banner17

Psikolojik gerilim türünün en iyilerinden biri            

Psikolojik gerilim türünün en iyilerinden olan Alman yazar Sebastian Fitzek, kendi ülkesinde olduğu kadar bizim ülkemizde de sevilen isimlerden biridir. Meral Kır yazdı

Psikolojik gerilim türünün en iyilerinden biri            

"Ürpertici, ustaca ve dâhice…" (The Times) 

Yeni dönem romancılarından olan Sebastian Fitzek 1971 yılında Berlin’de doğdu. Yazarlık ve gazetecilik yapan Fitzek’in kitapları 24 dile çevrildi ve dünyada 8 milyondan fazla sattı.

Psikolojik gerilim türünün en iyilerinden olan Alman yazar, kendi ülkesinde olduğu kadar bizim ülkemizde de sevilen isimlerden biridir. Kıymık, Terapi, Uyurgezer, Göz Koleksiyoncusu, Yolcu 23 ve Noah Türkçeye çevrilen ve ülkemizde yayınlanan kitaplarıdır.

Benim yazarın kalemiyle tanışmama vesile olan kitabı ise Göz Koleksiyoncusu’dur. Eğer daha önce psikolojik gerilim türünde kitap okumadıysanız ve ilk okuyacağınız kitap Göz Koleksiyoncusu olursa, bitirdiğinizde iki seçeneğiz olacaktır. Psikolojik gerilim böyle bir şey ise teşekkürler ben bir daha almayayım diyebilirsiniz. Veyahut artık hem bu türün hem de yazarın bağımlısı olabilirsiniz.

Akıl oyunlarını seviyorsanız, okurken bir sonraki sayfada ne olduğunu merak etmeden kendinizi alamıyorsanız, kitap akıp gidiyor ve siz okumaktan ziyade yaşıyormuş gibi hissediyorsanız, o zaman doğru kitabı okuyorsunuz demektir. Bu durumda ben de Göz Koleksiyoncusu’nu şiddetle size tavsiye ederim. Çünkü psikolojik gerilim türüne verilebilecek en iyi örneklerden biri olduğunu düşünüyorum.

Bu kadar övgü yeter, şimdi kısaca konusuna değinelim.

Dünyanın en tehlikeli oyunu

Acımasız bir katil dünyanın en eski oyunlarından biri olan saklambaç oynuyor. Ne var ki bu masum oyun masum ailelerin çocuklarıyla oynanınca amacından uzaklaşıyor. Ve acımasız bir kedi-fare oyununa dönüşüyor. Çünkü çocuklarını bulmaları için ailelerin kırk beş saati var. Yoksa çocukları ölecek.

Göz Koleksiyoncusu olarak isimlendirilen katil ilk önce anneleri öldürüyor. Sonra da çocuğu kaçırıyor. Annenin cesedinin elindeki kronometre zamana karşı bir yaşam savaşının başladığını haber veriyor. Böylece de geride kalan babanın hem kayıplarıyla hem de zamanla acımasız yarışı başlıyor.

Saklanan çocuğa ulaşılabilsin diye katil tarafından bırakılan küçük ipuçları var. Bu iyi haberdi, kötü haber çok acımasız. Kurtarılmayı bekleyen çocuğun sadece 45 saat 7 dakikası var, yoksa saklandığı yerde havasızlıktan ölecek.

Soğukkanlı katil şimdiye dek hiç iz bırakmamıştı. Fakat ne kadar klişe olsa da ortada bir gerçek var, hiçbir suç kusursuz değildir. Gizemli bir tanık, katilin tüm planlarını altüst edip oyununu bozabilir.  

Kör bir fizyoterapist olan Alina Gregoriev, Göz Koleksiyoncusu’nun neler yaptığıyla ilgili bilmemesi gereken birçok şeyden haberdardır. Bunun sebebi ise vücutlarına dokunduğunda hastalarının geçmişini görebilmesidir. Ve son hastası da Göz Koleksiyoncusu’dur. Ancak kim ona inanacak kadar aklını oynatmış olabilir ki?

