banner17

Sanatının içinden rüya gibi bir roman çıkardı

'Sen de Rivayet Etsen', Yurdagül Mehmedoğlu’nun 'rüya' romanı. Roman mı desek yoksa upuzun bir şiir mi? Ya da içinde yitip gittiğimiz sonsuz bir dehliz… Namelerinde eridiğimiz bir musiki… Muaz Ergü yazdı.

Sanatının içinden rüya gibi bir roman çıkardı

Sen de Rivayet Etsen”, Yurdagül Mehmedoğlu’nun romanı. Roman mı desek yoksa upuzun bir şiir mi? Ya da içinde yitip gittiğimiz sonsuz bir dehliz… Namelerinde eridiğimiz bir musiki… İçimizin derinlerine, talihimize yolculuk… Mehmedoğlu rüya roman diyor kitabı için. Evet, rüyayla gerçek arasında, zamanla zamansızlık parantezinde, mekânla lâ mekân içinde bir yerlerde… Büyüleyici bir anlatı. Masallar içinde bir masal. Rüya içre rüya… Oldukça yoğun… Kadim imgeler coşkun ırmaklar gibi zihnimize akıyor. Hayalin içinde sahicilikler, sahiciliğin içinde rüyalar…

Sen de Rivayet Etsen” bir hakkakla bir sedefkârı anlatılıyor. Yaşıyor olmaktan, sıradanlaşmaktan, kendi kendinden bıkmış, usanmış bir oyma sanatkârının yolculuğa çıkışı ve bu yolculukta bir sedefkârla karşılaşması… Gerçek mi hayal mi belli olmayan bir yerde bir dehlizde karşılaşmaları ve bu imkânın sınırlarında söyleşmeleri… Klasik sanatlara, geleneğe gönderiler, atıflar çokça kullanılmış. Roman, okuru gündelik dilin sıradan ve sınırlayıcı dünyasından sıyırıp sanatın özel, biricik anlam dünyasına çağırıyor. Sanat dilinin içimize tuttuğu fener ışığıyla ruhumuzun karanlık dehlizlerinde dolaşmaya davet ediyor. Kavramsallaşmış, kuramsallaşmış, formüle edilmiş dilin karşısında sanatın ve hayalin dili… İnsanın kendini yaldızları dökülmüş bir aynada seyretmesi… Tam buldum derken her şeyin yitirilmesi…

Otobüste, vapurda, kantinde tüketilecek bir metin değil

Mehmedoğlu zor bir şeyi denemiş. 181 sayfalık bir kitaba şiiri, denemeyi, romanı, hikâyeyi, gerçeği, rüyayı, muhayyeli sığdırmış. Ara bir form kullanmış Yurdagül Hanım fakat arafta bir form değil… Ne zaman tanımlanmaya başlansa tanımlayanın avuçları arasından kayıp giden bir form. Kitabın okunması çokça dikkat gerektiriyor. Otobüste, vapurda, kantinde tüketilecek bir metin değil. Günümüzde popüler olan postmodern bir metin hele hiç… Malum olduğu üzere postmodern durum belirsizliği, düzensizliği, merkez yokluğunu, hakikatsizliği belirgin kılar. Postmodern edebiyat da bilindik edebiyat kalıplarını yadsıyan, dış dünyayı olduğundan farklı yansıtan, merkezi olmayan, hakikati arama derdine düşmeyen, maceracı, cinsel fantezileri yoğun işleyen, toplumu reddeden, metinlerinde klasik olay örgüsü barındırmayan bir karaktere sahip.

Sen de Rivayet Etsen” kitabı belli noktalarda postmodern edebiyatı hatırlatsa da bu edebiyatla alakası yok. Bir kere “Sen de Rivayet Etsen” kitabında klasik edebiyat sanki şaha kalkmış. Gelenekten besleniyor. Hakikat arayışı… İnsanın biricikliği… Dümdüz, kurallı, herkesçe düşünülen bir arayışı anlatmıyor kitabın satırları. Bu açıdan simetrik, kusursuz değil roman kahramanları. Asimetrik, insana en yakın olan haller söz konusu. Medeniyetimizin yüksek perdeden konuşan dili siniyor cümlelere.

