Peygamberin rahle-i tedrisatında kalp eğitimi

"Oysa davet, hikmet ve sekinet yüklü, samimi, dostane, uzun bir uğraş olmalı… Hangimizin inişleri, çıkışları yok; hangimiz çamurun cazibesine hiç kapılmadık?” Mustafa Körkün Tarhanacı yazdı.

Peygamberin rahle-i tedrisatında kalp eğitimi

Mecdi Hilâlî tıp doktoru, Müslüman Kardeşler’den, Mısırlı bir âlim. İmanı kuvvetlendirme üzerine kitaplar yazıyor. Beka Yayınları kitaplarını tercüme ettirip yayınlamaya devam ediyor. 

Hakikat yolcusunun başlıca endişesi gafletten kurtuluş ve ruhaniyette yüksek manevi derecelerdir. Mekke dönemi kalplerin Allah’a bağlandığı, imanın ruhlarda kök saldığı, manevi gece yolculuğunun gündüzü aydınlattığı bir ortamdı. Sahabe Mekke’de vahyin ışığında Peygamber-i Zişan’ın (as) rahle-i tedrisatında kalp eğitimi aldı. Kalplerin canlanması ile hayat, iman ve cihad mücadelesine dönüştü. Mekke’de yüreklerde kurulan devlet Medine’de ete kemiğe büründü.   

Kalp eğitimi hususunda Hilâlî’nin işaret ettiği en mühim eser İbn Kayyım el Cevziyye’nin Medaricu’s Salikin adlı kitabı. Kitabın Medâricu’s Sâlikîn- Kur’ani Tasavvufun Esasları adı ile üç cildi tek kitapta toplanmış, İnsan Yayınları tarafından basılmış bir tercümesi mevcut. İlgililerine tavsiye ederim.

“Önce iman”; hikmet dolu bir motto  

Mecdi Hilâlî’nin ana hedefi günümüz insanına “kuvvetli iman ihtiyacını” hissettirmek, bu hususta yapılması gerekenleri olabildiğince detaylı anlatmak, bu yolla kalplerin canlanıp Allah’a yaklaşmasına vesile olmak ve tüm İslamcıların arzuladığı toplumsal dönüşüme, insanlığın dünyevi ve uhrevi saadetine hizmet etmek.

İnsanoğlu ihtiyaç duyduğu, arzuladığı şeye ulaşmak için elinden geleni ardına koymaz. Nice mesafeleri sadece bu “arzu” ile kateder. Cehennem azabından korunup cennete girme arzusunun kalbe ve nefse sürekli hâkim olacak kadar canlı bir uyanıklığa dönüşmesi gerekir. Müellif bu noktaların üzerinde duruyor, zayıf imanın sebep olduğu halleri açıklıyor ve “ÖNCE İMAN” diyor.

“Önce İman” hikmet dolu bir motto. “Nefsimizin ve çevremizdeki insanların işlediği günahları terk etmesini istiyorsak, bunun çözümü onların yaptıkları şeyin haram olduğunu açıklamak olamaz. Aksine, kalplerdeki imanı arttırmak için çalışmamız gerekir. Gereksiz gerilimler ve kasılmalar daveti olumsuz etkiliyor. Oysa davet, hikmet ve sekinet yüklü, samimi, dostane, uzun bir uğraş olmalı… Hangimizin inişleri, çıkışları yok; hangimiz çamurun cazibesine hiç kapılmadık?” 

Enfal suresi 2. ayet: “Müminler ancak Allah anıldığı zaman yürekleri titreyenlerdir.” Yani etkilenen, heyecanlanan, “Allah” anıldığı zaman korkan… Hasan-ı Basri Hz. şöyle demiştir: “Üç şeyde tadı kaybettiniz: Namazda, zikirde ve Kur’an-ı Kerim okumada. Eğer bunlardan tat alırsanız ne mutlu, aksi halde bilin ki kapı kapalıdır (derhal açmaya çalışın). O halde bunu derinden hissetmeyen kimsenin, gerçek bir mümin olmak için imanını arttırması gerekir.”   

