Peru Edebiyatı'ndan kısa ama sıkı bir roman: Bir Kol Hikâyesi

Perulu yazar Ricardo Sumalavia, Bir Kol Hikâyesi'nde davetsiz bir uzvun öyküsünü tasarruflu ve zarif bir dille anlatıyor. Sumalavia bu kısacık romana koca bir hayat sığdırmayı başarıyor ve üç kollu bir adamın hayatını anlatırken, bir yandan da okurları büyük bir gizemin parçası haline getiriyor. Yüzleşmekte zorlandığımız hakikatlerle gerçeküstü ayrıntıları bir araya getiren Bir Kol Hikâyesi, sizlere unutulmaz bir okuma deneyimi yaşatacak.

Peru Edebiyatı'ndan kısa ama sıkı bir roman: Bir Kol Hikâyesi

“Anneme, başlatmak zorunda olduğumuz cenaze işlemleri gibi daha acil konulardan bahsettim. Talimatlarımda daha kesin olmaya çalıştım, ancak annem gibi benim de aklımdan gitmiyordu üç kollu yaşlı bir adamın cesedi önünde aklı uçmuş hemşirenin görüntüsü. Daha net olmam gerekirse, beni terk etmeyen görüntü hemşirenin üçüncü kola sabitlenmiş, sanrı görür gibi bakan; yıllardır saklanmış, doğalı birkaç hafta olmuş bir bebeğinkine benzer üçüncü koldaki gözleriydi. Üstüne üstlük, ailedekilerin ona hitap ettiği şekliyle bu kolcuk, babamın ölüm anında üçü arasında yumruğunu tek sıkandı. O minik yumruk hâlâ boşluktaki bir şeylere tutunmaya çalışıyordu”

Perulu yazar Ricardo Sumalavia, Bir Kol Hikâyesi'nde davetsiz bir uzvun öyküsünü tasarruflu ve zarif bir dille anlatıyor. Her şey babanın ölümüyle başlıyor ama oğul için aslolan, babasının "nasıl" yaşadığıdır. Sumalavia bu kısacık romana koca bir hayat sığdırmayı başarıyor ve üç kollu bir adamın hayatını anlatırken, bir yandan da okurları büyük bir gizemin parçası haline getiriyor. Üç kollu adamın bilmecelerle dolu hayatındaki en "normal" şey ise, üçüncü koludur. Yüzleşmekte zorlandığımız hakikatlerle gerçeküstü ayrıntıları bir araya getiren Bir Kol Hikâyesi, sizlere unutulmaz bir okuma deneyimi yaşatacak.

TADIMDIK ( s. 11-13)

Annemin, babamın ölümünden ziyade hemşirenin yaşadıklarından dolayı dehşete düştüğü açıktı. Bunu ona söylemedim. Aksine, hemşireyi düşünmesinin bir gereği olmadığını söylemeyi tercih ettim. “Onlar bu gibi durumlara karşı hazırlıklı oluyorlar anne,” diye ısrar ettim. Onlar bu gibi durumlara hazırlıklı oluyorlar, diye aklımdan bir kez daha geçirdim. Bizler de hazırdık, diye ikna etmeye çalıştım kendimi. Saatler sonra ne olacağını bilmezken ciddi ciddi o anı düşündüm. Ölümünün ertesi günü alacağım bir e-postanın neden olacakları hakkında en ufak bir fikrim yokken. Telefon elimde, babamın ölümü, hemşirenin çığlığı ve üçüncü kol ile bir başımaydım.

Anneme, başlatmak zorunda olduğumuz cenaze işlemleri gibi daha acil konulardan bahsettim. Talimatlarımda daha kesin olmaya çalıştım, ancak annem gibi benim de aklımdan gitmiyordu üç kollu yaşlı bir adamın cesedi önünde aklı uçmuş hemşirenin görüntüsü. Daha net olmam gerekirse, beni terk etmeyen görüntü hemşirenin üçüncü kola sabitlenmiş, sanrı görür gibi bakan; yıllardır saklanmış, doğalı birkaç hafta olmuş bir bebeğinkine benzer üçüncü koldaki gözleriydi. Üstüne üstlük, ailedekilerin ona hitap ettiği şekliyle bu kolcuk, babamın ölüm anında üçü arasında yumruğunu tek sıkandı. O minik yumruk hâlâ boşluktaki bir şeylere tutunmaya çalışıyordu.

