Runa Simi'den sonra Lahit

Bahaddin Ceviz ile son dönemin en önemli düşünürlerinden Hüseyin Rahmi Göktaş'ın yeni kitabı Lahit'i konuştuk..

Runa Simi'den sonra Lahit

10435H. Rahmi Göktaş cins bir kafa. Şimdiye kadar yazdıkları kokuşmuş akademik zihniyeti rahatsız etmeye yetti de arttı bile. Bundan önceki kitaplarında dil, ses ve anlam ilişkisine işaret etmişti. Göktaş'ın son kitabı ise zihin üzerine.

Yazarımız son bir aydır münzevi bir hayatı seçtiğini bildiğimizden kitabın kapağını hazırlayan ve yazarın sohbet arkadaşlarından Bahaddin Ceviz Bey ile konuştuk.

Bahaddin Bey H. Rahmi Göktaş'ın yakın zamanda çıkan Lahit kitabının kapağını siz yaptınız. Kapaktan yola çıkarak kitap hakkında konuşmak isteriz. 

Evet, kapakta foto maniplasyon yani montaj yapmış olduk.  

Bu da güzel. Kapağı siz mi tercih ettiniz, yazarın yönlendirmesi ile mi yaptınız? 

Ben tercih ettim. Ama yazarın birkaç alternatif denemesi istemesinden sonra ortaya çıktı. 

Ne gibi alternatifler vardı başka?                                                                    

Kapakta bir lahit üzerinde bir robot var. İlk robotları beğenmemişti Hüseyin Rahmi Göktaş Bey. İlk denemelerdeki robotlar biraz daha teknolojinin eğlenceli dinamik yönünü betimliyordu. Ancak lahite girmesi gereken robotun dış dünya ve lahit arasında sıkışmış biraz düşünceli bir robot olması gerekiyordu.   

Kapağı hazırlarken eserin içeriğinden haberiniz var mıydı? Kendisi ile bir kaç yıldır sohbet edenlerden olduğunuzu biliyoruz. 

Evet taslak halinin bazı kısımlarını okumuştum.  

Yazarımız ne zamandan beri zihin konusu ile cedelleşiyordu, gördüğünüz kadarıyla?                          

Yazar sanırım 2-3 yaşından beri bu sürecin içinde ama cedelleşmesinin bu kitaptan önceki bir dönemde tamamlandığını düşünüyorum. Lahit, bu anlamda zihinle ilgili gelişimini tamamlamış olgun bir meyve.  

Kitapta en etkilendiğiniz tesbitleri bizimle paylaşmanızı rica etsek?  

Esasında konunun kavranması için oluşturulmuş bütün örneklemeler ve tanımlar etkileyici. Çünkü insanın kendi zihnine uzaktan ciddi anlamda bakabilmesini kendine yabancılaşmasını sağlıyor. Benim için en etkileyici kısım ise, tüm bu parçaların birleşerek şimdiye kadar nefs olarak tanımlanmış olan şeyin "zihin" olduğunun ortaya konması ve tesbitten yola çıkarak okuyucuya farkettirdiği şeyler. Bu anlamda nefsin (zihnin) canlı olmadığının ortaya konması...  Hayattaki sıkıntılarımızın temelinde onun canlıyla olan iletişimsizliğine bağlanarak açıklanması bence kitabın insanı sarsan taraflarından biri.  

Yazarın başka kitapları da hazırmış duyduğumuza göre. 

O kitaplar hakkında bilgim yok. Ama sayın Göktaş'ın yazdıklarını da anlattıklarını takip eden biri olmak isterim. 

Kavranması zor bir kitap mıdır Lahit? 

Zihin açısından kitabın okunması bir miktar zor olabilir ama konuyu anlamasının kanımca önündeki tek engel zihnin kendini bağladığı saplantılardır. 

Neden Lahit ismini verdiğini biliyor musunuz? 

Lahit, üzerinde, içinde canlının yaşamasına izin vermeyen bir materyalden mamüldür ve içine cansız bir beden konur. Canlı tarafından çürütülmek istemeyen bir zihnin tasarımıdır ve bu anlamda konuyu iyi tasvir eden bir objedir. Yazar da zaten bu ismi zihninin kendisini bir lahitin içine sokmayı arzu etmesiyle düşünmüş. Bir nevi zihni (nefs) ona kendini bu yolla tanıtmış ve açmış 

Zihnin tanrısı diye bir tanrıdan bahsediyor yazar. Bu iyi bir tanrı mıdır, kimler bu tanrıya inanır? 

Bu tanrı zihin açısından çoğu zaman iyidir, ona istediğini verdiği müddetçe. Tanrı söz gelimi iyi bir araba, büyük bir ev güzel ya da yakışıklı bir eş veriyorsa kulunu seven bir Rab, zihnin istemediği bir durumla onu karşı karşıya bırakıyorsa da imtihan etmeyi seven bir İlah hüviyetindedir.

Bu tabii ki Tanrıyı da zihne olan mesafesine göre gerçeklikten uzaklaştırıp kurgusal bir aktöre dönüştürmektedir. Hele ki bu kurgu zihinsel enerjinin yoğun olduğu şehir gibi yaşam yerlerinde ise fakir olanın ya da  karısından ayrılmış alkolik olmuş birinin daha önce yaptığı şeylerin karşılığı olarak belasını bulduğu zengin mutlu huzurlu olanın ise Rabbi tarafından sevildiği değer verildiği imajı oluşmaktadır. Yani sosyal statüyle Tanrının verdiği değeri orantılı olarak eşleştiren bir sinema halini almaktadır. Bu elbette zihnin hayatı en yoğun yönettiği yer olan kentlerde daha baskın şekilde ortaya çıkmakta ve zihin topluma kendini tanrı olarak dayatmaktadır.  

Psikolojik tanrı ile zihnin tanrısı aynı şey mi? Ayrı ayrı tanrılar mı bunlar? 

Sanırım okuduğumdan anladığım kadarıyla aynı şey   

Yazardan şimdiye kadar sohbetlerinizde hangi konulara yoğunlaştığınızı paylaşmanızı rica etsek. En azından konu başlıkları ile veya yazarın o konudalardaki yargısını zikretmesini istesek?

Bu dünyada yaşamamızı yememizi içmemizi birşeyler istememizi sağlayan şey(tan) zihin olduğu için onunla ilgili her konu müslümanlığımızla ve amellerimizle direkt ilişkili. Zihin lahit ve hayatla olan bu sıkışıklığı sayesinde hata yapıyor ya da doğruyu buluyor, ifsad ediyor ya da fıtri olanın önünü açıyor. O yüzden hayatımızda zihinle ilgili olan her şeyi gözden geçirmemiz zarureti imanımızın da bir parçasıdır. Bu anlamda sohbetlerde her konuyu konuşmak gerekebiliyor. Çünkü zihin kendini farkettiği anda bütün defolarıyla yüzleşip onları yamamak istiyor. 

H. Rahmi Göktaş'ın deha olduğunu iddia edenler var, katılıyor musunuz? 

(Gülümseyerek) Nasip! 

Ulusal bir deha mıdır, dünya çapında mı? 

Dünya çapında bir nasip.  

Eyvallah, Teşekkür ederiz. Sizi yorduk. 

Estağfirullah, kolay gelsin. 

 

 

Melih Deliönü Lahit soruşturmasında robotu savundu  

Yayın Tarihi: 12 Ocak 2010 Salı 11:55 Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 10:49
banner25
YORUM EKLE

banner26