Pickthall İslam'ı nasıl anlatıyor?

Muhammed Pickthall’in İslam nasıl bir medeniyettir sorusuna verdiği çok yönlü ve ayrıntılı cevabı sizler için değerlendirdik.

Pickthall İslam'ı nasıl anlatıyor?

Çok yönlü bir muhakeme ve mukayese

Bir değere çaba sarf etmeden oluş süreci içerisinde sahip olmak, sahip olunan değerin dinamiklerini algılamayı zorlaştırabiliyor. Bu zorluk; o dinamiklerin algılanmasında verilen mücadele ile ilgili bir zorluk olmanın ötesinde, sahip olunan değere yönelik anlamlandırma çabalarına kayıtsız kalmaktan kaynaklanan bir zorluktur. Bu ifadelerdeki “değer” kısmının yerine “İslam”ı koyalım, ifadelerde değişen hiçbir şey olmayacaktır.Marmaduke Pickthall

Doğuştan sahip olduğumuz dinimize yönelik, muhakeme süreçlerimizin yeterli düzeyde olmadığı hepimizce bilinen bir gerçek. Muhammed Marmaduke Pickthall’in Külliyat Yayınları’nca Yusuf Kaplan çevirisiyle yayımlanan kitabı İslam Medeniyetinin Dinamikleri, ihtiyaç duyduğumuz o çok yönlü muhakemeye yönelik bir eser. İslam medeniyetinin çok yönlü bir okuması olan eser, İslam medeniyeti ile -19. yüzyılla beraber artık miadını doldurduğu anlaşılan- Batı uygarlığının mukayesesini de içeriyor. Bu çok yönlü muhakemeye ve mukayeseye rağmen üslubundaki sadelik, kitabın kolay okunmasını sağlıyor. Kitabın bu üslubunu, aynı zamanda İslam’ın kolaylaştırma düsturunun bir örneği olarak görmek de mümkün. 8 bölümden oluşan kitap, 231 sayfa. Dinimiz konusunda bildiğimiz ama idrak ve tatbik edemediğimiz birçok noktaya ışık tutan kitap özetle bizlere şunları hatırlatıyor:

İslam’daki ayrım hayır ve şer ayrımıdır

Kitabın birinci bölümünde İslam kültürü üzerine çok yönlü bir değerlendirme yer alıyor. Tabi bu bölümdeki kültürden kasıt, İslam’ın ürettiği değerler bütünü değil, İslam dininin sahip olduğu temel pratiklerdir. Yani İslam dininin temel kodlarının, anlayış ve bakış açılarının değerlendirmesidir. Bu bahiste yazarın bizlere hatırlattığı noktalar şunlar:

İslam; kaderci değildir, İslam teorik bir din de değildir, ameli bir dindir, dini ve pozitif bilim ayrımı yapmaz. İslam’da dünya - ahiret ayrımı yoktur, seküler ve dini ayrımı da yoktur. Ayrım ancak hayır ve şer ayrımıdır. Akli bir dindir İslam, hür düşünceyi destekler çünkü kutsalın bile sorgusundan yanadır. Sınıf ayrımı ve ruhbanlık İslam içerisinde yer almaz. En fazla önemsenen iki kavram samimiyet ve ihlastır. İslam’da mucizeler, peygamberlerin ulûhiyet kanıtları olarak algılanmaz. Mucize, görünmeyen gizli yasaların görünür hale gelmesidir. Bu yönüyle mucizeler konusunda İslam, bizlere tefekkürü salık verir. Hurafe ve kesin inancı yasaklar. İslam’ın teokrasi anlayışı sadece ibadet alanları ile ilgili değil, insanın temas ettiği tüm alanlarla ilgilidir.

