Şairin Aynası’na incelikli bir nazar

Mustafa Uçurum’un şiir üzerine denemelerinin yer aldığı 2018 TYB Deneme Ödüllü kitabı Şairin Aynası hakkında Şenay Şeker yazdı.

Şairin Aynası’na incelikli bir nazar

Elimde güzel bir kitap var. Usta kalem Mustafa Uçurum’un 2018 de TYB tarafından yılın denemesi ödülüne layık görülen kitabı “Şairin Aynası”.

Yazdığı şiirler, kitaplar ve çocuk hikâyeleri ile edebiyatımıza kendine has renkleri ile katkıda bulunan yazarımız, dergi yazıları ve yorumlarıyla da adından sıkça söz ettiriyor. Her ne kadar Tokat’ta doğmuş, Sivas’ta okumuş ve Sakarya’da uzun süre yaşamış olsa da biz ona uçsuz bucaksız Asyalı demeyi daha uygun buluyoruz.

Kalem erbabının gündelik kaygılardan uzak, tüm ümmeti ve insanlığı saracak bir yüreğe sahip olması gerektiğine inanıyor ve yazarımızın “Uçsuz Bucaksız Asya “şiirinden bir bölüm paylaşmak istiyorum.

“Kahrolacak ne varsa haykıracağız yüzüne
Asya bizim kalbimiz, sen çekil aradan dünya;
Ne kadar yıldızın varsa o kadar kör olacak gözlerin
Birkaç kardeş, çokça direnç, biraz serap duamız
Uzak değil bize çöl, bizim her yanımız Asya”

Şiir hayatın tamamıdır aslında. “Hayat bizim için bir şiirdir” kelamını çokça ederim ve bazıları bunu yadırgar. Hayatı çok ciddiye almadığım için bunu söylediğimi zanneder ve dünyada gelişen bu kadar sıkıntı ve kederler karşısında bu sözümü yanlış yorumlarlar. Halbuki şiirin ana maddesi gamdır ve dünya da bir gamhane değil midir?

Şiir, dünyada yaşadığımız, hasretleri, sevdaları, kayboluşları, arayışları ve yaşamın tüm var oluşlarını içerisine alır ve okuyucusunu farklı alemlere götürür.

Şairin Aynası bir deneme kitabı ve şair/yazar Mustafa Uçurum, nam-ı diğer “ırmaklarda büyüyen çocuk” bu kitabında birçok şairi ve şiirlerini sırlı yönleriyle ele almış ve şiirlerin okuyucusuna müphem kalan taraflarına ışık tutmuş,  daha açık tabiriyle tercümesini yapmıştır.

Şiiri çok seven, çok okuyan ve hatta yazmaya gayret eden birisi olarak elime şiir konusunda bir kitaptan ziyade bir hazine ve geleceğin şairlerine rehber olacak bir eser aldığımı farkettim. İnsan bir işi severek, gönülden yapmalı ki o işin bereketini görsün. Şiir yazmak da böyle sanırım. Mustafa Hocamız, hocamız diyorum çünkü hem memleketimizin yetiştirdiği kıymetli bir insan ve yazı, şiir konusunda kendisinden çok şeyler öğreneceğimiz yaşayan bir şairimiz.

Hepimiz biliriz ki şiir diğer yazılara göre farklıdır. Şairin yaşantısını, duygularını, hassasiyetlerini ve ideolojisini yansıttığı özel bir yazı türüdür. Aslında öyle sırlı bir şey ki, şair şiirinde her şeyi yansıtmaz aynı aynanın arka tarafı gibi bize karanlık kalacak yönlere sahiptir. Okuyucu şiiri okurken aynı aynanın ön ve parlak tarafı gibi şiirde kendisini görür ve kendi yorumunu katar şiire. Zaten bu parlaklığı aynaya veren de arka plandaki sırlı kısımdır. Yoksa şiirin bir camdan farkı kalmazdı.

Mustafa Uçurum, bu yolculukta bizlere rehberlik ediyor ve şiiri daha iyi anlamamız ve hissetmemiz adına, şiire bakmanın ötesinde görmeyi ve şairleri çözerek şiire yorum getirmeyi öğretiyor.

