Roger Garaudy, Endülüs modelini yazdı

Roger Garaudy’nin 'Endülüs’te İslam & Düşüncenin Başkenti Kurtuba' kitabının hem tarihçilere hem de ilahiyatçılara el kitabı olabileceğini düşünüyorum. Felsefeden kelama değin uzanan geniş bir ilim alanı var çünkü kitapta. Hatice Ebrar Akbulut yazdı.

Roger Garaudy, Endülüs modelini yazdı

https://www.ktpkitabevi.com/urun/enduluste-islamDünyanın incisi Endülüs, üç dini bünyesinde barındıran uzun ve verimli bir dönemdir. İnsan, zekâsı ve sevgisiyle insanlığı, kardeşliği kucaklayabildiği gibi, yine zekâsı ve hırsıyla kurduğu tüm iyilik ve ilim müesseselerini yok edebilir. Endülüs, üç dine mensup insanların hırsları, kinleri, düşmanlıkları sebebiyle karanlık bir döneme dönüşmüştür. Müslümanların birbirleriyle uğraşmaları, fukahânın birbirlerinin görüşlerini beğenmemeleri sonucu birbirlerine düşmeleri, Hristiyanlar arasında dinler arası evliliklerin tepkiyle karşılanması, bazı Yahudilerin Araplaşmalarının yine Yahudiler tarafından Yahudi gelenek, görenek ve kültürüne ihanet olduğunun düşünülmesi ayrılıkların, kızışmaların ve mevcut olan düzenin kaosa dönüşmesine sebep olmuştur.

Günümüzde İslamofobinin hangi boyutlara geldiğini gelişen olaylardan anlıyoruz. İslam’ın ırkçı bir yaklaşıma ve geri kafalı, yobaz insanların dini olduğuna Batı tarafından ve içimizdeki bazı Batı yanlıları tarafından karar veriliyor. İslam tüm dünyaya terör devleti olarak servis ediliyor. Roger Garaudy’nin kaleminden çıkan Endülüs’te İslam & Düşüncenin Başkenti Kurtuba kitabı, bu haksız yargıyı bertaraf ediyor. Bugün Müslümanca yaşamak, Müslümanlığın onurunu yerine koymak, İslam’ın sevgi ve merhamet dini oluşunu yeniden yeşertmek istiyorsak Endülüs modeline bakmak, örnek almak, uygulamak zorundayız. Savsözler yerine fikrî gelişmelere odaklanmalıyız.

Avrupa’da rönesans 13.yüzyılda İspanya’da başladı

Endülüs’te İslam kitabında savunulan ve amaç olarak gösterilen görüş de bu yöndedir. “Müslüman Endülüs’te olup bitenleri anlatmaktan maksadımız, şanlı bir ölüye bir anıt mezar inşâ etmek değil, aksine Endülüs’teki İslam düşüncesi ile Yahudi-Hristiyan düşüncesinin o çarpıcı birlik ve beraberlik anlayışını, ruhunu günümüze taşımaktır.” Garaudy, araştırmaları sonucunda vardığı bulguları kitabında aktarıyor. Can alıcı sorular sorarak okuru konuya bağlıyor, konunun derinliklerine çekiyor. “Müslüman Endülüs ve manevî başşehri Kurtuba, neden o ışıldayışın, böylesine parlak bir medeniyetin merkezi oldu?”

Peygamber döneminden başlayan fikrî faaliyetleri ve mücadeleyi Endülüs’e taşıyan Garaudy, felsefe, sanat, astronomi, tıp gibi ilimlerde öne çıkan ilim adamlarını ve onların eserlerini tanıtır. Bununla varmak istediği gaye, Avrupa’da rönesansın 16.yüzyılda İtalya’da değil, 13.yüzyılda İspanya’da başlamış olduğunu göstermektir. Kurtubalı İbn Meserre’den Mürsiyeli İbn Arabî’ye kadar isimleri tanıtır, aktarır, onların fikirlerini anlatır, kitaplarından bahseder. Düşünürler arasındaki fikir farklılıklarına değinir: “İbn Davud’un anlayışı İbn Arabî’ninkinden o kadar uzaktır ki, Hallac Allah aşkıyla çığlık atıyor diye onun idam edilmesini istemiştir. Çünkü İbn Davud’a göre Allah aşkından söz etmek, Allah’ı insana benzetmek, O’na insanmış gibi âşık olmak demektir. Dolayısıyla da küfürdür.”