Yazar anlattığı durumların bizzat içinde, o yüzden samimi yazdıkları

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde profesör olan Mehmedoğlu, geleneksel sanatlardan sadece romanında bahsetmiyor. Sanat, yazıları için bir meta değil. Sanat ile birlikte olmaya, beraber yürümeye tutkulu Yurdagül Hanım. Sanatın oldurucu, onarıcı iksirine inanıyor. Geleneksel sanatlarla bizzat ilgileniyor, alakadar oluyor. Üç dört yıldır Klasik Türk Sanatları Vakfı’na devam ediyor. Gülnihal Küpeli’nin öğrencilerindendi. Gülnihal Küpeli Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Tezhip-Minyatür Ana Sanat Dalı öğretim üyesi. Tezhip sanatı ile ilgili teorik ve uygulamalı dersler veriyor. Yurdagül Hoca müzehhibe olmaya niyetli. Ud çalıyor, Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde üç yıl eğitim alıyor ve buradan mezun oluyor. Nakışlarla hemhal...

Kitabında sanatla ve geleneksel sanatlarımızla ilgili anlattıkları gücünü belki de buradan alıyor. Metinler yüreğinize dokunabiliyor. Samimi… Yazar anlattığı durumların bizzat içinde… Anlatılan konuya uzaklık söz konusu değil. Ayrıca ‘Sen de Rivayet Etsen’ kitabında muazzam bir derinlik söz konusu. Kitabı okurken tam buldum, yakaladım dediğiniz bir hal aynı anda değişiyor, dönüşüyor. Kendini her daim diri tutuyor. Zihninizin sürekli teyakkuz halinde bulunması gerekiyor. Tek okumayla tüketilebilecek bir metin değil. Zaman belirsiz, mekân belirsiz, anlatıdaki kahramanların cinsiyetleri bile belli değil.

Sana doğru gelmek, ansızın durmak gibidir

Büyüyen Ay Yayınları tarafından çok güzel bir kapakla okuyucuya sunulan ‘Sen de Rivayet Etsen’ rüya romanını gerçek edebiyatseverlerin okuması gerekir. Malum olduğu üzere piyasa, geleneği, kadim sanatları anlattığı iddia edilen kitapların işgali altında. Mevlanaların, Yunusların, Hz. Hüseyinlerin, Hz. Muhammed’in edebiyat tezgâhına malzeme edildiği ve çıkan bu piyasaya dönük ürünlerin satışa sunulduğu zamanlardayız. Gerçek edebiyatla piyasa edebiyatının ayrımını görmek için ‘Sen de Rivayet Etsen’ bir imkân…

Ayrıca yazar kitabın Hindistan’da yayınlanması için bir teklif almış. ‘Sen de Rivayet Etsen’ Urduca yayınlanacak. Eğer kesinleşirse…

Yazımızı nihayetlendirirken kitaptan bir iki alıntı yapmak istiyoruz ama hangi cümleleri alıntılayacağımıza karar veremiyoruz. Hepsi yoğun, hepsi şiirsel, hepsi büyüleyici… Kitaptan iki paragrafla yazımızı noktalayalım:

Farzet ki harflerin keşidelerine ilişmemiş, deri yaprakların bakır yaldızlı cedveli olup çekilmemişiz. Huzur zannettiğimizden kopup, bu akkordan sakınan cümlelere, çelişkili hallere geçmemişiz, tarihi oyalayan rivayetin, şifreli hanesine asılmadan öncedeyiz ve olan bitenin buutlarını tasvir etmemişiz daha.”

Sana doğru gelmek, ansızın durmak gibidir. Durmaklardan müteşekkil bir ömrün asil sırça parmağına birdenbire değmesi gibi dehrin. Bir çehrenin içinde çoğalmazken, bin yüzü birdenbire keşfetmek denilebilse de buna, çimenle semaya aynı minvalden bakabilmek demektir. Vücûdun yekpareliğini, girdabı ile çetin bir tevekkül içinde kabullenip, sessizce elleri dizlerinde tek oturuşta kalakalmak demektir. Bir duruştan hakîm-i cihan-penâh olanı, bir oturuştan elçiyi bilmek demektir, sana teveccüh etmek.”

Muaz Ergü yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 17:10
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20