Erdem ve hoşgörü dini

İkinci bölümde yazar İslam medeniyetinin yükseliş ve çöküşünün nedenlerini irdeliyor. Yalnız okuduktan sonra şunu anlıyoruz ki ortada sabit bir değerler bütünü var. Medeniyetimizin yükselişi o değerlerin yaşanması ile, çöküşü ise o değerlerden uzaklaşmakla olmuş. Bu konuda yazarın bizlere sunduğu ayrıntılar şunlar: İslam’ın dünya tasavvuru, insanidir. İslam’da kayırma yoktur. Zorlama yoktur. İslam tebliğinin kabul görmesinin nedeni zorluk ve savaş değil erdem ve hoşgörüdür. İslam ırk ve renk ayrımı yapmaz, İslam’a isnat edilen kölelik kavramını İslam aslında azat etmiştir. Müslüman sadece değerlerini savunmak için savaşır, savaş sonunda elde ettiği topraklardaki insanların şartlarını eski şartlarından daha iyi kılmak noktasında kendisini yükümlü sayar.

Ulema yöneticilerin vicdanıydı

İslam’ın 5.yüzyılına kadar cami, İslam üniversitesiydi. Dini ilimler beşeri ilimlerle birlikte okutulurdu. Bilimsel yöntem bugünkü anlamıyla olmasa bile uygulanırdı. Ortaya teori koyan âlim eğer teorisini kanıtlamazsa derhal görevden ayrılırdı. Ulema böyle bir sorumlulukla hareket ederdi. Ve ulema ulaştığı kemal noktası ile yöneticilerin de vicdanını teşkil ederdi.

Kitapta yazar İslam medeniyetinin yükselişi ve çöküşü bahsinde Osmanlı ile ilgili de oldukça doyurucu bilgiler vermektedir: Osmanlıya kadar İslam’a hizmet daha çok siyasi ve toplumsal düzeyde iken, Osmanlı ile birlikte İslam medeniyetinin estetik varlığı özellikle edebiyat ve mimari alanında geliştirilmiş, bu noktadan İslam’a hizmetkâr olunmuştur. Ve İslam’ın yeni şehirleri olan Bursa, Edirne, İstanbul; Osmanlının bu yöndeki hizmetlerinin sonucudur.Muhammed Marmaduke Pickthall, İslam Medeniyetinin Dinamikleri

Kitapta cihad kavramı üzerinde de ayrıntılı biçimde durulmuş ve cihadın siyasi bir savaş terimi olmanın ötesinde Allah’ı bilmek, insanı özgür kılmak ve kardeşlik için gösterilecek çok yönlü bir mücadele olduğu vurgulanmıştır.

Demokrasi değil, insan kardeşliği

Kardeşlik konusuna ayrılan 3. bölüm, Peygamber efendimizin bir kardeşlik bildirisi olan Veda Hutbesi ile başlıyor. Yazar daha sonra İslam’daki kardeşlik kavramı konusunda bizlere şunları aktarıyor: İnsan hakları doğuştan kazanılmaz, ölçülü bir yaşam sonucu elde edilir. Sorumluluk ve yükümlülükler ile doğru orantılıdır. Demokrasi yerine daha kapsamlı ve yararlı olan insan kardeşliği ifadesi kullanılmalı ve bu kardeşliğin gerekleri yaşanmalıdır. İslam pratikte bu kardeşliği yaşama gayretidir. Sadaka kardeşliği pekiştirirken faiz ise hayırlı bir kardeş olmayı engeller. Saldırgan milliyetçilik bir diğer engelleyicidir. İslam’ın öngördüğü kardeşlik, sınırsız milliyet ve sayısız zümreden teşekkül etmiş tek kardeşliktir. İslam kardeşliğinin iki önemli emri: cemaat namazı, hacdır. İslam kardeşliğinin garantisi İslam iktisat sistemidir. Modern sistem şöyle der: Biriktirin ve bankaya yatırın, Oysa İslam: Zaruri birikimleriniz dışındakileri başkaları için sarf edin, buyurur.