Garaudy Endülüs’ün şiirini, musikisini ve bilimini ayrı başlıklar altında incelemiş. Kitapta bana en keyifli gelen bölüm “Endülüs Şiiri” başlığını taşıyan kısım oldu. Bu kitap sadece bu bölümden müteşekkil olsaydı, yine varmak istediği hedefe varır, duyurmak istediğini duyururdu. Endülüs şiirini incelemek, 10.yüzyıl ortasından 13.yüzyıl ortasına kadar uzanan o üç asırlık dönemi incelemek ve anlamak demek. Garaudy de kültürün şavkının buradan yükseldiğini, bütün Avrupa’ya buradan yayıldığını düşünür. Bu bölüm şiirin mahiyeti adına da oldukça güzel şeyler söylüyor. Kadına duyulan aşk, ilâhî aşka bir başlangıç ve vesile olarak görülüyor. Bu anlayış şiirlere yansıyor. Böylece kadının değeri yüceltilmiş, kadına zarifçe bakılmış olunuyor. “Kadın güzelliği, onlar için, başlarını nasıl döndürdüğünü uzun uzun şakıdıkları bahçelerin en narin çiçeğidir. Kurtuba evlerinin ‘iç avluları’nın en nazenin çiçeğidir.” Buradan da yükselişin kadına hürmet etmek, kadını aşağılamamak, kadınların da ilmî faaliyetlerde bulunmasını sağlamaktan geçtiğini bir kez daha anlamış oluyoruz.

Dünyanın incisi Endülüs, içinde yetişen fukahânın tartışma ve eleştiri ahlakıyla da bize örnek oluyor. Bu konuda en güzel misal, İbn Hazm’ın kitaplarının bazı yobaz düşünceli kimselerce imha edilip yakılması sonucunda fukahâya püskürdüğü şu ateşli ve bir o kadar da edepli cümlelerden anlaşılıyor: “Hey bırakın, yasakçı kitap yakmaları!/ Varsa aklınız yapın bakalım ispatları!/ Yoksa gidin cahiller medresesine!”

Garaudy bir umudun doğmasından bahsediyor

Endülüs’te İslam kitabının hem tarihçilere hem de ilahiyatçılara el kitabı olabileceğini düşünüyorum. Felsefeden kelama değin uzanan geniş bir ilim alanı var çünkü kitapta. Musikî bölümünde Gazalî ve Farabî’nin musiki anlayışları üzerine incelemeler yapılmış. Bu bölümde değerli bulduğum bilgilerden birisi de Harun Reşid’in dönemin musiki üstadı İbrahim el-Mavsılî’ye Bağdat’ta gerçek bir konservatuvar bölümünü kurma görevini vermiş olmasıdır. Endülüs’te tüm bunlar gelişirken gözden kaçırmamamız gereken bir şey var; o da şudur: Kim bir fikir, eser ortaya koymuş olursa olsun o eserden herkes faydalanır, kendi buluşunda, çalıştığı alanda o eser/lerden faydalanmayı hiçbir düşünür ihmal etmez. Meselâ el-Kindî’nin, halife Me’mûn zamanında yapılmış Grek yazarlarının tercümelerinden istifade ederek İskenderiye’nin Yeni-Eflântunculuğunun, Aristo’nun ve Pisagor’un Antik Çağ’daki orfizminin katkılarını musikiye dâhil ederek geliştirmesi gibi.

Garaudy bir umudun doğmasından bahsediyor. Bu umudun doğmasının mecburî olduğunu vurguluyor. Bizce de umut, ısrarı ve zorunluluğu taşıyorsa, edilmeyi hak etmiş demektir. Tek başına umut beklemek, bir şeylerden medet ummak, sihirli lambadan bir şeyler çıkması beklemek anlamına geliyor. Yoğun çalışma, gençleri diri tutma ve ilme yönlendirmekle bir mesaj verebileceğimize, Endülüs ve Kurtuba ruhunu yeniden yakalayabileceğimize inanıyorum ben de Garaudy gibi. Elbette ki fert fert yükselen seslerimiz ve ellerimiz, birbirimizi yaralamak ve kötülemek için değil; birbirimizi hedefe kilitlemek ve doğru olana yönlendirmekle olduğu zaman…

Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları'ndan çıkan Endülüs’te İslam kitabını dilimize çeviren Cemal Aydın’dır. Roger Garaudy’nin kalemi ve Cemal Aydın’ın çevirisi birleşince ortaya bir şaheser çıkmış, hem bilgilenmek hem de harekete geçmek adına okuyalım, okutalım.

Hatice Ebrar Akbulut yazdı

Yayın Tarihi: 18 Mart 2015 Çarşamba 14:06 Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2018, 15:31
banner25
YORUM EKLE

banner26