İlk bölüm Cahit Külebi’ye ayrılmış

Mustafa Uçurum, kitabının ilk bölümünde milli şair Cahit Külebi’nin “Amerika” şiirine yer vermiş. “Yeryüzünde nerede zulüm varsa Amerika’nın parmağı var, diyen yazar, yüksek sesle söylenmese de artık Amerika’nın “özgürlükler ülkesi “ olmadığı herkes tarafından bilinir. Çünkü Amerika’nın, sadece uzağındakilere değil, kendi topraklarındaki zencileri ikinci sınıf görüp köle muamelesi yapması ve Kızılderililere yaptıkları akıl almaz işkenceler sebebiyle zulümle anıldığını ve “ zulümle payidar olmanın kolay elde edilebilecek bir unvan olmadığını da vurgulamıştır. “Cahit Külebi bu şiirini 1971 yılında Amerika’nın tüm dünyaya kafa tutmaya ve kendisini rakip tanımaz tek güç ilan ettiği bir zamanda yazmıştır.

Bir çocuk ağlarsa dağ başında

Gözyaşında Amerika akar

Vurdularsa birini

Bilin ki o kurşunlarda Amerika var

Çok bilinmemekle birlikte  “Amerika” şiirinin de ana temasını memleket sevgisini n oluşturduğunu söyleyen yazar, Cahit Külebi için “Türkiye gibi şair “ifadesini kullanmıştır”. Anadolu’yu o kadar tarifsiz güzelliklerle anlatmıştır ki, şiirlerinde toprağın, havanın, suyun kokusunu ve tadını duyarız “der Külebi için. Kitabın İstanbul’a Anadolu’dan Bakan Şair Cahit Kulebi” başlıklı bölümünde Mustafa Uçurum şairin “İstanbul’a özlemini, uzak olmanın, özlem duymanın insanda duygusal yoğunluğa ve birikime sebep olduğunu ve bunun da şairin şiire yolculuğunun bir vesilesi olduğu anlatmaktadır.

Cahit Külebi’ye göre şairlerin kendilerine özgü bir dilinin olması gerekir ve şiir şairin aynasıdır, onun duruşunu, fikirlerini ve bakışını yansıtır.

“Şiirin ruha hoş gelen bir yanı vardır”

Yazar, şiirin toplumun her kesiminde kabul gördüğünden bahseder ve şiir için: “Şiir bazen iyi bir sığınak olmuş ve kelimelerin tükendiği, boğaza kelimelerin bir yumruk gibi tıkandığı zamanlarda şiir imdada yetişmiştir.” ifadesini kullanmıştır.

Şiire bir bakıma şifa da diyebiliriz o halde. Ruh halimize hitap eden şiirleri bazen olur ki defalarca dinler ve hatta ezberleriz. Mutlu olduğumuzda, hasret çektiğimizde, anlaşılmadığımızda muhakkak bize şifa olan şiirlere sarılırız.

“Benim için çiçek, annedir”

Hangimizin hayatı çiçeklerden ayrıdır ki, büyürken annelerimizin, babaannelerimizin cam kenarlarına dizdikleri ve her sabah sulayarak konuştukları çiçeklerle tanışırız. Sandunyaların, menekşelerin, bahçelerimizde hanımelleri, leylak ve güllerin arasında büyürüz. Sevdiklerimize verebileceğimiz en güzel ve anlamlı hediyedir. Böylelikle şiirlerde de yerini almıştır çiçekler.

Şair, uzun ve soğuk kış günlerinden sonra baharı müjdeleyen rengarenk çiçeklerin ve betonların arasında karşımıza çıkan bir çiçeğin her zaman insana iyi geleceğini ayrıca sabahın erken saatlerinde bir ırmağın kenarında, ırmağın da şırıltısıyla beraber çiçekleri koklamanın güne iyi başlamanın  ilk adımı olduğunu  da söylemektedir.

Mustafa Uçurum kitabında Edip Cansever’in şiirlerinde ki karanfilin öneminden bahsetmiş.

