Şair olamazsan poetika yaz, kayıtlara geç

Osman Özbahçe’nin genelde şiir, özelde de edebiyata dair düşüncelerini kaleme aldığı yazıları, Analiz adlı kitapta toplandı. Özbahçe, kitapta yer alan yazılarında doğru bulduğunu övdüğü kadar, yanlış bulduğunu da aşikâre yazmaktan çekinmiyor.

Şair olamazsan poetika yaz, kayıtlara geç

Güzel sanatlarla uğraşan insanların kalplerinin naif olduğu herkesin malumu. Kalbin naif olması, dünyaya adalet ve güzellik getirme iddiasındaki bizler için ayrıca önemli çünkü Müslüman olarak iddiamız büyük. İddiamız, güzel olan cennetin bir yansıması olan dünyayı güzel kılmak. Bunu yapmak için de donanımlı olmak, güzel bakıp güzel görebilmek gibi bir mükellefiyetimiz var. Geçmişe şöyle bir göz attığımızda, hayatımızda sanatın önemli yer tuttuğu zamanlarda dünyayı güzelleştirecek kadar güçlendiğimizi, sanattan koptuğumuzdaysa savrulup gittiğimizi, üzülüp ağladığımızı görürüz. Hatta biraz ileri giderek şunu söylememiz çok mu yanlış olur: İslam dünyasının bugünkü savruk halinin sebeplerinden biri sanattan uzaklaşmasıdır!

Sanatın önemi bizatihi kendisinden değil, insana ve insandaki o en önemli merkeze yaptığı etkiden kaynaklanıyor kuşkusuz: Sanat, insan kalbini doğrudan etkileyen eylemlerden biridir çünkü. Kalp de insanın insanla, insanın çevreyle ve insanın Allah’la ilişkisinin düzenleyici merkezi olması hasebiyle çok ama çok önemli. Yumuşak, ince ve hassas olan kalp sadece kendine bakmaz, gözlerini etrafa çevirip hem yeryüzünü hem de gökyüzünü şöyle derinlemesine bir tarar. Olaylara yüzeysel değil derinlemesine bakmasını bilir ve gördüğü bir çirkinliği düzeltmek için de yola koyulur. Bu bakımdan kalbi naif olan insan, dünyayı güzelleştirecek insandır aynı zamanda.

Ülkemizde sanat, özellikle Tanzimat’tan sonra biraz da edebiyat olarak anlaşıldı. Ya da şöyle demeli belki: Tanzimat’la birlikte kendisine bile yabancılaşan insanımız, kendisini edebiyatla ifade edebildi ancak! Bunun böyle olduğunu, Tanzimat’tan bu yana topluma yön veren kişilerin hemen hepsinin bir biçimde edebiyatla ilişkili kişiler olmasından da anlıyoruz. Kadim değerleri şahlandırmak isteyen Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Nuri Pakdil, Akif İnan… hep birer sanatkar değil mi? Öte yandan materyalist dünyanın temsilcileri diyebileceğimiz bir Sabahattin Ali, bir Nazım Hikmet de birer sanatçı değil mi?

Özbahçe, Analiz’de ne anlatıyor?

Osman Özbahçe, şair olmasının yanında edebiyata, edebiyatın teorisine de kafa yoran biri. Edebiyat dünyasına şiirle adım atmasına rağmen sadece şiirini yazıp bir kenara çekilenlerden değil. Genelde şiire, özelde de edebiyata kafa yoruyor, düşünüyor ve düşüncelerini de kamuyla paylaşıyor.

Osman Özbahçe’nin genelde şiir, özelde de edebiyata dair düşüncelerini kaleme aldığı yazıları, Analiz adlı kitapta toplandı. Kitap, Ebabil Yayınları’nın 148., eleştiri dizisinin 12. kitabı olarak Ocak 2013’te yayımlandı. Kitap, Özbahçe’nin çeşitli dergilerde yayımlanmış yazılarını derlediği bir kitap.

Kitabın girizgâhı sayılabilecek “Günümüz Şiiri Üzerine Yorumlar” metniyle Osman Özbahçe, yakın tarihimizin kırılma dönemi (siz buna kıblenin değiştirilmesi çabası deyin lütfen)  Tanzimat’tan başlayıp günümüze gelen özelde şiir, genelde edebiyat hakkında düşüncelerini yazıyor. Ama Özbahçe düşüncelerini anlatırken ürkek, etliye sütlüye karışmayan bir tavır içinde değil. Ayrıntıya iniyor, hükümler veriyor ve bu hükümleri de gerekçelendiriyor. Bir anlamda meydan okuyor, hatta kendi poetikasını oluşturuyor. Bunu yaparken de edebiyatın ideolojiyle, insanla ve toplumla bağını koparmıyor, tam aksine, edebiyatın ne kadar hayatla iç içe olduğunu gösteriyor. Mesela modern şiirin Batı’daki varoluşu ile ülkemizdeki varoluşu arasındaki fark üzerine kafa yorup “Batı’daki modern şiirin sistem dışına itilen azınlığın şiiri, ülkemizde ise sistem dışına itilen çoğunluğun şiiri” olduğunu söylüyor. Yine modern şiirin “Sistem dışına itilenlerin şiiri olması hasebiyle ‘yıkıcı’ bir şiir olduğu” tespitini yapmaktan da geri kalmıyor.

