Rüyasında kitap gören bir adam aranıyor

Mehmet Aycı, “Çarşaftan Kola Atmak” kitabında aklımıza gelmeyen, pek önem atfetmediğimiz, göz ucuyla bakıp geçtiğimiz, belki adını bile unuttuğumuz nice mevzuları usta kalemiyle ve okurken zevk veren üslubuyla okura sunuyor.

Rüyasında kitap gören bir adam aranıyor

Sanırım deneme yazarları, deneme çalışmalarında duygularını, düşüncelerini, fikirlerini, emeklerini sözleriyle kalem diyarına cümle cümle serpiştirme gayesini güderler. Sözün en güzelini, zaten güzel olan öz’lerinden damıtarak gönülleri incitmeden paragraf paragraf istiflerler.

Bunları bize söyleten, ‘portre ustası’ ya da ‘portreciler kralı’ diye de tavsif edeceğimiz Mehmet Aycı’nın taptaze eseri Çarşaftan Kol Atmak’tır. Niye usta, neden kral dedik peki! Bunun cevabı, Aycı ustanın dunyabizim.com diyarında peyderpey yayınlanan portre çalışmalarındadır. Bu haberimizden sonra arzu edenler, seç-beğen usulüyle herhangi bir portre yazısından içeri süzülebilme hakkına sahiptirler. Ama bunu bitirsinler evvela ki, maksat hâsıl ola.

Toplamda otuz dört deneme yazısından oluşan bu yeni kitabı, Nisan ayında Aycı okurları için Okur Kitaplığı’ndan “merhaba” dedi demesine; ama sadece merhaba demekle yetinmeyip epey işlerin, sözlerin ve konuların izini sürmüş sayfalar boyu. Değerli yazarımız, eserinde değinmedik konu bırakmamış, dersek tabi ki abartmış oluruz; aklımıza gelmeyen, pek önem atfetmediğimiz, göz ucuyla bakıp geçtiğimiz, belki adını bile unuttuğumuz nice mevzuları usta kalemiyle ve okurken zevk veren üslubuyla bizlere sunuvermiş, hatırlatıvermiş.

Kitabın ismi hangi türküdenmiş?

Bu eser vesilesiyle Mehmet Aycı’nın zihnindeki türkü arşivinin ne kadar geniş olduğunu öğrenmiş ve şimdi bunu kamuoyuyla paylaşmış oluyoruz. Yazıların çoğunluğunda bir türküyü konuk ediyor ufak çaplı da olsa. Kitap isminin nereden geldiğini, ya da ne anlam ifade ettiğini merak edenler olmuştur. Hatta daha birkaç gün önce, kızımı seviye tespit sınavı için götürdüğüm dershanenin bahçesinde beklemeye ve elbette kitap okumaya koyulmuşken, yanımdaki bir vatandaşın “o ne demek öyle, ‘Çarşaftan Kol Atmak’” diyerek alaylıca güldüğü ve ilgili yazıyı okumadığımdan açıklarken terleme noktasına geldiğim bir soruyla karşılaştım. Kitaba isim korken biraz da okuyucu düşünülür değil mi? Her okuduğumuz kitabın ismine yönelik yarım saat açıklama yapacaksak eğer soranlara; yazarlarımıza el insaf deriz efendim! Acıyın bize, merhamet buyurun.

Evet, türkü dedik, kitap ismi dedik ama henüz mevzuyu bağlamış olamadık. Yazarımızın anlattığına göre yakın zamanlarda bir gün, Çankırı iline bir program için gidilmiş ve orada yöresel olarak türküler söylenmiş; işte kitap da ismini orada söylenen “Fatma’m Nereden Öğrendin Çarşaftan Kol Atmayı” türküsünden alıvermiş. Mevzu bahis isim, buradan geliyor koşar adımlarla.

Aycı bu çalışmasında aşk’tan, okur-yazarlıktan, yaşlılıktan, dedesizlikten, tuttuğu ilk oruçtan, hem kırattan hem kısraktan, yüzükten, aynalardan, araçlardaki korn’lardan, rüyasında kitap gören adam aramaktan, tamamlanmamış kitaplardan, bedduacı kitap kurtlarından, en kıymetli hazinesi olan kitabını satmak zorunda kalanlardan, tarihe ve tarihî olanlara değer vermekten tutun da; hem Bursalı, hem Horasanlı, hem Semerkandlı ve hem de İstanbullu Kadızade Rumî’ye yani Musa Paşa’ya, sesi ve sözü hiç eksilmediği gibi devamlı çoğalan Yunus Emre’ye, tohuma para verme mevzusuna, telefona, kontöre, telefon kartlarına, internetin şiire çektirdiklerine, bir tokalaşmaktan ne anlamların çıkarıldığına ve Aycı soyisminin neler çağrıştırdığına kadar uzun/geniş metrajlı bir harita çiziyor. Bu çizimin içinde, kendinizden tabi ki pek çok şey bulabilme ihtimaliniz var mı, var! Bu, okuyucunun nasibine kalıyor haliyle.Mehmet Aycı, Çarşaftan Kol Atmak