“Benim bütün yaşamımda hep karanfiller olmuştur

Her zaman hatırlarım

Sanki bir karanfilden doğmuşumdur”

(Bir Çiçek Sergicisi Der Ki)

Ve yine şair, Erdem Beyazıt’ın Nuri Pakdil’e ithafen yazdığı şiirine” Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı “ diyerek umut dolu bir başlangıçla başladığından da bahsetmiş.

Şiirin ana damarı yorumdur

Yorumsuz… Zamanımızın en popüler cevabı. Hâlbuki hayatımız yorumlarla şekillenir ve yazılan her bir şiir ve yazı yorumlarla meydana gelir.

Mustafa Uçurum’a göre, şiirin başkahramanı şairin kendisidir ve şiir, şairin yaşadıklarını sınırsız yorumlama kabiliyeti ve uçsuz bucaksız bir hayal gücü ile birleştirmesinden doğar. Asıl yorumcu ilk anda şairdir ve şiir daha sonra okuyucunun ve eleştirmenlerin yorumlarıyla şekillenir. Ayrıca şair yaşadıklarını şairlik süzgecinden geçirerek yazar ve yorumlar. Gördüklerini olduğu gibi aktarmaz, zira bu şiir olmaz, bilakis hayata dair realist notlar olur.

Mustafa Uçurum bu kıymetli eserinde şairin, en mühimi insanın hakikatten uzak olmaması gerektiğini savunmuş ve mesnetsiz söz söylemenin şiirin hakikatine gölge düşüreceğini belirtmiştir. “Attığımız her adımdan hesaba çekileceğimiz gerçeği gün gibi ortada iken, yazdığımız ve okuduğumuz her cümleden de bize sorulacağı muhakkak” diyerek şiirin şair için mesuliyetine dikkat çeken yazar, kitabında bu konuda hassas olan üstatların görüşlerine de yer vermiştir.

Necip Fazıl Kısakürek: “Bizce şiir, mutlak hakikati arama işidir… Mutlak hakikat Allah’tır. Şiir, Allah’ı sır ve güzellikler yolunda arama işidir.”

Üstad Sezai Karakoç : “Şiir; hakikatin, doğa ve tarih içinde atan nabzı, çarpan yüreğidir.”

Yazar Uçurum, “Hakikat gibi bir dayanağı olan şairin, hakiki okuyucularının olması da beklenen sonuçtur” diyerek güzel bir tespitte bulunmuştur.”

O zaman şunu diyebiliriz;  izini takip ettiklerimiz bizi hakikate götürmeli ki, iki dünyada da kazançlı olabilelim.

Şiir, şairin aynasıdır

Eserinde birçok şairi konuk etmiş Mustafa Uçurum. Garip akımına karşı başlatılan Hisar hareketinin hüzün şairi M. İlhan Geçer’in milli duruşa sahip, aynı zamanda yeniliğe karşı açık tarafını anlatmış. İlhan Geçer “Yeni olmak için eskiyi reddetmemek gerek” diyen ve ayrıca ilhamı da reddeden bir şair. Şair Geçer’e göre “Yazmak için okumak çok okumak gerek. Sanatçı on okuyup, bir yazmalı.”

“İki cami arasında Turgut Uyar” başlıklı bölümde Mısra-ı Berceste şairi Turgut Uyar’ın İkinci Yeni şairi olmasına rağmen bir divan yazarak farkını ortaya koyduğundan bahsedilmiş.

Eserinde Mehmet Akif, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç gibi şairliklerini mücadeleleriyle birleştiren dava adamlarına da yer veren Mustafa Uçurum, Mehmet Akif’in mücadele yıllarındaki fedakârlıklarına, hayal kırıklıklarına ve acı akıbetine değinmiş.  Hakkında en fazla araştırma yapılan şair olan Mehmet Akif’i övgüyle anan ve minnet duygularını belirten yazar üstad Sezai Karakoç’un  “Mehmed Akif”  adlı eserini mutlaka okunmaya değer görmüş ve tavsiye etmiştir.