“Görsel şiir”i doğuran sebeplere de kafa yormuş

Ülkemizde modern şiirin, konuşma dilinin, şiir dilinin yerini almasıyla başladığını öne süren Özbahçe, bu gelişmelerin aynı zamanda şiirin formunu etkileyen bir özellik taşıdığını da söyler. ‘Görsel şiir’in ortaya çıkışının gerekçesini de teknolojideki gelişmelere bağlayan Özbahçe, modern dünyanın derinliği yok eden yapısının ve insanı aceleci kılan zaman algısının, ‘Görsel Şiir’i doğuran sebeplerden olduğunu söyler.

360 sayfalık hacme sahip kitabın sayfaları arasında ilginç ayrıntılara rastlamak da mümkün. Örneğin, Mehmet H. Doğan’ın, Sezai Karakoç’un ‘Galile Denizi’ başlıklı yazısının başlığını ‘Yeni-Gerçekçi Şiir: İkinci Yeni’ biçimde değiştirip bu yazıyı İkinci Yeni’nin teorik çerçevesini açıklayan metin olarak sunduğu ayrıntısı yanında,  Necip Fazıl’ın Beş Hececiler’i “Şiirin formu grup adı mı olurmuş?!’ diye eleştirdiğini bu kitabın sayfalarında okumak mümkün. Yine bir başka ayrıntı, Türk edebiyatının en önemli hikâyecilerinden Sait Faik’in, şiir teorisi çalışmalarında katkı sağladığına da değiniliyor kitabın sayfaları arasında.

Şair olamazsan poetika yaz, kayıtlara geç

Özbahçe, sözünü esirgeyen biri değil. Doğru bulduğunu övdüğü kadar, yanlış bulduğunu da aşikâre yazmaktan çekinmiyor. Onun bu tavrının, kişilere karşı olmaktan değil, sanata ve şiire saygısından kaynaklandığını kitabın satırlarından da anlıyoruz zaten.

Analiz’in ilerleyen sayfalarında şiir-şiir teorisini tartışan Özbahçe, bugüne kadar güçlü şairlerin önce iyi bir şair olarak temayüz ettiklerini ve daha sonra sanat anlayışlarını açıklamak sadedinde sanat teorilerini deklare ettiklerini söyledikten sonra, günümüzde poetika yazarlığının –en azından bazıları için- şiir literatürüne geçmenin en kolay yollarından biri olduğunu ifade ediyor. Bunu yaparken de, isimleri ve kaynakları birbiri ardınca sıralıyor. Özbahçe’nin tespitlerine göre bazıları, şiir vadisinde şiirleriyle yer alamadıkları için poetika yazarmış gibi yaparak o alanda kendilerine yer açmak istemektedirler. Bunu yaparken de aleni olarak intihale başvurmaktan çekinmezler.

Daha çok şiir üzerine kafa yoran Özbahçe, Türk şiirinin burçlarını ve bunların sanat anlayışlarını da incelemiş kitabında. Kaleme aldığı yazılarda Yunus Emre, Necip Fazıl, Sezai Karakoç, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayezit, Arif Ay, Cahit Sıtkı, Orhan Veli, Turgut Uyar, Cemal Süreya, Nazım Hikmet… gibi şairlere sık sık atıfta bulunan Özbahçe, ilgisini sadece önceki kuşak şairlerle sınırlamamış. Kitabın sayfalarında eski kuşak şairlerimiz yanında henüz yirmili-otuzlu yaşlarını süren şairlerimizin şiirleri hakkında değiniler de yer almış.

Daha önce de belirttiğim gibi, özel olarak şiirle ilgilenmesine rağmen sadece şiirle ilgili kalmamış Özbahçe’nin merakı. Mesela Nuri Pakdil ve Edebiyat dergisi de uzun bir incelemeye konu olmuş kitapta. Bunun yanında, Türk hikâyeciliğinde hem bir öykücü hem de öykü kuramcısı olarak önemli çalışmalara imza atmış Necip Tosun da, ayrıntılı bir şekilde incelenmiş kitapta.

Yoğun ve hacimli bir içeriğe sahip bu kitabın edebiyatla ilgilenen herkese bir şeyler söyleyeceği kesin.

Ahmet Serin yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2018, 09:50
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
davut doğrucu
davut doğrucu - 6 yıl Önce

poetik kaygıları olan ve bunun üzerine kafa yoran sınırlı sayıdaki şairlerimizden.sessiz ve çalışkan.kuru gürültücü değil üretken.değeri bilinmeli.

banner19

banner13