banner17

Şam'ı Kim Bilir Bir Daha Ne Zaman Görebileceğim?

Samet Doğan, Suriye’deki savaşı yakından takip etmiş ve orada yaşadıklarını ilk kitabı olan 'Cuma Günü Uçmayan Kuş' kitabında oldukça sade ve akıcı bir dille anlatmış. Kitabın etkisinden öyle kolay kolay çıkamıyorsunuz. An oluyor, kalp atışlarınız hızlanıyor; an oluyor, gözyaşlarınıza hâkim olamıyorsunuz. Deniz Ersoy yazdı.

Şam'ı Kim Bilir Bir Daha Ne Zaman Görebileceğim?

Derinden öksürdü. Boğazını temizleyip arabanın camından tükürdü. ‘Ölmek’ dedi, ‘ölmek sorun değil, yeryüzündeki herkes ölecek. Önemli olan cennete gitmek!” Araç tümseklerden atlarken, göğsünün üzerinde asılı duran el bombaları ritim tutturmuş gibi birbirine çarpıyordu.”

Ölümle ilgili bir konuşmada oldukça normal gelebilir bu cümle. Ancak ya Suriye’deyseniz? Şiddetli bir şekilde savaşan iki taraftan birinin aracındaysanız ve o araç karşı tarafın askerlerinin bulunduğu sokağa hızla girmişse… Üstüne bir de binmiş olduğunuz araç bomba yüklüyse? Bir polisiye filminden alıntı değil bu okuduklarınız. Gencecik bir Türk muhabirin savaşa tanıklık edip dünyaya duyurmak uğruna gittiği Suriye’de kaleme aldığı romanından bir kesit sadece. Savaşın hâlâ devam ettiği, barış ortamının yıllardır sağlanamadığı, binlerce kişinin öldüğü, milyonlarcasının başka ülkelere sığınmak zorunda kaldığı yer Suriye… Hemen yanı başımızda, 911 km uzunlukta sınırımızın olduğu, kanın ve gözyaşının hiç durmadığı, çocuk bedenlerinin ya bombalarla parçalandığı ya da bombalardan kaçmaya çalışırken kıyıya vurduğu yer…

Kitabın etkisinden öyle kolay kolay çıkamıyorsunuz

6 yıldır çok şey yazıldı, çizildi acının ülkesine dair. Ancak Suriye’yi savaşa tanıklık etmiş, bomba ve barut kokularını solumuş birinin kaleminden okumak çok daha etkileyici. Savaş muhabiri Samet Doğan, Suriye’deki savaşı yakından takip etmiş ve orada yaşadıklarını ilk kitabı olan “Cuma Günü Uçmayan Kuş”ta oldukça sade ve akıcı bir dille anlatmış. Henüz 10. sayfasında içine girdiğiniz kitabın etkisinden öyle kolay kolay çıkamıyorsunuz. Savaşı bizzat yaşıyor hissine kapılabilirsiniz. An oluyor, kalp atışlarınız hızlanıyor; an oluyor, gözyaşlarınıza hâkim olamıyorsunuz. Kitabın sonuna geldiğinizde sitem ediyorsunuz bir daha bu sisteme; kaostan beslenenlere, yanı başımızda bunca acı yaşanırken dünyanın nasıl böyle sessiz kaldığına…

Böylesine büyük ve tehlikeli bir maceranın içine giren Doğan, bunun sebebini şöyle anlatıyor kitabında: “Yakında tüm bu kabus bitecekti, evin kirasını düzenli bir şekilde ödeyebilecek, faturalar için arkadaşlarımdan borç almak zorunda kalmayacak, daha da önemlisi yeni kitaplar alabilecektim. Bütün bunların yanı sıra, buradan uzaklaşacak olmak sanırım beni daha çok cezbediyordu. Gidebileceğim kadar gitmek istiyordum; uzaklaşmak. Yeni sorular sormak ve yeni cevapların peşine düşmek.”

"Şam'ı kimbilir bir daha ne zaman görecektim"

Genç muhabir, “Suriye Cehennemi” diye tabir ettiği bu savaşı dünyanın tam olarak görmediğinden yakınırken, oğlunu toprağa veren bir babanın, çocukları cephede olduğu için gözlerine uyku girmeyen bir annenin acısını anlatamayacaklarından bahsediyor: “Şu anda dünyanın dört bir yanında kimileri ağlıyor, kimileri kahkahalar atıyor olmalıydı. Ne tuhaf şey! Burada silah sesleri arasında yükselen feryatlar, ölüm çığlıkları kimin umurundaydı? Dünyada bildiğim tek gerçek, kimsenin bir başkasının acısını hissetmediği ve hatta umursamadığıydı. Şairin dediği gibi, ‘insanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağırdır.’”

Yıllar önce Arapça öğrenmek için gittiği ve çok sevdiği Suriye’nin yerle bir edilmiş halini görmek zorunda kalan Samet Doğan; “Şam’ı kim bilir bir daha ne zaman görebilecektim. Savaşın sonu görünmüyordu. Belki de ömrüm boyunca hiç göremeyecektim. O yüzden biraz daha vakit geçirmek isterdim doğrusu. Öğleden sonra araçlar hazırlandı ve Lübnan sınırına doğru yola çıktık. Araç hareket etmeye başladıktan sonra gözlerimi hiç kırpmadan seyrettim görebildiğim her yeri. Yolları, soluk renkli evleri, sarı hurda yığınına dönüşmüş ama hâlâ hareket eden taksileri, kar tutmuş ağaçları, sıkı sıkıya giyinmiş insanları, Kasiyun Dağı’nın ihtişamını, hafızamdan sonsuza kadar silinmesini istemediğim kutsal bir manzara gibi özlemle izledim.” diyerek tüm o hatıraları hayalinde de olsa bir kez daha yaşıyor.

Yazar, son yılların en korkunç trajedilerinin yaşandığı Suriye savaşına yakından bakarken aslında içinde bulunduğu tehlikeden; “Eğer biri bana, ‘doğru yola yanlış kişiyle çıkmak mı yoksa yanlış yola doğru kişiyle çıkmak mı daha az tehlikeli’ diye soracak olsaydı, sanırım ben yanlış yola yanlış kişilerle çıkmanın daha az tehlikeli olduğunu söylerdim. Ne tür bir belanın içinde olduğunun farkında olmak her şeyden daha güvenli. Timsahlarla dolu bir nehirden geçmek gibi. Timsahlar oradalar ama sanki aranızda gizli bir anlaşma varmışçasına, ses çıkarmadan geçişinizi izliyorlar.” diye bahsediyor.

Samet Doğan, savaşa tanıklık ettiği dönemi, Profil Yayınları’ndan çıkan 294 sayfalık romanında okuyuculara sunuyor. Birçok soru zihninizi kurcalıyor sonrasında. Nereye varacaktı bu savaşın sonu? Daha ne hayatlar yitip gidecekti? Ve dünya ne kadar daha devam edecekti sessiz kalmaya, televizyon karşısında ve sabah kahvesi eşliğinde gazete sayfalarına bir seri katil soğukkanlılığıyla bakmaya?

Peki ya Rima? Ne olmuştu Rima’ya?

Samet Doğan, Cuma Günü Uçmayan Kuş, Profil Yayınları

“Savaş Muhabirliği Ve Uzaklaşma Duygusunun Cazibesi”, Kitabın Ortası dergisi, Nisan 2017, sayı 1.

 

Deniz Ersoy

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2018, 11:36
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20