Ensarın (ra) Huneyn sonrasında ganimetle ilgili sitemlerine karşı onları toplayıp yaptığı konuşmada Hz. Peygamber’in yöntemi “kalplerdeki imanı arttırma” çabasıdır. Çünkü imanın gölgesinde kalpler nefsin önüne geçer, kusurları affeder, huzura kavuşup sakinleşir. Hilâlî, benzer örneklerle meseleyi ortaya koyuyor.         

Kalbi canlandıran inciler

Önce İman adlı kitap önsöz ve giriş hariç iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde “neden önce iman” sorusuna yanıtları buluyorsunuz. İkinci bölüm, kalbin canlanması için atılması gereken başlıca adımları on kısımda anlatıyor. Bunlar Kur’an’a ve sünnete uygun genel kabul görmüş vasıtalar fakat bu on kısma başlamadan müellifin okuyucuya bir uyarısı var: “İçimizden biri bu vasıtalarda dengeli bir şekilde ilerlemek istediğinde, bunlara verdiği önem oranında Allah’ın izniyle hazineye ulaşması hızlanacaktır.” İstek ve önem verme… Bundan başka ilk üç vasıtaya itina göstermek gerekir: “Allah’tan çok korkmak, Kur’an-ı Kerim’i düşünerek okumak ve gece namazı. Bu üç vasıta bu aşamadaki temel prensiplerdir. Onlar olmadan ilerleme olmaz.”   

Mecdi Hilâlî ilk kısımda Allah’tan nasıl korkulması gerektiğini anlatıyor. Allah korkusunu arttıracak amelleri tek tek ele alıyor. Hz. Peygamber (as) şöyle buyurmuştur: “Eğer bir adam Allah rızası için doğduğu günden yaşlanıp öldüğü güne kadar yüzüstü sürüklense kıyamet günü yaptığını küçük görür.” 

Sonra Kur’an- Kerim’i düşünerek okumaya geçiyor. Kitabullah’ın kalplerde meydana getireceği değişimlere dair en güzel örnekleri sahabenin hayatından anlatıyor. Ayda bir defa Kur’an-ı Kerim’i hatmetmeyi, fakat kesinlikle düşünerek okumayı tavsiye ediyor. Amaç kesinlikle çok sayıda hatim indirmek değil, kalbin canlı kalmak için her gün ihtiyaç duyduğu Kur’an-ı Kerim virdini yerine getirmek olmalı. O yüzden kalbin iyileşmesine vesile olacak bir ayetin yüz defa bile tekrarlanması gerekebilir.

Müellif üçüncü kısımda “gece namazı ve seherde dua” üzerinde duruyor, kalbin canlanmasına etkilerini anlatıyor. “Gece zikirleri, gece namazları, gece duaları kalbe öylesine büyük bir huzur ve Allah’a yakınlık duygusu doldurur ki, kalpleri öylesine duyarlı ve ışıklı hale getirir ki, bu durum gündüz namazlarında ve zikirlerinde görülmeyebilir.”

Üstad sonraki yedi başlıkta inci gibi tavsiyelerini sıralıyor: Allah yolunda infak kararlılığı, Zikir ve fikir, Mescidlere bağlılık, Mübarek ve faziletli zamanlardan faydalanmak, Oruç, Davranış ve nefis terbiyesi ile ilgili bir kitap okumak, Terbiye ve eğitim ortamlarına katılmak.

Kalp eğitimi yolunda adım atmanın gerekliliği

Hepimizin muhasebe yaptığımızda kendi nefsimiz için üzüldüğümüz anlar olur. İçinde bulunduğumuz gaflet, dünyevileşme tehlikesi, ümmetin içler acısı hali vb. sebeplerle hesabı veremeyeceğimizden korkarız. Kalplerimiz Allah-u Teala’ya yakınlaşma ve sevgisini kazanma arzusundadır fakat bunun yolları hakkında ilmimiz yetmeyebilir, dünya sevgisini kalpten çıkarmak zor gelebilir, üstelik nefsimiz önümüze sürekli engeller çıkarmaktadır. Sahabeler ise dünya hususunda zahitlerdi, ahirete rağbetleri son derece fazlaydı. Mekke’deki eğitim süreci sahabenin kalplerini Allah’la ilişkilendirme ve Kur’an-ı Kerim’in nurunu kalplere yerleştirme hususunda başarılı olmuştu.

