Pişmanlık ateşi insanı şerden kurtarır

Gazalî, Tevbe Risalesi’nde yaptığı açıklamalarda devamlı olarak tevbenin önemini, faziletini vurguluyor ve iyi bir mümin kulun tevbeyi elden bırakmaması gerektiğini söylüyor..

Pişmanlık ateşi insanı şerden kurtarır

Modern zamanların Müslümanlardan çaldığı şeyler ile başlayalım söze. Muhtemelen bu cümlenin içinde geçtiği sayısız yazı okumuşsunuzdur. Bunların ekserisi eleştirilerinin merkezine Batı medeniyetini koymaya ve Müslümanların başına ne geldi ise sebeplerini sırayla Batıya yüklemeye meyillidir. Bu yaklaşıma göre Batı medeniyetinin birçok kötülüğün baş aktörü olduğunun doğruluk payı yüksek olabilir. Belki de bu kötülüklerin büyük çoğunluğu sömürgeci kapitalist zihniyetlerin modernizmin doğuşundan itibaren istikrarlı bir şekilde yaymaya çalıştığı ideolojidir. Fakat bu metnin konusu gavurların Müslümanlara verdiği zararlar değil, Müslümanların bizatihi kendilerine verdiği zararlar ve bu zararlar neticesinde yapılması gerekenler olacaktır. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: “Cihadın en faziletlisi nefsi terbiye etmek için yapılan cihaddır.”(Es-Suyûtî, el-Câmi’u’s-Sağîr, 1247, İbnu’n-Neccâr’dan naklen; Elbânî, Sahîhu’l-Câmi’, 1099.)

Şurası açıktır ki İmam Gazalî gibi klasik literatüre katkı yapan düşünürler sadece şahit oldukları olaylar neticesinde çıkarımda bulunmamışlar, zamanın dinamiklerinden münezzeh, teorik çalışmalar da yapmışlardır. Fakat bu durum klasik metinlerde okuduklarımızı olduğu gibi günümüze tatbik etmeyi desteklemeyebilir. Dolayısıyla biz de teorik çerçevede meseleyi anlamaya çalışırken günümüzde yaşananları da göz önünde bulundurmaya gayret göstereceğiz. Konumuz ‘tevbe’ olunca kendimizi dışarda tutmak pek mümkün gözükmüyor. Bununla birlikte ilerleyen kısımlarda modern toplum Müslümanlarının unuttuğu en büyük vaciplerden bir tanesinin ‘tevbe’ olduğunu vurgulamaya çalışacağız.

Konumuz tevbe olunca, dolaylı olarak odak noktamız hatalar ve günahlar oluyor. Gazalî’nin Tevbe Risalesi (çev. Ramazan Balcı, Etkileşim Yayınları, 2013) bu hataları fıkıh, iman ve fazilet unsurlarıyla inceliyor. Gazalî’nin yaşadığı dönem bundan asırlar öncesi olduğu için verdiği örnekler de haliyle İslâm tarihinden oluşuyor. Şurası açıktır ki; Kur’an-ı Kerim’in çeşitli bölümlerinde geçen peygamberlerin imtihanları ve elbette her birinin yaşadığı bu imtihanların sonucunda ettiği tevbeler, biz Müslümanlar için çok önemli mesajlar içerir. Bu mesajlar elbette İslam tarihindeki bazı olaylarda desteklenmiş olabilir fakat bu güncelliklerini yitirdikleri anlamına gelmez. Nefis-imtihan-tevbe bahsi hâlâ bir Müslüman için hakkında en çok tefekkür etmesini gerektirecek konulardan bir tanesidir. İmtihan meselesi hakkında Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail’in arasında geçen kıssa okunabilir.