Poetika şairin yol haritasıdır

Yazar “şairin aynası” kitabında sık sık teknoloji çağının bizleri plansız ve hedeflerden uzak yaşamaya ittiğinden ve sıradan ve rastgele hayatlarımızdan şikâyet ediyor.  Mustafa Uçurum’a göre şiir ve şairler de bundan nasibini almış. Halbuki şair yola çıkarken değer yargılarına göre bir rota ve şiirinin alınyazısı olması için de bir poetika belirlemelidir. Edebiyat akımlarının birer poetikası olduğunu ve akımlarının sınırlarını belirlediklerini de vurgulamış.

“Poetika, genel anlamıyla şairin soyut ve somut dünyayı göz önüne alarak şiirde tutacağı yolu gösteren yol haritasıdır” diyen yazara göre, 80 sonrasında akımlardan çok bireysellik revaçta  ve çoğu şair belirsizlik içerisinde poetika yazmaktan uzak. Artık poetika, şairin yaşantısıdır, öyleyse şiirimiz yüz akımız, yaşantımız poetikamız olsun.

Rehber niteliğinde bir eser olan “Şairin Aynası”nda şiir türlerinde bir gezinti de yapıyorsunuz. Gurbette sıla özlemi çeken şairlerin pastoral şiirleri, toplumun cengâver duygularını harekete geçiren epik şiirler ve şairin imgelerden uzak kendi içine yolculuğunu anlatan lirik şiirlere kadar pek çok türü bulabiliyoruz.

Böylesine kıymetli bir eserde şair/yazar Mustafa Uçurum, Sezai Karakoç ve Cahit Zarifoğlu’ndan da uzunca bahsetmiş.

Yazar, Sezai Karakoç için: “Son yarım asırdır kendine has çizgisiyle adından söz ettiren önemli bir değerdir. Çünkü o ‘derdi olan’ bir insandır. Kendisi için yaşamak nedir bilmeden, kendini yaşadığı coğrafyaya adamış ender şahsiyetlerden birisidir.”

“Sezai Karakoç, yazdığı her cümlede ve dizede ilmek ilmek bu toprakların değerlerini dokumuş bir düşünce adamıdır. Onun düşüncelerinin temelinde insanın kendisi vardır. Dert de, şifa da insanın kendisidir.” ifadelerini kullanmış. Sezai Karakoç denilince elbette akla ilk gelen eseri “Diriliş Neslinin Amentüsü”…  Üstad bu eserinde bir menzili hedef gösteriyor ve diriliş direnişten geçer ve bunun yolu da kalpleri fethetmektir diyerek okuyucusunun içinde gizli kalmış tüm engelleri aşma duygusunu harekete geçiriyor. Halen yaşayan bir değer olan ve neslimizin ihtiyacı olan bu dirilişi sağlayacak üstadların kıymetini ne zaman bileceğiz acaba. Yine öldüklerinde mi yoksa…

Zarifoğlu’nu “yürekli bir şair” olarak nitelemiş Mustafa Uçurum. “Necip Fazıl’a olan tutkusu, Sezai Karakoç’a olan ilgisi onu etkilememiş ve tüm şairlerden ayrı bir üslupla şiirler yazmıştır Cahit Zarifoğlu. Onun şiirlerinde ‘kapalılık’ esastır ve şiirin içine girildikçe büyüsü çözülür, ayrıca kullandığı derin imgeler, kendine has benzetmeler ve her okuyucuda ayrı anlamlar uyandıran yapısıyla şiiri, kendisiyle başlamış bir kaynak gibidir” diyerek şairin aynasına ışık tutmuştur Mustafa Uçurum.

Şiiri seven birisi olarak, böyle bir kitapla karşılaşmak ve okumak büyük nasip diyorum. Çünkü bu eseri bir seferle kalmayıp defalarca inceleyerek okumayı düşünüyorum. Belki de bu zamana kadar okuduğum şiirleri, Mustafa Hocamızın ışık tuttuğu aynadan tekrar okumam ve şairlerini çözmem gerekecek.

Ben kendisine gönül rahatlığı ile “Kudüs şairi” diyorum, Mustafa Uçurum şöyle diyor: “Şairi çözmek, şiiri bilmekten geçer.” Bu eserde şiiri tanıma adına yok, yok…

Şenay Şeker

Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2020, 21:22
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26