banner17

Sabahı beklemeyiniz dostum!

Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri bitsin istemem hiç. Yollarda bir hikâyedir onun hikâyeleri.

Sabahı beklemeyiniz dostum!

Türk hikâyeciliğinde yoldan giden değil, yol açan bir hikâyecidir Mustafa Kutlu. Tahammül ile sefer arasında kalanlara yol gösterir bazen. Bazen ‘yokuşa akan sular’a dalarız onunla. Kimi zaman Türk filmi tadında bir hikâyeyle baş başa bırakır bizi, kimi zaman öyle kahramanların peşine takılırız ki kitaplarında, kitabı okuyup bitirsek de kahramanlar bizimle yaşamaya devam eder.Mustafa Kutlu, Uzun Hikaye

Okuyucuyu çepeçevre sarmalar. Kitabın ilk sayfasını çevirir çevirmez yepyeni bir dünyaya girdiniz demektir. Halk deyişlerini ustaca kullanması bu dünyanın gerçekliğini artırır. Karşınızda biri konuşuyor zannedersiniz. Hikâyelerindeki ‘anlatıcı ses’ bir kitap okuyormuş hissi değil de sanki soğuk ve uzun bir kış gecesi, eskiden hemen hemen her köyde bulunan ‘köy odası’nda bir hikâye dinliyormuş hissi verir insana. Zaman zaman bir Ahmet Mithat gibi çıkar karşımıza. Hikâyeyi bırakıp bizimle konuşmaya başlar. Ahmet Mithat için bir kusur kabul edilen bu üslup, Mustafa Kutlu’da bir tarz olmuştur adeta. Muhatabın gözünün içine bakarak konuşan yaşlı bir bilge görüverirsiniz o anlarda. Saçı sakalı ağarmış, gözlerini muhatabının gözlerinden ayırmadan inip çıkan ses tonları ile hikâye anlatan bir derviş…

Kahvelerde okudum, kahvelerde yazdım

Aslında Mustafa Kutlu ironik bir dille karşı çıkar bu fikre. Mavi Kuş isimli hikâyesinde kitabın henüz başlarında sık sık olay akışını kesip, okuyucuya bilgiler veren Kutlu, “Ne kadar da gevezelik çukuruna düşmeden şu kasaba meydanını çepeçevre kuşatan binaları, dükkânları, insanları sayalım-söyleyelim dediysek de lafı uzattık.” der ve “Yahu ben meddah mıyım” diye söze başlayarak hikâyesinin kayda-kuyda bağlı bir ‘alt yapısı-üst yapısı, çatısı, bacısı’ olduğunu söyler. “Bizi böyle Erzurum mahalle başında halk hikâyesi anlatan rahmetli Behçet Emmi’ye benzetmeyin” diyerek onu yerleştirdiğimiz makamı biliyor olsa gerek ki ufak ve bence alaycı bir serzenişte bulunur.

Mustafa Kutlu, SırHalk dilini yazıya aktarmadaki başarısı, onun hikâyelerini bu kadar sevmemizdeki temel unsurlardan biridir. Basit olmayan bir yalınlıkla yazar. “ ‘Sehl-i mümteni’nin çağımızdaki adıdır” desek abartmış olmayız nitekim. Kutlu’nun farklı kültürlerden insanların konuşmalarını bu denli ustalıkla yansıtmasının sebebini de yine vakti zamanında söylemiş olduğu bir cümlede buluyoruz: “Düzgün ve disiplinli bir yazı hayatım olmadı. Kahvelerde okudum, kahvelerde yazdım."

Sadeliğin güzelliği ile aktardığı hikâyeler derin analizlerle doludur. Sosyolojik gözlemlerin kuvvetini hemen her hikâyesinde görmek mümkündür. Tüm bir hayatı ve çıkmazlarını Bu Böyledir’de “lunapark” sembolü ile anlatabilen Kutlu, Beyhude Ömrüm'de kırdan kente göçü daha nice hikâyeler ve tespitlerle süsleyip koyar önümüze ve “İnsan bu dünyaya niçin gelir? Herhalde bir bahçe kurmaya” deyip uzun uzun düşündürür kısacık iki cümleyle.