Gazalî, Tevbe Risalesi’nde yaptığı açıklamalarda devamlı olarak tevbenin önemini, faziletini vurgular ve iyi bir mümin kulun tevbeyi elden bırakmaması gerektiğini söyler. Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz’in gecelerini tevbe ederek geçirdiği düşünüldüğünde, gırtlağına kadar günaha batmış olan biz modern Müslümanların tek çıkış yolları tevbe kapısıdır. Tevbenin istikrarlı olması ve Müslümanın defalarca aynı günahı işlemiş olsa da tevbe etmesi gerektiği yine mühim hususlardan bir tanesidir. Bu meseleye tekrar değineceğiz.

İmam Gazalî: Aradığımız doktor

Kitap hakkında birkaç teknik bilgi verip, yaptığımız girişin ardından aldığımız notları sizlerle paylaşmak istiyoruz. Tercümanın yaptığı kısa ve öz izah, çalışma üzerinde gösterilen hassasiyeti özetliyor. Tercüme eserlerin en büyük problemlerinden olan anlam darlığı, kavram eksikliği gibi çıkmazlar tercüman tarafından ayrıca vurgulanmış ve bu meseleye elden geldiğince dikkat edildiği açıklanmış. Dr. Ramazan Balcı’nın bu dünyanın kusurları ile güzel olduğunu belirtmesi, onun samimi çalıştığını gösteren bir itiraf. Ayrıca yine çevirmenin Gazalî’nin üslubuyla ilgili açıklaması da mühim. Gazalî, bu eseri bir talebesine ders verir gibi kaleme almış ve içerisine çok sayıda “eğer desen”, “derim ki”, “bil ki” gibi ifadeler yerleştirmiş. Buna mukabil çevirmen de eseri derlerken soru-cevap üslubunda kaleme almış. Bu ise bizim sıkça sorulan soruların cevaplarını daha kolay anlamamıza olanak sağlıyor. Balcı, birkaç gramer meselesine müdahale etmenin dışında eserin orijinaline hiç dokunmayarak bizleri Gazalî ile baş başa bırakıyor.

Eser dört bölümden oluşuyor. İlk bölüm ekseriyetle tevbenin mahiyetiyle ilgili. ‘Tevbe neden gerekli? Tevbe için acele edilmeli mi? Herkes tevbe etmeli mi?’ gibi soruların cevaplarını bu bölümde bulmak mümkün. İkinci bölüm günah-sevap bahsini konu ediniyor. Burada günahların tasnifi, günahların kulun sıfatlarındaki yeri, sevap ve günahların ahiretteki karşılıkları gibi konuların dışında; son derece geniş, ehemmiyetli ve Müslümanların hayatlarındaki en büyük risklerden bir tanesi olan ‘küçük günahları büyüten sebepler nelerdir?’ bahsi yer alıyor. Gazalî eserde bu konuya büyük bir itina ile değiniyor. Üçüncü bölümde tekrar tevbe meselesine dönen Gazalî, ‘tevbe edenleri sınıflandırma’, ‘tevbe niyetinde olanlar için çeşitli tevbe yolları’ gibi meselelerle ilgilenip, son bölümde anlattıklarını toparlamaya çalışıyor.

Tevbenin mahiyeti: İnsan günaha meyillidir

Gazalî’nin Türkçeye çevrilen birçok eseri olunca meseleyi anlamak için diğer Gazalî eserlerine bakmayı da ihmal etmiyoruz. Onun önemli çalışmalarından bir tanesi olan Kalplerin Keşfi’nde tevbe konusu daha kısa ve öz bir şekilde açıklanıyor. Gazalî burada tevbe meselesine hüküm vererek başlıyor ve tevbenin, kadın-erkek her Müslümana vacip olduğunu söylüyor. Tevbe Risalesi’nde de aynı ifadeyi sık sık vurgulayan Gazalî, Kalplerin Keşfi’nde şu ayet-i kerime ile konuyu açıklamaya devam ediyor: “Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve O’nunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennete sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nurları aydınlatıp gider de, ‘Ey Rabb’imiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kâdirsin!’ derler.” (Tahrim, 8)

