Sarığımız ak, lekesi çabuk belli olur!

Nazife Şişman, ‘Günün Kısa Tarihi’nde çok hızlı yaşanan değişimlere karşı nasıl bir tutum içerisinde olmamızı, geçmişinde tanık olduğu olayları referans alarak bizlere bölümler halinde sunmakta…

Sarığımız ak, lekesi çabuk belli olur!

Post-modernizmin hayat algımıza yönelik şiddetli taarruzlarını, yetişmiş olduğu ve özümsediği gelenek ile güçlü bir savunma hattı oluşturarak bertaraf etmeye azmeden, toplumun içinden çıktığı için toplumun dönüşüm sürecini iyi tahlil ederek, bu dönüşümün Müslümanlar açısından sıkıntılı noktalarını belirleyen ve bu noktalara yine Müslümanca çözüm önerileri getiren sosyolog Nazife Şişman hanımefendi, Günün Kısa Tarihi’nde de çok hızlı yaşanan değişimlere (teknolojik, kültürel vb.) karşı nasıl bir tutum içerisinde olmamızı, geçmişinde tanık olduğu olayları referans alarak bizlere bölümler halinde sunmakta.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki süreçte, kitle iletişim araçlarının yaygınlık kazanmasıyla sürekli değişen dünya algımızı, sürmekte olan bu değişim sürecinin içinden yorumlayan Nazife Şişman, giriştiği işin zor olduğunu kabullenmesine karşın ortaya koyduğu ürün ile bu zorluğun üstesinden gelmiş gibi görünüyor.

“Davulcuyla zurnacının” yükselen değeri

Son zamanlarda dindar Müslüman arkadaşlarımın ağzında da dolanmış gidiyor bir Hollandalı futbolcu ve bunun transferi… Geleceği Türk takımının başarısına katkıda bulunacakmış, o bakımdan transferi isabetli bir kararmış. Açlık sınırında yaşayan, hatta açlıktan ölen insanların bulunduğu dünyamızda bir futbolcu için milyonlarca tl, avro, dolar vb. gibi meblağların verilmesini doğru bir durummuş gibi kabul eden Müslüman bir toplum yapısına sahip günümüz toplumu.GÜNÜN KISA TARİHİ’NDE NE VAR?

Bu oyuncunun ülke takımını tanıtıyor olmasının, başta turizm olmak üzere bazı sektörlere artı değer katacağı şeklinde itirazlar yükselebilir. Diktatör Franco’nun deyimiyle büyük beşiklerde (stadyum) sallanarak uyutulan İspanyol toplumunun, her ne kadar futboldaki başarısı dillere destan olsa da, bu başarının ülkenin bütünlüğüne, düzenine ve refahına olan katkısı, o ülkenin borç batağına sürüklenerek bölünme durumuna gelmesine hiçbir şekilde engel olamamıştır.

Küresel krizin etkilerini, siyasilerin deyimiyle “teğet geçer” halde hisseden toplumuzun gençleri ise dürtülme ihtiyacının hissedilmediği bu uykuda futbolcu olarak şan, şöhret ve para sahibi olma rüyasını tatmayı arzulamaktalar. Er gençlerin yanında kızlarımız da mankenlik gibi zorlanmayacakları ve ziynetlerini gösterebilecekleri, kendilerince eğlenceli kabul ettikleri mesleklere yönelim göstermekteler. Maddi kaygıların futbol gibi eğlenceli ve oyun üzerine kurulu mesleklerle bertaraf edilmesine yönelik anlayışın son zamanlarda egemen olduğuna dikkati çeken Nazife Şişman, kız çocuklarında da mankenlik ile tezahür eden bu tutumu, Z.Bauman’ın ifadesiyle çalışma ve eğlence anlayışındaki değişime bağlayarak “eğlence ahlakı”mızın yeniden sorgulanmasına katkıda bulunuyor.

“Ölmeden ölme”nin yeni tarzı: Ötenazi

Dünya hayatının süsüne ve çekiciliğine kapılmanın, ona aldanmanın Müslümanlar üzerinde oluşturacağı büyük zarara işaret etmesi bakımından Allah Rasulü (s.a.v.)’nün “Ölmeden önce ölünüz!” uyarısı Müslümanların kulağına küpe olması gereken bir uyarıdır. Müslümanın zihin yapısına sahip olmayan nice insan bu sözü Müslümanlardan daha sık uygulamaktadır ancak bir başka açıdan: Ötenazi.

Nazife Şişman’ın, Nazi Almanyası’nın zihinlere kazıdığı öjeni ve ötenazi konularını derinlemesine tartıştığı Yeni İnsan kitabında sunduğu bu bölüm, yaşatma ve yaşamdan mahrum etme veya olma hakkının kişinin mülkiyetinde olduğu inancını, kutsallarından arındırılan modern dünya görüşü perspektifinden somut örneklerle açıklıyor.

“Sarığımız ak, lekesi çabuk belli olur!”

Yansıttıkları hal ve yaptıkları hareketler ile toplumun dikkatini sıradan insanlara nazaran daha bir çeker dindar Müslümanlar. İnsanlar onları zihin dünyalarına öyle bir yerleştirmişlerdir ki, toplumun sıradan kabul ettiği davranışları sergiledikleri zaman bu durum onların zihnî algılarında derin sarsıntılar oluşturabilmektedir. Birçok insanın yaptığı ve gayet sıradan bir durummuş gibi kabul edilen sakız çiğneme hadisesini başörtülü bir kadının gerçekleştirmesi gazetelerde tartışma konusu olarak gündeme dahi getirilmiştir.

Burada sakız çiğnemenin doğru veya yanlışlığından ziyade başörtülü veya daha da genelleştirecek olursak dindar bir Müslümanın herkes gibi davranabilme serbestisinin tartışılması dikkati çeken noktadır. Giyim kuşamı ile herkesten ayrı bir konumda bulunan dindar Müslümanın toplumsal statüde elde etmiş olduğu bu konum, meselenin bir tarafından bakılacak olursa oldukça dezavantajlı, bir başka açıdan yaklaşılacak olunursa avantajlı bir durum oluşturmakta. Başörtüsü, cübbe vb. ile dindar bir Müslüman olduğunu zahiren ispatlıyor olması, ona yaklaşan bir insanın dindar bir Müslümana yaklaştığı bilincinde olması ve kendisine yöneltilecek tutumun da seviyeli olması sonucunu doğuracaktır. Ancak bu dindar Müslümanın göze çarpan en ufak hatası, tümevarım mantığı ile yaklaşan insanların gözünde başörtüsünü ve başörtülü Müslümanları hedef tahtası haline getirecektir. Bu bakımdan dindar insanların en ufak hatayı işleme lükslerinin olmadığını vurgulayan “Sarığımız ak, lekesi çabuk belli olur!” cümlesi unutulmaması gereken bir cümledir.

Günün Kısa Tarihi, her cümlesiyle bize hitap eden, günümüz ile geçmiş (gelenek) arasındaki kopukluğa dikkati çeken ve bu kopukluğun onarılması için yapılabilecekleri sunması bakımından mutlaka incelenmesi gereken bir eser…

Berkehan Kıran önerdi

Yayın Tarihi: 24 Ocak 2013 Perşembe 16:01 Güncelleme Tarihi: 27 Aralık 2018, 14:05
banner25
YORUM EKLE

banner26