banner17

Reşid Rıza modern algıya nerelerde düşüyor?

Eskinin ilgası, yeninin inşası için, ‘kaynaklara dönüş, delile tâbi olma ve taklidi terk’ şeklinde proje hazırlayan Reşid Rıza, din ve fıkıh sahasında yeni bir yöntem geliştirmiş.

Reşid Rıza modern algıya nerelerde düşüyor?

Özgür Kavak

Özgür Kavak tarafından “İslam Medeniyeti Araştırma Dizisi” kapsamında hazırlanmış ve Klasik Yayınları’ndan çıkmış olan Modern İslam Hukuk Düşüncesi çalışması, son dönem yenilikçi kimliklerin önde gelen isimlerinden Reşid Rıza hakkında doyurucu bilgi içeriyor.

Modern dönem fıkıh anlayışının sembol isimlerinden

“İçtihad”, “taklid”, “mezhep”, “ıslah”, “maslahat” ve “tecdid” kavramları ekseninde şekillenen kitap, Reşid Rıza’nın üzerinde durduğu zeminin İslam fıkhı açısından karşılanış biçimini başarılı bir şekilde ele alıyor.

Modern dönem fıkıh anlayışının sembol isimlerinden biri olan Muhammed Reşid Rıza, İslam ümmetinin 19. yüzyılda girmiş olduğu “geri kalmışlık” çıkmazından hareketle, yeni bir fıkıh algısının bu geri kalmışlığı izale edip yerine fennî, ûlûmî ve siyasi bir terakkiyi getireceğini dile getirmiştir. Bu noktadan hareketle vahyin temel taşlarını yerinden oynatmaksızın, zaman ve mekân üzerine inşa edilmiş bir te’vil’i gerekli gören Rıza, bunun, klasik fıkıh geleneğinin yeniden değerlendirilerek, geçersiz âhkâmın ilga edilip yeni bir ahkâm üretilmesi suretiyle mümkün olacağını vurgular.

Eskinin ilgası, yeninin inşası için, “kaynaklara dönüş, delile tabi olma ve taklidi terk” şeklinde özetlenebilecek bir proje hazırlayarak klasik fıkıh disiplinini sorgulayan yazar, din ve fıkıh sahasında yeni bir yöntem geliştirmiştir. İlk bakışta ciddi ve kapsamlı bir iddia düzeyinde olan bu girişim, aslında temelinde, bid’at ve hurafelere karşı hasar tespit niteliği taşımaktadır.

Reşid RızaReşid Rıza, “taklid”, “mukallit”, “mezhep” ve “mezhepçilik” kavramlarının klasik İslam fıkhını zamanla pasifize ederek,  kaynakların dinamik yönünü zayıflattığını, böylece tekâmül eden toplumların sorunlarına gerekli çözümü sunamadığını iddia eder. Modern yaşam biçiminin ise vahyî argümanlara ters ve yabancı olması hasebiyle, çıplak Batı taklitçiliğinin sathî anlamda mezhep taklitçiliği ile aynı mantıkta olduğunu, dolayısıyla her iki düzlemin geçersiz ve anlamsızlığını ifade ederek, teknolojide Batı tekniğinde, dünyevî ahkâmda ise Kur’an ve sünnetten içtihad edilmesi taraftarıdır.

Reşid Rıza’nın beslendiği kaynaklar kimler?

Çıkış noktası “maslahat” olan yenilikçi düşünür, ilham aldığı isimlerden Menar dergisinde özenle bahseder. Zikrettiği isimler arasında, özellikle dört mezhep imamının yanı sıra, zahiri mezhep imamı İbn Hazm, fıkıh disiplinine ve Hanbeli fıkıh yöntemine vakıf olan bağımsız müctehid İbn Teymiyye ve  öğrencisi İbn Kayyım el Cevziyye, İmam-ı Gazzâli, Ebu İshak eş- Şatıbi ile modern fıkıh teorisinde kendisinden beslendiği Necmettin Et-Tufi vardır.

Kendilerinden beslenmesinin tek sebebi ise, hiçbirinin taklid yöntemine başvurmaksızın dolaysız ictihad yoluyla İslam ahkâmını şekillendirmeleridir. İmam-ı Şafiî’yi, insanların maslahatlarına önem veren fukaha kategorisine özellikle alan Rıza, mezkur ulemayı “selef-i salihin” şeklinde tanımlamaktadır.

Politik bir proje olarak ıslah

Müslüman toplumların içlerinde bulundukları zamansal şartlar düzleminde dinin siyasi iradeyle şekilleneceğinin altını çizen Reşid Rıza, raşid halifelerden sonraki hilafet makamının aslından irca ederek maksadın dünyevîleştiğini ve halifelerin akaid ve ahkam noktasında dini koruyamadıklarını, mezhep ve meşrep farklılıklarının Müslümanları ayırdığını ve kimsenin ses çıkaramadığını ifade eder.Reşid Rıza

Reşid Rıza’nın hazırladığı siyasi proje; merkezi sistemin Mekke olması şartıyla, İslam topraklarının da şube olması durumunda ortak bir halifenin seçilerek dünyada yaşayan Müslümanları önce akaid ve ahkamda, ardından kardeşlik noktasında tevhid etmesi şeklindedir. Her ne kadar bu projesi Abdulhamid tarafından reddedilse de,  projenin hafif rehabilite edilmesi dışında üzerinde herhangi bir oynama yapılmamıştır.