İnsan fıtratından gelen hata yapma ve günah işleme meyli, ayet ve hadislerde sınırlandırılması gereken bir davranış olarak ifade edilir. İnsan kusursuz bir varlık olamayacağı gibi, ömrü boyunca sürekli iyilik yaparak da yaşayamaz. Gazalî, tevbenin devamının gerekli olup olmadığını açıklarken peygamberlerin hayatlarını örnek gösterir. Onların yaşamış oldukları büyük imtihanlar ve bu imtihanlar sonucunda yapmış oldukları tevbeler ve Rabblerine yönelişleri doğru yol olarak tasvir edilir. Bu yolda istikrarlı bir şekilde devam edilmesi gerekir. Bunun için Gazalî, günahlara sebep olabilecek şeyleri terk etmenin, bunların zıddıyla meşgul olmanın, gidiş yolunu tersine çevirmenin yöntemi olduğunu belirtir. Tevbeden murat olunan da budur.

Tevbenin şart olup olmadığı meselesi kitabın çeşitli noktalarında vurgulanır. Sayfa 38’de sorulan uzunca bir soru ‘tevbenin vacip olmadığı durumlarda tevbe gerekli midir?’ şeklinde özetlenebilirse Gazalî şu açıklamaları yapmaya çalışır. Yapılan tevbeler sadece geçmişteki kusurların bağışlanması için gerekli değildir. Bir müminin devamlı tevbe ile meşgul olması aynı zamanda onu ilerdeki hayatında yapacağı kusurlardan da korumuş olur. Buradan da anlaşıldığı gibi tevbe, yeri geldiğinde bir dua hükmünde de anlaşılabilir. Bu meseleye dair Peygaber Efendimiz’in (s.a.v.) “Günahın ardından sevabı işle. Bu sevap günahı siler.” (Tirmizi, Ebu Zer’den (r.a.) rivayet edilmiştir.) hadisi hatırlanabilir. Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere günah belli bir duruma göre veya belli bir zümreye karşı söylenmemiş, geneli, yani umumiyi hedef almıştır. Bundan dolayı insan her anında günaha olan meylini unutmak, bunu sınırlamak zorundadır.

Elbette burada tevbenin vacip olmasındaki bir diğer husus mümin kulun ulaşmaya çalıştığı mertebe ile de ilgilidir. Nasıl ki nafile namaz kılmak isteyen kişiye abdest almak vacip ise; tevbe, onun faziletlerinden faydalanmak isteyenler için vaciptir.

Küçük günah: Dikkate alınmayan tehdit

Küçük günahların büyümesi bir Müslüman için en büyük tehditlerden bir tanesidir. Kişi bu hatanın ehemmiyetsiz olduğunu düşünür, diğer büyük günahlarla kıyaslayıp küçük günahlarını normalleştirmeye çalışır fakat, farkında olmadan kalbindeki nuru söndürmeye doğru ilerlemektedir. Gazalî küçük günahları büyüten sebepleri altı başlık altında inceler. Bunlar:

1.Küçük günahlara ısrarla devam etmek

2.Günahları küçük görmek

3.Küçük günahla sevinmek

4.Allah’ın günahları örtmesi ve cezalandırmakta acele etmemesi

5.Günahın ilan edilmesi ve

6.Âlimin açıkça günah işlemesidir.

Şu ifade ilk madde için açıklayıcı olabilir: “Israr edilen günah küçük kalmaz; istiğfar edilen günah büyük olmaz, kökü kesilir.” Mümin kulun düşüncesi bir kâr-zarar hesabı gibi günah-sevap hesabı olmamalıdır. O en küçüğünden en büyüğüne kadar günahlardan uzak durmalı, devamlı tevbe hali içerisinde olmalıdır.