Okurken kimi vakit gülüyorsunuz, kimi vakit gülmeye çalışıyorsunuz, kimi vakit gayet ciddileşiyorsunuz; yani hâsılı surat değiştirme hakkınızı sonuna kadar kullanıyorsunuz, diyelim. Yazarımızın marifetidir ki, bizi bazen çokça yorduğu yer olmuş gibiyken yüreğimize su serptiğini, irkildiğimizden anlıyoruz. Bir insan bu kadar konu hakkında etraflıca malumat sahibi olabilir mi, diye düşünüverdiğimiz anda, ‘bu fakir o kadar zengin değil, ey yaren!’ deyu fısıldayıverdiğini fark ediyoruz Aycı’mızın.

Kitapta en çok hüzün atmosferini soluduğum bölüm

“Severim Kır atı Bir de Güzeli” türküsünü başlık yaptığı atlar konulu yazısında a’dan k’ya ve oradan da z’ye kadar tüm atlılardan bahis açıyor. Yazar-çizer eşrafından atı ve atlıyı kalemine yük edinenlerin tümünün terkisinden neredeyse tutuveriyor. En geniş sunumunu burada yapıyor. Atıyla kaç kat yükseldiğine dair bir rivayet okumadıysak da, bu gidişle bütün katmanlara ulaşır zannındayız. Sonuçta bu âdem Aycı’dır ve aya dokunmak pek âlâ onun harcıdır.

Âcizane bir okuru olarak kitapta en çok hüzün atmosferini soluduğum bölüm, bin bir heves, emek, zahmet ve meşakkatle aldığı, okuduğu, çizdiği, notlar edindiği kitabını/arkadaşını, maddi durumunun elverişsizliğinden, gamsızlığından, biçare bırakmışlığından ötürü, değerinin çok çok aşağısına satmak zorunda kalan kitap sevdalısı bir insanın durumu olmuştur. Hiçbir ‘kitapsevmez’in anlayamayacağı, anlamlandıramayacağı ve hatta kıvıramayasıca burnunu kıvıracağı bir vakıadır bu.

Başka hüzün devşirici nitelikte olan bölüm yok muydu, vardı tabi ki. Özellikle de yazarımızın dedesiz bir babalığa yürüyüşü dikkat çekiyor. Çok istermiş dedesinin olmasını, dedeli büyümeyi, dedesinin mihmandarlığında yaramazlıklar yapmış olmayı, çarşı-pazar-parklar gezip şeker-çikolata siparişlerinin anında ve itirazsız yerine getirilmesini; ama ne yaparsın azizim “kader bu, emir!”

Dimağımda tatlı bir vaziyet alan kısım ise, “Rüyasında Kitap Gören Bir Adam Aranıyor”da ‘Ne bileyim İnsanın Dört Zindanı yahut Yoldaki İşaretler’i filan okuyorsanız elliyi aşsanız da kanı kaynayan toy bir İslamcısınızdır’ diyerek yaptığı tabir üzerine, sağıma ve soluma bakınmış olsam bile, “beni anlatıyor” dediğim andaki tebessümüm hâlâ yüzümün kıvrımlarında tazedir. Var olasın beni anlatan adam! Sevdiğimizi ve takdir ettiğimizi belirtmezsek sözlerimizin bir kanadının eksik uçacağını/olacağını düşünür ve düşünmekle de kalmayıp bildirmek isteriz.

Ayrıntı yakalamadaki mahirliğinin bir nebze izdüşümü olan bu eseriyle Mehmet Aycı, ‘daha yakalanıp irdelenecek ve üzerinde basa basa dümdüz edilerek durulacak çok meselemiz var’ın sinyalini verdiği diğer eserlerindeki geleneğini tavizsizce sürdürmüş oluyor.

Şairliğini de bildiğimiz yazarımıza, yeni çalışmalarında okuyucusunu, soranlara karşı isim izahı esnasında serinletici hava esmesi için, kitap ismi tercihlerinin daha insaflı bir inisiyatif çerçevesinde geliştirmelerini istirham eder, kalemlerinden -klavyelerinden değil ama- öperiz.

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 11:42
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13