Mezhep ihtilaflarının Müslümanları birbirine düşürerek ümmeti yıprattığını…

Reşid Rıza, klasik fıkıh sisteminin geçersizliği üzerinden alternatif fıkıh tasavvuru oluştururken, modern hukuk disiplininden yararlanarak sosyoloji ve tarihi de araştırmaları dâhiline almaktadır. Üzerinde çalıştığı çerçevede, mevcut klasik kavramları modern fıkıh zemininde yeniden değerlendirip, kendi içerdikleri anlamdan yoksun bir şekilde ya da modern bir tasavvurla yeniden sunarak kavramlarda daralma ve yer yer genişlemelere de yer veriyor.

Mezhep ihtilaflarının Müslümanları birbirine düşürerek ümmeti yıprattığını, çarenin ise kaynaklara yeniden dönüşün olabileceğini ısrarla savunan Rıza,  ictihad-taklid, ilerleme ve gerileme ekseninde vakıayı temellendiriyor. Dönemin pozitivist havasından kısmen etkilenen din bilgini, hiçbir fukahanın olmadığı, yani Hz. Muhammed s.a.v.’in döneminde sıradan bir avamın Kur’an’ı ve sünneti olduğu gibi alarak amel ettiğini ve bu bağlamda evrensel mesaj için hiçbir aracının olmaması gerektiğini savunuyor.

Kur’an ve sünnet ilişkisi

Kaynaklara yeniden dönüş serüveninde Kur’an’ın rolü, “şeriatın aslı, ikmal edilmiş dinin esası ve sünnetin beyanda üzerine ziyade edildiği” şeklindedir. Kur’an, katî nas olarak birinci sırada makamını korurken; sünnet, ahad, mütevatir ve kendi içerisindeki sıhhat hiyerarşisine göre ikinci planda olmak zorundadır. Çünkü, “sana her şeyin açıklayıcısı olan kitabı inzal ettik” [Nahl, 16/89], “Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” [En’am, 6/38], “Bu Kur’an, en doğruya hidayet eder” [İsra, 17/9 ] ayetleri, tartışmasız ilk merkezin Kur’an olduğunu söyler.

Hemen ardından sünnetin Kur’an’a iki yönden tamamlayıcılık sağladığını belirten Rıza, sünnete, ayetten ne kastedildiği bilinmeyen noktalarda ve ayetin üzerine inmiş olduğu olayları açıklaması bakımından ayrı bir değer biçer. Sathî manada Kur’an’ın muradının Peygamberin s.a.v ‘in beyanı olmaksızın eksik anlaşılacağı ve sünnetin, açıklayıcı niteliği sebebiyle bağlayıcılık gerektirdiği de Rıza’nın ifadeleri arasında...

“Üzerinde anlaşmazlığa düştüğümüz meselelerde sadece Kur’an’a bakarız ve oradaki hükme göre amel ederiz” diyenlerin, gerçek manada “asla rücu” etmek yerine hataya düştükleri sahih bir hadisle delillendirilerek hadis disiplinini moda tabirle “kültürel miras”  olmaktan kurtarıyor. Şöyle ki: “Sakın ola, içinizden birinin koltuğuna otururken kendisine bir emir veya yasağım ulaştığında ‘biz anlamayız, Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız!’ dediğini duymayayım” [Ebu Davut, “sünne”, Tirmizi “ilim”, İbn Mace, “mukaddime” Ahmed Bin Hanbel, “Müsned”]

Reşid RızaModern müçtehid prototipi: “Ulu’l-Emr”

Dinin varlık sahasının daha etkin duruma gelmesi için siyasi iradenin gerekliliği üzerine hilafet teorisi geliştirmiş olan Reşid Rıza, idareci olacak kimliği “ulu’l-emr”  kavramıyla tanımlar. Ulu’l-emr’in kim olacağı sorusunda Muhammed Abduh’un nitelediği şekliyle, ehl-i hal ve akd olması, ulemânın, hukemânın ve sorunları çözmede kendisine başvurulan merkezi bir ismin var olması esastır.

Reşid Rıza, mevcut nitelikteki Ulu’l-emr tanımlamasını kabul etmekle birlikte anlam içeriğini biraz daha genişleterek, ümmetin entelijensiyasını da dâhil etmiştir.  Yani ileri gelen âlimler, yargı mensupları, çiftçiler, tüccarlar, hâkimler, avukatlar, savcılar,  gazeteciler, kamu yararına çalışan kimseler ve herhangi bir beldenin kendisine hürmet ettiği, sözünü dinlediği kimseler…

Reşid Rıza, klasik ulu’l-emr kavramını dönüşüme uğratıp, aynı zamanda toplum maslahatına göre toplumun “iyi, güzel ve bilinir” gördüğü örf’ü ve istihsanı da aynı şekilde yorumsal çerçeveye oturtarak yeni bir açılım getirmiştir.

Yeni bir yöntem bilim geliştirmeye çalışan Reşid Rıza’nın, görünüşte karmaşık ve çelişkili olan konuların dikkatli incelenmesi sonucunda, aslında karmaşık ve çelişkiden eser olmayan samimi birer ıslah çalışması geliştirmek isteğinde olduğu müşahade edilecektir.

 

Hülya Kurgan yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 15:54
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20