçıp Halep ve Şam’a gider. Sonra Türkiye’ye döner. Bu kez daha uzun bir seyahat için Mısır’a gider. Burada 12 yıl Ezher’de okur. Zahidül Kevseri, Yozgatlı İhsan Efendi, Mustafa Sabri Efendi’den istifade eder. 1962 yılında Türkiye’ye döner ancak bu kez de okuduğu fakültelerin denkliği kabul edilmez. Ancak bütün bunlar ondaki nerede ve hangi şartlarda olursa olsun talebe yetiştirme azmini asla kırmaz.

Kur’an hocasının üç şartı

Çünkü Ahmet Muhtar Hocanın Kur’an okuma öğrenme sevdası kalbine düştüğü andan itibaren yürüdüğü bu yolda karşılaştığı hocalar, ona aktardıklarını başkalarına öğretmesini ve bu iş karşılığında para almamasını öğütlemişlerdir.

Bunlardan ilki 1930’lu yılların sonunda Gaziantep’te kendisinden Kur’an dersi aldığı Hacı Nasır Camii imamı Hafız Tevfik Efendi’dir. Her türlü baskı, takip ve zulme rağmen ders vermeyi kabul etmiş ve Ahmet Muhtar Hocaya şu telkinde bulunmuş: “Her türlü tehlikeyi göze alarak seni okutacağım. Kur’an-ı Kerim’in yanı sıra başka ilimler de okutacağım. Üç şartım var. Bunları kabul eder, yerine getirmeye söz verirsen seni okuturum; yoksa boşuna ısrar etme. Bir de benden ders aldığın ikimizin arasında kalacak. Şartlarımdan birincisi, ben seni ücret almadan, karşılık beklemeden Allah rızası için okutacağım. Sen de senden okumak isteyenlere hiçbir karşılık beklemeden, muhtaç dahi olsan ücret almadan okutacaksın; çünkü Kur’an’ı okumak ibadet olduğu gibi, okutmak da ibadettir. İbadet ise para ile alınmaz, satılmaz. Sırf Allah rızası için karşılık beklemeden yapılır. İkincisi, okuyup anladıklarını mutlaka uygulayacaksın. Okuduklarını sadece öğrenmek için değil, uygulamak ve yaşamak için okuyacaksın. Yaşanmayan kuru bilgi, çürük ceviz gibi ya da sofraya koyup da yemediğin yemek gibidir. Hiçbir yararı olmaz. Üçüncü şartım, ömrünün sonuna kadar namahremden sakınacaksın. Hiçbir kadına ve kıza kem gözle bakmayacaksın.”

Hocası bu şartlar sonrası düşünüp karar vermesi için kendisine yirmi dört saat süre vermiştir. Ancak Ahmet Muhtar Hoca bu yola neredeyse ruhuyla beraber zaten girmiştir.

Arapça tarihe gömüleli on beş sene oldu!

Kur’an derslerine devam ederken bir yandan da Kur’an’ı anlamak sevdası içini kaplamış, bu vesile ile Arapça öğrenmek için hoca arayışına girmiştir. Antep’te Tahtani Camii imamı Hafız Abdullah Efendi’ye gider. Hafız Abdullah Efendi’ye Arapça öğrenmek istediğini söyleyince, o da “Çocuk sen şaşırdın mı? Arapça tarihe gömüleli on beş sene oldu.” der. Devamında da şunları söyler: “Arapça öğrenip ne yapacaksın? Biz okuduk âlim olduk, müderris olduk, dersiam olduk, neye yaradı? Yasaklar zincirleriyle ellerimizi kollarımızı bağladılar. Dilimizi bağladılar, okuduklarımızı cemaate söyleyemez olduk. Allah’ın hükümlerini emir ve yasaklarını okutarak, yazarak dinimizi halkımıza tanıtamadık. (…) Geçenlerde bir vaizimiz, ‘törene genç kızlarınızı bacakları açık göndermeyin. Günaha girer, Allah’ın lanetine uğrarsınız.’ demiş, vaaz vesikasını alarak hocayı mahkemeye vermişler. Daha geçenlerde –medresede talebem olan- Ahmet Çelebi Camii’nin imamı Mehmet Ali Temiroğlu, cemaatinden 5-6 gence Kur’an okuturken polisler camiyi basarak, hocayı karakola götürmüşler, olmaz hakaretler etmişler. O da bir daha kimseyi okutmamış. Bak ne hâle düştük! Dinine bağlı gaziler ve şehitler yurdu olan koca Gaziantep’te kimse kimseye dinini okutamaz oldu. Sen de gelmiş, ‘Hocaefendi, bana Arapça okut’ diyorsun.” Böyle diyerek Ahmet Muhtar hocayı sert bir üslupla kovmuş.

Ama hoca yılmamış. Ertesi gün, daha ertesi derken, hocaya bu işten dönmeyeceğini bildirmiş. O da en nihayetinde “bu akşam bir istihare yapayım, duruma göre yarın gel” demiş. Ertesi gün hocanın yanına gittiğinde hocasının ifadesi şu olmuş: “Neye mâl olursa olsun Allah’ın yardımıyla seni okutacağım. Sen de okuyup büyük bir âlim olacaksın.”

1937 yılının netameli zamanlarında söylenen bu sözler Ahmet Muhtar Hocaya büyük bir aşk ve heyecan katmıştır. Bugün o dualar, gösterilen çaba ve gayretler meyvelerini vermiş ve vermeye de devam etmektedir. Boşuna dememişler “ilmin evveli soğandan acı, sonu baldan tatlıdır.”

Ahmet Muhtar Büyükçınar hocanın ruhu şâd olsun.

Kâmil Büyüker

Yayın Tarihi: 09 Nisan 2016 Cumartesi 11:15 Güncelleme Tarihi: 05 Nisan 2019, 22:17
banner25
YORUM EKLE

banner26