Şair, çocukluğu ve şiiri hatırlamaya çağırıyor

Şu kâinat bir şiir sayılsa çocuk onun mısra-i bercestesidir. Mustafa Oral, şair Mustafa Uçurum'un 'Çocuklar Çocukluğunu Bilsin' kitabını yazdı..

Şair, çocukluğu ve şiiri hatırlamaya çağırıyor

Mustafa Uçurum. Kırkı çıktı. Bundan olacak kırk tarakta kırk bezi var. Şair, öykücü, denemeci ve nihayet çocuk şairi.

Büyükler büyüklüğünü bilsin, kendine gelsin diye Tenhalayın Kalbimi ve Dünya Telaşı şiirlerini yazdı. Bir tarafı hep çocuk olan şairler şairliğini bilsin diye Esmerliğime Bakma yazılarını yazdı. Çocuklar çabucak büyüsünler diye Irmaklarla Büyüyen Çocuk yazılarını yazdı. Şimdi de çocuklar çocukluğunu yaşasın diye Çocuklar Çocukluğunu Bilsin şiirleri ile karşımızda.

Çocuklar en çok derviş şairleri emzirmişlerdir

Çocuk kâinat bahçesinin nazik ve nazenin çiçeği. Anne, baba, kardeşler, akrabalar, dostlar o çiçeğin başında tefekkür ve teşekkür nöbeti tutan insanlar. Çocuklar hayatın merkezi. Mıknatıs gibi her güzelliği çekiyor. Annenin geçmişi, babanın geleceği, kardeşin tesellisi, dedenin torunu, büyük annenin kendinden öncesi, kızından/oğlundan sonrası. Bunlar çocuğu yedirip, içirip, büyütseler de gerçekte o hepsini emzirip büyütür.

Çocuk hayret makamındadır. Ruhlar âleminde ve anne rahminde kör, sağır ve dilsizdir. Dünyada azaları açılır. Gördükleri, duydukları karşısında şaşkındır. Hayata dolaylamasız bakar. Hesabi değildir. Harbidir. Düşündüğünü söyler. Yalan söylemez. Değil mi ki her çocuk İslam fıtratı üzerine doğar. Onu hesabi, yalancı, hırslı, hırsız ve arsız yapan anne-babası yani dünyadır. 15 yıldır “Çocuklar Duymasın” izleyen milletin çocuklarından çok da bir şey beklememek gerek.

Bizde dervişle şair ikiz kardeştir. Gerçekte çocuğun en yakınları anne-babası, kardeşi veya akrabaları değil, dervişler ve şairlerdir. Onlar kendi gözleriyle değil, bir çocuğun gönlünden bakarlar dünyaya. Onun kalbiyle duyarlar, gözüyle görürler, kulağıyla işitirler, eliyle tutarlar, ayaklarıyla yürürler. Hele bir de derviş ile şair aynı kişilerse her yer cennet, her yan çocuktur.

Tarih boyunca çocuklar en çok derviş şairleri emzirmişlerdir. Hemen her şairin en büyük beslenme kaynağı çocuklardır; bilhassa kendi çocukluğudur. Tarihte çocuk üzerine şiir yazmamış sahih şair yoktur desek yeridir. Hatta hiç evlenmediği halde çocuk şiirleri yazanlar bile vardır. Misal, Sezai Karakoç.

Çocuklar ve ihtiyarlar birbirine en çok benzeyen kişilerdir. Ondan dolayı iyi anlaşırlar. Rableriyle de araları iyidir. İkisinin de duası makbuldür. Çünkü biri ruhlar âleminden yeni gelmiş olmanın cennetmisal saflığını, diğeri cennet âlemine yaklaşmakta olup, başa, çocukluğa dönmenin arınmasını sergiler. Dikkat edilirse bazı usta şairler ölümlerine yakın ve ihtiyarlık dönemlerinde çocukluklara ve duaya daha çok yönelmişlerdir. Misal Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Cahit Zarifoğlu.

Çocuk ve şiir denilince aklıma ilk önce Allah gelir. Çocuk ve Allah Dağlarca’nın en güzel şiir kitabıdır. İşin garibi, bu çocuk kitabı değildir. Mehmet Akif’in Asım, Tevfik Fikret’in Haluk, Necip Fazıl’ın Ağlayan Çocuklar, Behcet Necatigil’in evdeki çocuklar için yazdığı şiirler hâlâ hafızalardadır. Elbette “şefaat ya Resülallah”ı “inşaat Ya Resulallah” olarak algılayıp gökdelenler diken mimarlar, müteahhitler Sezai Karakoç’un “Balkon”unda, enkazda mahsur kalan çocuğu hatırlamayacaklardır. Yine ancak çocuğun dünyasında hakiki anlamda karşılığını bulan yüzlerce hayvanı, bitkiyi, ağacı şiire taşıyan çocuk şairi, çocuksu şair Cahit Zairfoğlu’nu gökdelenler, plazalar, restaurantlar, kafeler için yüzlerce ağacı kesenler, binlerce karıncayı yerinden edenler hatırlamayacaktır.