Fıkıh statik ve durağan değil, dinamik bir ilimdir

4. bölümü İslam’da bilim, sanat ve edebiyat konularına ayıran yazar, vahiy kitabı ile tabiat kitabının farklılıklarını ortaya koyduktan sonra, Kur’an’ın vahye dayalı olduğunu ve tek bir aklın yalnız başına kavrayamayacağını aktarıyor. Oysa tabiat deney ve araştırma ile kavranabilir. Bu ayrımın ve usulün farkında olan Müslüman bilim adamları, birçok bilimin temelini ve ana ilkelerini ortaya koymuşlardır. Hadis, tarih, tasavvuf literatürü geliştirmişlerdir. Fıkıh konusunda ise fıkhın yanlış uygulandığından yakınan yazar, fıkhın statik bir alan olmanın ötesinde, dinamik kuralların alanı olması gerektiğini ifade etmektedir. Aksi İslam’da bir ruhbanlık sınıfı doğmasına hizmet eder, uyarısında bulunmaktadır. İslam sanatının putperestlikten uzaklığının, bu sanatların öte tabiatın güzelliklerine yoğunlaşmaya yol açtığını ifade eden yazar; resim, tiyatro ve müzik gibi İslami açıdan sorgulanan sanatların varlığına da bu bölümde dikkat çekiyor.

Temelde hoşgörü vardır

Hoşgörü ile ilgili 5.bölümde özetle yazar, Endülüs Emevileri döneminde İspanya’nın ve Abbasi hilafeti döneminde de Bağdat’ta yaşayan Hıristiyan ve Yahudiler’in Müslümanlarla eşit şartlarda yaşayıp eğitim aldıklarını bizlere hatırlatıyor. Yahudilerin zaman içerisinde dinlerini ırk düzeyine indirgediklerini, Hıristiyanların ise kendilerine uygun olarak dinlerini yeniden tasarladıklarını ve bununla kendilerine üstünlük atfettiklerini, neticede ise hoşgörüsüz topluluklar olduklarını vurguluyor. İslam’ın -bu dinlerin aksine-, dini yaklaşımının temelinde hoşgörü olduğunu dile getiriyor.

Kadercilik cihaddır

6. bölümü kadercilik bahsine ayıran yazar: Kadercilik iddia edildiği gibi insanı durağan ve kesin yargılı olmaya sevk etmemelidir, gerçek kadercilik her şeyi Allah’ın takdirine bırakırken bizim de aktif olmamızı ve sonuçları kabul etmemizi öngörür, biçiminde konuya açıklık getiriyor. Bu noktada cihad kavramını da ayrıntılı biçimde tartışan yazar, İslami cihadın haçlı cihadıyla karıştırılmaması gerektiğini vurguluyor. Cihadın; iyilik yapmayı, hakkı savunmayı, yanlışı ortadan kaldırmayı amaçlayan her türlü insani çabayı kapsadığını vurguluyor.

Kadın eğitimi, giyimi, çok eşle evlilik, kadın erkek arası ilişkiler gibi birçok konunun işlendiği 7.bölümün özü: Batı’nın kadınlar lehine kazanılmış hak olarak iddia ettiği çoğu konunun, İslam için hiçbir zaman sorun dahi teşkil etmediği gerçeğidir.

İslam şehri ve sitesi konulu son bölümde de yazar, İslam’ın sosyal hayatı düzenlemedeki tavrını irdeliyor. İslam’ın sosyal alanda sağladığı nizamın dinamiklerine yönelik örnekli değerlendirmelerde bulunuyor.

İlla eğitim illa eğitim

İslam’ın gündeminden düşmüş ya da yanlış algılarla yaşanan birçok konu ve kavramı irdeleyen yazar, konularına açıklık getirirken Kur’an ve sünnet temelli birçok delil sunuyor. İslam medeniyetinin dinamiklerini ortaya koyduktan sonra, bu medeniyetin yükselişinin bu dinamikleri doğru algılayıp yaşamakla, çöküşünün de bu dinamikleri kavramadan -eğitimsiz biçimde- yaşamakla olacağını bizlere hatırlatıyor.

Serdar Arslan analiz etti

Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2019, 10:05
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13