Yolda olmanın hikâyesi

Yokuşa Akan Sular’da emek-sermaye-göç-şehir dörtgeni arasında bizi kâh şehrin kalabalık sokaklarında, kâh kire pasa boyanmış bir fabrikada, kâh şehrin kabul etmediği ve şehri kabul edemeyen insanların arasında dolaştırır. Beklentilerin, umutların, şehrin kalabalığında, fabrikanın dumanında nasıl kaybolduğunu; saflığın, beyazlığın bu dumanda nasıl karardığını anlatır bize. Seydali oluruz bir an, namaz kılarken gözümüz karpuz arabasına takılır. Cevher Bican oluruz, denizde buluruz kendimizi utanarak... Ya Tahammül Ya Sefer'de düzene yenik düşerek, düzenden beslenmeye başlayan eğitimli saf Anadolu çocuklarının aksine Yokuşa Akan Sular'da düzenin içinde savrulup giden yoksul hayatları görürüz. Kapıları Açmak’ta bir başka kaybolmuş yaşamla tanıştırır bizi. Yeniden bir hayat kurmayı derinden derine hissettirir. Paranın kirli gücünü bir kez daha yüzümüze çarpar.Mustafa Kutlu

Birer yolculuktur onun kitapları. Yollarda, şehirlerde, köylerde gezdirir bizi. “Yol”, hikâyelerinin çoğunda vazgeçilmez bir dekordur. Uzun Hikâye’de de uzun yollara çıkarır bizi. Saka kuşunun sesi hikâye bitince bile kulaklarınızda yankılanır. O kadar gerçektir ki her şey, kahramanımızla beraber raflara kitap yerleştirirken buluruz kendimizi. Tren istasyonlarından geçeriz, gecenin bir vakti kasabadan ayrılırız baba-oğul ile birlikte. Küçük bir yerde yaşamanın zorluklarını hissederiz. Chef’te de yollardayızdır yine. Bir hayattan başka bir hayata giden yollarda… Her şeyi birbirine bağlayıp sadece aile fertlerini bağlayamayan yollarda…

Mutlaka okunmamış bir Mustafa Kutlu kitabı olmalı başucumuzda

Mustafa Kutlu hikâyelerini okurken hiç bitmesin isterim. Her bir karakter okuma süresince her adımımda beraberdir benimle. Aslında bu uzun bir süreç değildir, zira ne zaman elime bir Kutlu kitabı alsam o gece bitiverir kitap. Bu yüzden okumaya da çekinirim biraz. Her zaman okumadığım Mustafa Kutlu kitapları kalsın isterim. Yoksa zaman zaman bir ihtiyaç gibi hâsıl olan bu okuma arzusunu dindirecek okunmamış bir Mustafa Kutlu kitabı kalmazsa nasıl giderilir bu susuzluk?

Sözlerimi bitirecek cümle de ‘Kutlu’ bir hikâyeden ders gibi bir cümle olmalıdır bence. Bu kadar laf kalabalığı ancak böyle değerli kılınabilir. Böylelikle onun yalnız bir hikâyeci değil, aynı zamanda bir yol gösterici olduğunu da özetlemiş oluruz. Mustafa Kutlu sık sık aklıma düşen cümlelerinden birinde şöyle seslenir bize: “Sabahı beklemeyiniz dostum, geceden yola çıkınız.”

 

Görkem Evci haber verdi

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 12:19
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
s.arslan
s.arslan - 8 yıl Önce

ne de güzel anlatmışsınız mustafa kutlu hikayesini. tıpkı sizin gibi, ne zaman bir mustafa kutlu kitabı alsam elime bitiverecek diye korkarım. kitabı günlerce yanımda dolaştırır, bitirmemek için direnirim.
demek ki böyle hisseden başkalrı da varmış.

Suveyda
Suveyda - 8 yıl Önce

Yazdıklarınıza tamamen katılıyorum.bende her yıl biran önce eylül ayı gelsede mustafa kutlu hikayesine dalsam diye sabırsızlıkla bekliyorum.

:))
:)) - 8 yıl Önce

son sayfalara yaklaştıkça yavaşlatırım okumamı...ki bitmesin,uyanmamayım bu uykudan,diretirirm ama bir yandan da o hiçbir zaman tahminde bulunamadığım sonu merak eder,bu iki zıt duygu arasında gider gelirim vesselam.ayrıca ilk okuduğum kutlu kitabı olmasına rağmen 'Ya Tahammül Ya Sefer';her daim kulağımda çınlayan sözüdür Murat Abi'nin ''SABAHI BEKLEMEYİNİZ DOSTUM, GECEDEN YOLA ÇIKINIZ...' sözü.... SELAMTLE...

banner8

banner19

banner20