Aileye en yakın olanlar için babanın üçüncü kolundan bahsetmek merak uyandıran bir anekdottan ileri gitmiyordu. Zaten onun hakkında pek de konuşulmazdı. Yapılacak bir yorum varsa bununla ilgili bir konuşma başlatan veya kolun gömleğinin altından görünmesine izin verip minik parmaklarıyla sinsice hareketler yapan yine babamdı. Tüm bunlarla huzursuz aile fertlerini kahkahalarla güldürmeyi başarırdı. Kol vakit kaybetmeden yerine döner ve bambaşka şeyler hakkında konuşulmaya devam edilirdi.

Ben de diğerleri gibi, babam hayatta olduğu sürece, bu fiziksel şekil bozukluğu hakkında yorumda bulunmamak adına yapılan sessiz anlaşmanın bir parçası oldum. Ancak ölümüyle beraber bir şeyler değişti. Kol sanki daha önemli bir role kavuştu. Hemşireyi ve bu keşfin onun için ne kadar rahatsızlık verici bir durum olduğunu düşündüm. Korkusu geçtikten sonra yaşadıklarını dostlarına ve ailesine anlatacaktı. Ne zaman birisini hayretler içinde bırakmak isterse bu kesinlikle yeniden anlatacağı, yaşanmış bir anekdot halini alacaktı.

Yazıp yayımladığım bazı öykü ve romanlarımdaki kimi karakterlere babamdan birtakım özellikler eklediğim olmuştu ancak koldan asla bahsetmedim. En azından direkt olarak. Utancın bununla bir alakası yok, o üçüncü uzva gereğinden fazla önem vermek istemedim o kadar.

Olur da kolla ilgili babamdan ayrı bir şeymişçesine bahsedersem nedeni büyük ihtimalle çocukluğumda duyduklarımdan kaynaklanıyordur. Her zaman anlatılan hikâye, bahsi geçen bu uzvun aslında kendisiyle beraber doğması gereken ikiz kardeşine ait olduğuydu. “Ana rahminde yemişim kardeşimi. Bunu yapmak için birkaç ayım vardı. Neredeyse tamamını indirdim mideye, ama kolu yemem için bana zaman tanımadılar!” diye anlatırdı gururla. O konuşurken kolun işaret parmağı suçlayıcı bir şekilde babamın yüzüne yönelirdi. Babam kardeşini nasıl yediğinin komik bir taklidini yaparken kolcuk yumruk yapıp ona orta parmağını gösterirdi. Parmak sanki ona “seni adi, şerefsiz” derdi. Hepimiz de gülerdik.

Bildiğim kadarıyla ailedeki hiç kimse bu üçüncü kolun varlığının kesin nedeni hakkında yorum yapmaya cesaret etmedi. Kendisi tarafından yapılmış, yutulmuş ikiz kardeşe ait şakanın ötesinde esas kökeni hakkında başka bir hikâye olmadığı bir gerçek. Anneme kolcuktan haberdar olduğu anda verdiği ilk tepki hakkında herhangi bir soru sorduğumu hatırlamıyorum. Onun için hep normal bir durum olduğunu varsaydım bunun. Babamla evli olduğu sürece, kocasına ve kolla ilgili esprilere o da herkes gibi gülerdi. Bana babam ve koluyla ilgili en eski hatıram sorulacak olsa, hatırladığım bir imge var. Bu resimde babam ve ben duşun altında beraberiz. Ben iki ya da üç yaşlarında küçük bir çocuğum. O ise beni taşımakta. Ona sımsıkı sarılmış ve başımı onun ıslak omzuna yaslamışım. Su ılık ve tazyikli akıyor. Onun üç kolu da benim minik bedenimi sarmış, koruyor.

Yayın Tarihi: 17 Ekim 2022 Pazartesi 18:00 Güncelleme Tarihi: 17 Ekim 2022, 18:54
YORUM EKLE

banner19

banner36