Alexander Zorbach ise eski bir polis memuru. Başına gelen bir olay yüzünden polisliği bırakmış olmasına rağmen, suça olan eğiliminden vazgeçemeyip gazeteci olan Zorbach, Göz Koleksiyoncusu hakkında haberler yaparken birden kendisini olayların içine çekilmiş halde buluyor. Zaten kitap da o andan sonra başlıyor. Aslında bu yanlış bir tabir oldu. O andan itibaren hikâye başa doğru sarmaya başlıyor, desem çok daha doğru olur.

Neden mi böyle söyledim, çünkü kitap sondan yani kapanış bölümünden başlayarak daha ilk sayfadan okuyucuyu şaşırtıyor.

Yanlış basıldığını düşünebilirsiniz

Kitabı incelerken ilk etapta yanlış basıldığını düşünmek mümkün. Açılış kısmının yazılması gereken yerde ‘Kapanış” yazıyor ve sayfa numaraları 387’den başlayarak geriye yani başa doğru akıyor. Fakat karar vermek için acele etmeyin ve okumaya devam edin.

Zaten yazar da hikâyesini “perpetuum mobile” olarak adlandırıyor. Bir başlangıcı olmayan ve asla bitmeyen, hep kaim olan ölümden bahseden öyküler. Devamında da “Okumaya devam etmemenizi şiddetle tavsiye ederim” diyor. Tabii insanın okumayacağı varsa da sırf bu uyarıdan sonra merak edip illaki okuyor.

Gelelim kitabın en can alıcı kısmına. Ondine'nin Laneti… Uyursan kaybedersin… Böyle bir hastalık varmış. Dünyada beş milyonda bir görülen ve solunum yetmezliği olarak da bilinen hastalık nedeniyle uyuduğunda nefes almayı engelliyor. Maalesef ki kaçırılan ve kurtulması için iki günden az zamanı olan çocuğun bir de uyumaması gerekiyor.

Zamana karşı iki kat savaş veren kahramanımız Zorbach gerçeklerin peşine düşerken ne kadar yanıldığını ve yanlış izleri takip ettiğini maalesef ki acı şekilde öğreniyor.

Gerilimin yanı sıra satır aralarında aile, sevgi ve öncelikler ile ilgili güzel mesajlar veren kitap, sizi bir de kalbinizden yakalıyor. Bir gerilim kitabı ne kadar duygusal olabilir ki demeyin, okuduğunuzda haklı olduğumu göreceksiniz.

Sıradan bir son beklemeyin

Bilmenizi istediğim bir diğer konu da kitabın sonu. Tam da türüne yaraşır şekilde gerim gerim gerilerek okuyup sonuna geldiğimde, rahat bir nefes almaya hazırlanıyordum ki, tam da yazarın vaat ettiği gibi aslında her şeyin yeni başladığını anladım. Bu da zaten kitabı farklı kılan ve türünün iyilerinden yapan özelliği.

Şimdi gelelim benden geçer not alamayan kısma. Her güzelin bir kusuru vardır, diyen atalarımız bir kere daha haklı çıktılar. Ruhsal sıkıntılar bedensel hastalıklardan daha tehlikelidir. Çünkü bedenimizin salığını korumak için gösterdiğimiz özenin yarısını bile akıl sağlığımız için göstermiyor, hatta çoğu zaman bir şeylerin yanlış olduğunu kabul dahi etmiyoruz.

Yazar, katilin katil olmak için kendince haklı sebepleri olduğuna inanıyor ve sanki okuyucuya bunları kabul ettirmek için geçmişi anlatıp duruyordu. Tabii bizi biz yapan, geleceğimizin temelini atan çocukluğumuzdur. Katil de sürekli babasının ona yaptıklarından, çocukluğundan bahsedip neden katil olduğunu anlamamızı ister gibiydi kitapta. Ona, üzgünüm sana yapılanların bedelini bu şekilde başkalarına ödetmene hak veremem, demek istedim. Üstelik sabaha kadar da konuşsan sonuç değişmez.

Bu kitapla birlikte yaptığım farklı ve heyecan verici yolculuğu sizlerle de paylaşmak istedim. Umarım hislerimi kelimeler aracılığıyla sizlere de geçirebilmişimdir. Bol kitaplı ve bol sohbetli günlerimiz olsun…

Meral Kır

      

Güncelleme Tarihi: 01 Kasım 2018, 14:55
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20