Çocuk ve şiir denilince aklıma Hz. Ebu Zer (r.a.) gelir. Saflık, berraklık, dünyaya alışamama, haksızlığı ve israfı hazmedememe, iyiliği unutmama… Çocuk da öyledir. Saftır, berraktır. Haksızlığa razı değildir. Sahih çocuklar da, çocuk ruhlu Hz. Ebu Zer (r.a.) de şiir yazmamışlardır. Ama hayatları şiirden çok ötede etki alanına sahiptirler.

İmani ve insani hassasiyetlerin olduğu bir aile

İşte Mustafa Uçurum, Çocuklar Çocukluğunu Bilsin kitabındahepimizi çocuğu, çocukluğumuzu, Allah’ı, Hz. Ebuzer’i (r.a.) ve şiiri hatırlamaya çağırıyor. Enkazın altından taze nefesler çıkarıyor. Hafızayı yeniliyor.

Çocuklar Çocukluğunu Bilsin Hepsi Çocuk Yayınları tarafından yayımlandı. 70 sayfa. Çok özenli bir baskı yapılmış. Resimlerle desteklenmiş. Kitap şairin çocukları Fatma Rümeysa, Ahmet Berkay ve tüm dünya çocuklarına ithaf edilmiş.

Uçurum, edebiyatımızda çocuğun yerine vurgu yaparak söze başlıyor. Recaizade Mahmut Ekrem, Tevfik Fikret, Necip Fazıl, Sezai Karakoç’tan alıntılar yapıyor. Bunlar güzel şeyler. Fakat Cahit Zarifoğlu’ndan bahsetmemesi bir eksiklik gibi duruyor. Giriş yazıları daha sade olabilir miydi diye akla gelmiyor da değil.

Ailesinin Biriciği”, “Barışın Güvercini”, “Dua Denizinin Mehtabı”, “Hayal Ülkesinin Kuşu”, “Sevgi Kelebeğinin Rengi” ve “Kâinat Kitabının Süslü Sayfası” şeklinde 6 bölümden oluşuyor.

İmani ve insani hassasiyetlerin olduğu bir aileye elbette lapa lapa rahmet yağar. Uçurum bu minvalde aileyi kar yağarken yapılan kardan adama benzetiyor. Kardan adama, anne, baba ve çocuklar kar taşıyor. Rahmet gökten yere kar ve kalplere huzur vererek bu güzelliği alkışlıyor. Her yer inceden yağan kar, herkes birbirine yâr. Konuştukça büyüyor kardan adam/ev. Anne bu ilahi sofranın dua eden elleri oluyor. Baba cebinden avuç avuç / mutluluk serpen gül yüzlü bilge. Çocuklar annenin dualı eli, babanın gül yüzü.

Şu kâinat bir şiir sayılsa çocuk onun mısra-i bercestesidir

Dünya her geçen gün yaşanmaz hale geliyor. Yeryüzü kan ve kin deryası. Savaşlar, cinayetler, yalan, hile, hurda, ihtiras, öfke dünya çarşısında geçer akçe. Bütün bunlara rağmen şairler ve çocuklar dünyayı tekrar imar, ihya ve inşa etmeye çalışıyor. “Barışın Güvercini” uçsun istiyor. Uçurum tam da burada çocuklarla duaya ve şiire duruyor: “Dünya çiçek olsa / Renk renk gülücükler / Dağılsa her yana / Çiçekler alsa bombaların yerini / Cennet olsa dünya…/ Uçaklar geçerken üzerimizden / Çiçek atsınlar bize / Çocuklar çocukluğunu bilsin.”

Çocukluk hayal, gençlik rüya, ihtiyarlık duadır. Çocuk “Hayal Ülkesinin Kuşu”dur. Kelebekler gibi çiçeklere konmak, kalkıp güneşe göç etmek, oradan beyaz atlarla akşama varmak ister: “Beyaz atlar görünecek az sonra / Güneş batsın her yer bize kalacak / Dut ağacım, kamçılı atım / Islak ayaklarım olacak.”

Şu kâinat bir ağaç farz edilse çocuk onun çekirdeği ve meyvesidir. Kitap sayılsa fihristidir. Şiir sayılsa mısra-i bercestesidir. Şairler şiir sayılsa çocuklar onun şairidir. Aslında şair çocukları yazmaz. Çocuklar şairi yazar. Şaire düşen sadece yazmaktır. Kâinat şiirdir. Çocuklar kâinatı söyler. Şairler sadece söyleneni yazar: “Bir elimde uçurtmam / Bir elimde rüzgargülüm / Arkamda serin bir yayla rüzgarı / Bu rüyadan uyanmasam / Rüzgarlarla savrulsam / Ne güzel olurdu / Yaylalarda uyansam

Zeyl: Evlilik anne ve babanın birlikte yazdığı uzun bir şiirdir. Çocuk onun zeylidir. Asıl olan şiirin girişi değil, son mısraı, zeylidir. Şairin zeyli çocukluğudur. Mustafa Uçurum çocuklara şiirler yazmış. Herkesi kendi çocukluğuna, çocukluğunun şiirine, kendisinin zeyline çağırıyor. Maksat Çocuklar Çocukluğunu Bilsin.

Mustafa Oral yazdı

Yayın Tarihi: 05 Aralık 2014 Cuma 11:22 Güncelleme Tarihi: 16 Ekim 2020, 12:44
YORUM EKLE

banner19

banner36