banner17

Şairler varoluş kaygısını derinden hissederler

Ali Ömer Akbulut'ın 'Asa Kimin Elinde' kitabında, şiire düşman olanlar ve şiirin bunlara karşı kendisini nasıl savunması gerektiği de anlatılmış. Ahmet Serin yazdı.

Şairler varoluş kaygısını derinden hissederler

Şule Yayınları'ndan çıkan “Asâ Kimin Elinde” başlıklı kitabına ön söz niyetine yazdığı “Hem Öyle, Hem Böyle” başlıklı metninde Ali Ömer Akbulut, Anadolu’da sahicilikten uzak ve göz boyama çabası içinde olan kişiler için ‘patırdıyor’ dendiği bilgisini verdikten sonra sözü edebiyata getirerek “Şimdinin edebiyatı patırdayıp duruyor. Bu gürültü, patırtı hırs ve güç isteğini artırıyor, o da körlüğü.” şeklindeki keskin yargısında bulunuyor edebiyat üzerine.

Edebiyat, belki de üzerine en fazla söz söylenen, ne olup olmadığı sürekli tartışılan bir sanat dalı. Evet, bu kesin: Edebiyat, bir sanat dalı ama nasıl bir sanat dalı? Bu sanat dalının sınırları nerede başlayıp nerede bitiyor? Ve en önemlisi de, hangi ürün, kime göre edebiyat ürünüdür veya değildir? Netliği bulunmayan, tek yanıtı olmayan sorular bunlar.

Hem bilge hem deli

Şiir, edebiyatın yaramaz çocuğu. Şair, hemen hemen her toplumda şehrin bilgesi olduğu kadar mahallenin delisi de olagelmiş. Her şey olmak yakıştırılmış şaire ama bir tek sıradanlık yakıştırılmamış. Şairlerin hayatlarına ve yaptıklarına bakıldığında, bu yargıyı haklı çıkaracak örnekler çok. Delirmek ve intihar, birçok şairin kaderi.

Delirmek ve intihar şeklinde tecelli eden bu durumu Ali Ömer Akbulut, şairlerin varoluş kaygısını en derinden hisseden kişiler olmasıyla açıklıyor. Çünkü şair, hakikatin peşinde koşup onu anlama çabası içinde olan kişidir. Bir yönüyle şairin yazdıkları, hakikat yolculuğunda keşfettiklerini mırıldandığı satırlardır. Bu keşifler o kadar ilginç ve bazen de taşınması o kadar zordur ki, şair çaresizdir; yazmalıdır. Yazmasa, meramını anlatmasa delirir. Bazen de ifade yetersiz kalır ve bu yetersizlik delirmeyle telafi edilir.

Azat edilmeyecek kadar tehlikeli

Şair adlı edebiyatın bu uslanmaz çocuğu, bazen baş tacı edilirken bazen de yakılacak bir cadı muamelesi görmüş. Sezgileri ve etkileme gücü dolayısıyla da her zaman kontrol altına alınmak istenmiştir hâkim güç tarafından. Bu kontrol bazen kabaca onu susturmak şeklinde tezahür ederken bazen de birtakım biçimsel kaygılar dayatılarak kafası karıştırılmak istenmiş. Kavramlarla dövülmek istenmiş… İşte Ali Ömer Akbulut’a göre, şairin karşısına çıkan en önemli tehlike de bu. Yapacağı, yapması gereken şey konusunda serbest bırakılmayarak varoluş üzerine değil de yersiz biçimsel özelliklerle uğraşmak… Hölderlin, Cahit Zarifoğlu, Ece Ayhan gibi şairlerin bu tuzakları fark ederek o tuzaklarla çarpıştığını anlatır Ali Ömer Akbulut ve şair adaylarına da bir kılavuzluk yapar böylelikle.

Yürekteki titreşimler

Kitapta, şiire düşman olanlar ve şiirin bunlara karşı kendisini nasıl savunması gerektiği de anlatılmış. Şairin –İbni Arabi ve kadim kültürümüzün birçok önemli isminin altını çizdiği- tahayyülat dünyasıyla bağını hiçbir zaman koparmaması en önemli unsur olarak belirtilmiş. Bu tahayyülatın elbette ki dışavurumu için de kelimeler şart. Çünkü kalp –ıstılahi anlamdaki kalp- hayal âleminden beslenir ve bu âlemdeki tecelliler de yine kalpte görünür kılınır. Şairin yapacağı şey, Yusuf misali bu tecellileri tabir edip kelimelerle ifade etmektir. Kelime de önemlidir çünkü o, işiten herkeste bir iz bırakma özelliğine sahiptir. Zaten bu iz bırakma özelliğinden dolayı kelimeler değiştirilmeye çalışılır, yok edilmek istenir. Ülkemize en derin yarayı açan ve köklerimizle bağımızı koparıp bizi yeryüzü serserisi yapmayı amaçlayan alfabe değişikliğinin arkasında nasıl bir iğva edici istek yattığı da bu şekilde ortaya çıkar.

Şiir, kalbin titreşimidir. Bu titreşimin gerçekleşmesi için hayal ve salim bir kalp bulunmalıdır insanda. Bu unsurların sahici bir şekilde bulunduğu insanlar için -artık dış veya iç fark etmez- bir etkilenme, kalpte titreşime yol açar. Bu titreşimlerin bir kısmı yitip giderken bir kısmı kalp (Akıl) tezgâhında dokunur ve ortaya şiir çıkar.

Eleştirinin gerekliliği

Kitapta, eleştiriye de yer verilmiş. Eleştirinin ne olup olmadığı sorgulanmış. Özet olarak ‘Bizde hep bir şeyi değersizleştirme gibi algılanır eleştiri. Bu yüzdendir ki eleştirilen kişi, ilk önce bir irkilir, bunu kendisine yapılan bir hücum olarak algılayıp savunmaya geçer. Oysa eleştiri ya da ‘bir değeri ortaya çıkarma anlamına gelen tenkid’ metin yazarı için elzemdir. Bu tenkide bakarak metni yazan kişi, kendisinin nerede durduğunu anlayacaktır.’ denmiş kitapta.

Şiir ve şiir teorisiyle uğraşanların bir an önce okuması gereken bir kitap ortaya çıkarmış Ali Ömer Akbulut.

Ahmet Serin okuma notlarını paylaştı

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 11:29
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20