Puslu Kıtalar Atlası’nda kelebek düşü

"İç içe geçmiş düşler arasında kurmacanın kurmacasına dönüşen eserde okuyucu Uzun İhsan Efendi’nin düşleri ile Bünyamin’in düşlerinden hangisinin gerçek olduğu arasında bocalar." Sakine Odabaşı yazdı.

Puslu Kıtalar Atlası’nda kelebek düşü

İhsan Oktay Anar’ın ilk baskısı 1995’te yapılan ilk romanı Puslu Kıtalar Atlası; bir yandan masallardan, efsanelerden, halk hikayelerinden ve mesnevilerden süzülüp gelen hayal gücüyle yoğrulmuş Osmanlı Türkçesini ve argosunu yansıtan zengin kelime hazinesi, seçili, ironik diliyle Doğu edebiyatlarının miras yükünü gelecek nesillere aktarırken bir yandan da “kelebek düşü” olarak adlandırılan bir paradoksu ve mutlak pozitivist bilimciliği sorguladığı için Batı edebiyatlarının izleğini süren eşsiz bir postmodern romandır.

Puslu kıtalar arasında

Roman,17. yüzyılda Galata’da yaşayan, içtiği bir şurubun etkisiyle rüyalara dalan Uzun İhsan Efendi’nin ve aynı şuruptan içerek düşle rüya arasında dolaşan oğlu Bünyamin’in sıra dışı hikayesini anlatır. Öldü sanılıp gömüldükten sonra mezardan çıkıp lağımcı ocağına yazılarak bir kaleyi fethetmeye giden Bünyamin’in hayatı, bu kaledeki bir casustan lanetli bir kara para alması ve çarpışmalarda yüzünün tamamen yanması ile altüst olacaktır. Geri döndüğünde babası Uzun İhsan Efendi’nin kara parayı arayanların yaptığı işkenceler neticesinde yüzündeki uzuvları kaybettiğini öğrenen Bünyamin, babasının düşlerinden uyandıktan sonra yazdığı Puslu Kıtalar Atlası adlı kitabın tesiriyle dilenciler loncasına gider. Burada da onu karanlık bir şahıs olan dilencilerin efendisi Ebrehe karşılayacaktır. Her şeyi bilme hırsıyla yanan Ebrehe, kara parayı alarak bir çeşit topaç yapıp sonsuz hıza ulaşmak ve zamanda yolculuk yaparak kıyametten kurtulmak istemektedir.

Kelebek düşü

Ünlü Arjantinli yazar Borges, “Zhuang Tzu’nun Düşü” adlı hikâyesinde “Zhuang Tzu, düşünde bir kelebek olduğunu gördü ama uyandığında düşünde kendini bir kelebek olarak gören bir insan mı yoksa düşünde kendini insan olarak gören bir kelebek mi olduğunu bilemedi.” diyerek aslında düşle gerçeğin ne olduğunu sorgulayan bir paradoks ortaya sürmüştür. Aslında bu paradoks ondan önce de birçok kişi tarafından dile getirilmiştir. “İnsanlar uykudadır. Ölünce uyanacaklar.” diye buyuran Rasulullah Efendimiz de “Âlem tabir edilmesi gereken bir rüyadır.” diyen İbn-i Arabi de belki bu sorunsala işaret etmektedir.

İç içe geçmiş düşler arasında kurmacanın kurmacasına dönüşen eserde okuyucu Uzun İhsan Efendi’nin düşleri ile Bünyamin’in düşlerinden hangisinin gerçek olduğu arasında bocalar. Aslında kitaptaki her şey, Uzun İhsan Efendi düşlediği için vardır. Bu yüzden Uzun ihsan Efendi, romanda bir parodi ögesi olarak yer alan Aydınlanma filozoflarından Descartes’in Metod Üzerine Düşünceler kitabına atıfta bulunan “Zagon Üzerine Öttürme” adlı eseri okurken şu kanıya varmıştır: “Düşünüyorum o halde varım.” sözü, “Düşlüyorum o halde varım.” şeklinde değiştirilmelidir.

Mutlak pozitif bilimciliğin eleştirisi

Popper, Foucault, Derrida, Feyereband gibi postmodern düşünürler mutlak pozitivist bilimciliğe karşı muhalif bir duruş sergilemişlerdir. Onlara göre Aydınlanma’nın doğa bilimlerini model alan bir toplum bilimi inşa etme amacı, bilimin ekonomik ve siyasal bir iktidar aracı olarak kullanılmasına neden olmuştur. Bilgi-iktidar-söylem analizi doğrultusunda bilim, başkasının üzerine abanan bir güç olan iktidarın söylemlerini yaratmıştır. Postmodern düşünürler “İnsanoğlunun varoluşunu salt akılla açıklamak mümkün değildir.” Diyerek modern çağda akla duyulan güveni de sarsmak istemişlerdir.

Söz konusu düşünürlerin Aydınlanma’nın salt akla ve pozitif bilimlere karşı muhalif tavrının izlerini, Puslu Kıtalar Atlası romanında da görmek mümkündür. Ebrehe, bilme hırsıyla tabiatın bütün güçlerinin sahibi olmayı istemiş; tabiata etki eden en büyük kuvvetin akıl olduğuna, aklın da bilgiyle elde edilebileceğine inanmıştır. Fakat sürüklendiği kötü son ona gücün ve her türlü iktidar tutkusunun ne kadar büyük bir erdemsizlik olduğunu göstermiştir. Oysa Bünyamin, gücü elde etmeye çalışan bir kahraman değil bir şâhittir. Çünkü insanoğlu hatta peygamberler bile dünyaya şâhit olmak için gelmiştir.

Sakine Odabaşı

   

   

  

Yayın Tarihi: 21 Ekim 2021 Perşembe 09:00
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Aslıhan Çaçan
Aslıhan Çaçan - 1 ay Önce

Sakine hocam yazılarınızı sürekli beyeniyle takip ediyorum. Bu yazınızla bir fizikçi olarak salt akıl, bilim ve hırs ile yola çıkıldığında nasıl kaybolabileceğimizi anladım. İdrakımı genişlettiniz teşekkürler.

banner26