İkinci madde için Gazalî, insanın işlediği günahı büyük görmesinin, onun Allah katında daha az ceza almasına yardımcı olacağını belirtir. Her günahı büyük günah olarak görmesi, onun kalbi ile günahlar arasına bir duvar örmesine yardımcı olur.

Küçük günaha güç yetirip onu başarmasından sevinç duyan insan, bu günahta devam etmeye ve daha büyüklerine meyletmeye doğru ilerler. Örnek olarak bir tüccarın çürük bir malı müşteriye, onu nasıl kandırarak sattığını anlatması içinde bulunduğu gafil durumdan haberdar olmadığını da göstermektedir.

Allah’ın günahları örtmesine, onlara mağfiret ediyor olmasına güvenerek yaptığı hatalarda devam edenler de yine bu sınıflamaların içine dâhil olur. Günahlarla içi içe yaşıyor olmayı bir lütuf, nimet olarak gören kişi tevbe kapısından iyice uzaklaşma yoluna girmiştir.

Beşinci sınıflamaya giren ilan meselesi, yapılan bir hatanın meşru görülmesi ve onun meşruiyet kazanmasına vesile olmakla ilgilidir. Doğru olan günahın gizlenmesi, açıklanmaması iken insanlar, bunları açıkça dillendirerek bunu dinleyenlerin de bu günaha yönelmesine sebebiyet verirler. Üstelik bunu yaparken onların günahlarına da ortak olmuş olurlar.

Son madde âlimlerin durumu ile ilgilidir. Onların üzerlerindeki sorumluluk yükünü vurgulamaya çalışan Gazalî, bir âlimin görünen bir yerde açıkça günah işlemesinin, toplumda bu davranışın hoş karşılanmasına sebebiyet verebileceğini açıklar. Üstelik bu davranış toplumda yer edinirse; âlim kişi bu dünyadan gittiğinde dahi onun davranışları devam eder ve yapılanlarda onun da payı olmuş olur.

Doğru yol: Sırat-ı Müstakim’de devam etmek

İlginçtir, klasik İslam literatüründe Batı, modernizm, siyasal ideolojiler, sömürgecilik gibi kavramlar yok. Müslümanların doğru yoldan, yani Sırat-ı Müstakim’den sapmalarının nedenleri temel olarak nefse ve şeytan ile olan mücadelelere bağlanmıştır. Görülüyor ki tarihteki olayların benzerleri günümüzde de yaşanıyor. Elbette her tarihi olayın kendine has dinamikleri olabilir fakat sorunlar aşağı yukarı aynı olduğunda temel unsurlar değişmemiş olur. Gazalî’nin metinlerini okuyunca şu durum kolaylıkla görülüyor ki Müslümanların en büyük problemi iman esaslarından uzaklaşmak, tevhid anlayışını terk etmektir. Bu ne sadece Hz. Muhammed (s.a.v.) döneminde, ne de Gazalî döneminde yaşanan bir sorundur. Bu problem bütün bir varoluşu kapsayan, ilk peygamber Hz. Adem’den bu yana yaşanmış ve yaşanmaya devam edecek bir olgudur. Bu durumun zamandan ve mekândan münezzeh olduğu Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde açıkça belirtilmiştir.

Mesele şu ki klasik İslam literatüründe bu problemin özü Müslüman insanların tevbe ile aralarında olan ilişkiye bağlanması üzerine açıklanırken, günümüzde Müslümanlar, sanki hiçbir kusurları yokmuş gibi, sık sık Allah’a yönelerek tevbe etmeyi bırakıp; yaşanan bütün kötü olayların sorumluluğunu Batı medeniyetine yüklemeye kalkışmaktalar. Tekrar vurgulamakta fayda var: Bunun yanlış veya hatalı bir yaklaşım olduğunu iddia etmiyoruz. Fakat bu tavrın bize çok önemli bir vacibi unutturduğunu, bunun ehemmiyetini fark etmemizi engellediğini vurgulamaya çalışıyoruz.

Abdullah Said Can yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 12:11
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13