Büyüklerin anlatımı ile “Nur kalbe girdiğinde gönül açılır, kalpler Allah’ın zikri ile ürperir ve titrer, huşu artar, iman lezzeti hissedilir. Kalp dünyaya değil de ahirete bağlandığında bu kalbin ilk kapısı, ilk ışığı gibidir, Allah’a (cc) doğru hareket başlamıştır. Yalnızlık, ibadetten tat alma, Allah’ın kelamından zevk alma kapıları tek tek açılır. Önemli hatırlatma: “Bizler bu tür belirtileri hissetmiyor olsak da bu bizlerin iman etmediğini göstermez. Çünkü iman kalplerimizde vardır. Hatta bazen Allah’a gerçekten yaklaştığımızı hissettiğimiz anlar olur (özellikle Ramazan, umre, hac vb. anlar). Ancak bu anlar uzun sürmez. Bu ise terbiye ve eğitim yolunda adım atmanın gerekliliğini destekler. Belki bu sayede kalplerimiz için sürekli bir uyanıklık durumuna ulaşabiliriz.”      

Eğitim ve terbiye ortamlarını canlı tutmak

Müellif, kitabın son kısmını Terbiye ve Eğitim Ortamlarına Katılmak konusuna ayırmış. Eğitim ortamlarının en önemli işlevi irşat, davet, emri bil maruf ve nehyi anil münker gibi mühim görevlerin ifası ile salih amellerin yaygınlaşması için zemin hazırlamaktır. Yalnızlığın tehlikeleri çoktur, kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlamak vaciptir. Herkesin yanı başında, paçalarına tutunup kurtulabileceği bir mürşidin olmadığı, günahın yağmur gibi yağdığı, huşu ilminin kalktığı zor dönemlerden geçiyoruz. Böyle dönemlerde sahih kitaplarla salih dostların mürşitliğine sığınmak gerek. Bugün ilmin amele dönüşmesi, hikmetin keşfi, nefsin tezkiyesi, kalbin arınması ancak birbirini yıkayan mümin ellerle mümkün olacaktır. “Birçok yönlendirmeler işittik, birçok konferanslara katıldık, bütün bunlara rağmen çoğumuz değişmedik. Çünkü büyük bir çoğunluğumuz elinden tutacak ve öğrendiği ile amel etmesi konusunda kendisine yardım edecek birini bulamadı.” Sürekli salih amel ile birbirimize tutunmak ve eğitim ortamlarını canlı tutmak zorundayız.

Derin bir iman her şeyin başlangıcıdır fakat bunun için ne salih ameli ne de toplumsal davet mücadelesini bir yana bırakabiliriz. Her alanda hak davaya hizmet etmek zorundayız, derin imanı ancak böyle inşa edip ayakta tutabiliriz. Mecdi Hilâlî bu yüzden şunu söylüyor: “Müslümanın gerçekleştirdiği her şey ister söz ister fiil olsun, onun için davaya ait bir harekettir.” Hikmete kavuşmak uğruna birey ve toplum olarak her yolu denememiz gerekiyor. İbadetimizi arttırmalıyız ama bunun için temelli bir inzivaya çekilemeyiz. Bizim uzletimiz ancak halk içine daha güçlü şekilde dönmek için geçici bir manevi hazırlık olabilir. Hz. Peygamber’in (as) yolu budur. Samimi gayretlerimiz devam ettiğinde, hiç beklemediğimiz bir anda, Allah’ın izni ve lütfu ile ilahi hazineleri yanı başımızda bulabiliriz.

Allah’ım! Kalplerimize iman nuru, cihad coşkusu ve şehadet arzusu nasip et. Mecdi Hilâlî’ye ve cümlemize mağfiret ve rahmet, hidayet ve güzel bir ölüm nasip et, günahlarımızı affet, rahmetini ve bereketini arttır, korktuğumuz tehlikelerden iki dünyada muhafaza buyur, bizleri Nebi-yi Zişan hazretlerine komşu eyle. Dualarımızı ümmet-i Muhammed için kabul ve müyesser eyle. Amin.         

Mustafa Körkün Tarhanacı

            

                 

Hacer Yeğin

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26