Paradoksal Şiirlerin Kitabı: Paslı Çiçek

İrfan Dağ'ın 'Paslı Çiçek' kitabında, yaşananların ve arzuların çelişkisinden doğan paradoksal durumların rahatlıkla şiire dönüşebildiğini görüyoruz. Ahmet Serin yazdı.

Paradoksal Şiirlerin Kitabı: Paslı Çiçek

Paslı Çiçek”, İrfan Dağ’ın Ebabil Yayınları’ndan çıkan şiir kitabının adı. Aynı zamanda Paslı Çiçek, onun yayımlanmış ilk kitabı. Bir ilk kitap olmasına rağmen belli bir şiir anlayışını yansıtan şiirler bunlar.

Daha çok Aşkar’da, zaman zaman da Karagöz dergisinde çıkan şiirlerin bir araya getirilip kitaplaştırılması Paslı Çiçek. Daha önce yayımlanıp belli bir olgunluğa erişmiş metinler bunlar.

İrfan Dağ’a baktığımızda, onun günümüz genç şairleri arasında cevval, hareketli, sinirli, içten içe hüzünlü, sert ve mümin duruşuyla öne çıktığını görürüz. Onun “Cahil Atlar İçin Tarih Tekrarı” başlıklı şiirindeki “Darwin konuşur, Freud’u boş verelim, piston indi/ Eşitlik ilkesine göre bağımlılar da oy kullanmalıdır/ Kesin bilgidir, eşittir:/ Vekalet verenle vekil olanın ayrı ağırlandığı düğüne siyaset denir” (s.51) dizeleri, çağı biçimlendirme iddiasında olan ‘evrim’, ‘psikanaliz’ ve ‘politika’nın algılanışına dair ironik göndermelerine örnektir.

İrfan Dağ’ın karmaşık bir algılama yeteneği var. Şöyle: Olayları ve bütün bir varlığı şiirine taşırken kapsayıcı, toplayıcı bir duygu var bakışlarında.  Bu durum onun sanatçı sezgilerine sahip olduğunu gösterir. Bu sezgiler şimdilik dağınık ve henüz anlam yüklenmemiş sezgilerdir. Onu huzursuz eden bir şeyler vardır ama bu huzursuzluğun nedeni, konusu henüz net olarak çözülebilmiş değildir. “Türk Milleti Adına, Şiir.” Başlıklı şiirindeki “Sonuç:/ Başına devlet kesilebilirim, devlet olarak diklenebilirim, beni o zaman öpebilirsin/…Şimdi şair olarak ya da devlet olarak herhangi olarak/ Gelini öpebilirsin, istersen öldürebilirsin gelini, eğitim zayiatı deriz or dead bride” dizeleri, şairdeki bu huzursuzluğu ele veren dizeler.

Bir şairin hınçla karılmış cesareti

Şair, şiirlerinde olumlu ve olumsuz, güzel-çirkin, naif-sert bir anda kendine has bir bütün oluşturabiliyor. Yaşananların ve arzuların çelişkisinden doğan paradoksal durumlar rahatlıkla şiire dönüşebiliyor. Buna, olan ve olması gerekenin çarpışması da diyebiliriz. “Birinci Sınıf Adamların Sosyopat ve Altıpatlarla İmtihanı” başlıklı şiirdeki “Neyin birincisi olmadığını bilmeyen kefenlenmemiş taşeronlar/Dua ederek rüya kursalar sabahlar kangren olmaz/ Ancak niyet yapışır kulunçlarına, adam olmayı çıkarıp ceplerinden/Aşkı ararlar”  (s.39) dizeleri bu çelişkiyi açık bir şekilde yansıtırken, aynı zamanda da Dağ’ın şiirindeki kaotik bütünlüğü yansıtan dizelerdendir.

Dağ’ın şiirinde korku olmadığını ama cesaretin, hınçla karılmış cesaretin hat safhada olduğunu görürüz. Tepeden bir bakış yok, anlatılan her ne ise bizzat yaşanmışlık veya şahitlikle örülü, şairin kendinden bir şeyler taşıyan dizeler bunlar.

Şiirlerde konuşan kim?

İrfan Dağ, şiirlerinde kendisi olarak konuşmaz. Söyleyeceklerini hep başkalarına söyletir. Bu söyleyen bazen ‘İlhan’ın annesi’ olarak çıkar okurun karşısına bazen de bir ‘Kızılderili’ olarak. Bu durumu şairin bir şeylere öfkelenmesi gerektiğini sezdiği ama neye nasıl öfkelenmesi gerektiğini henüz netleştiremediği şeklinde yorumlamak yanlış olmaz. Şair şimdilik bir şeylerin yanlış gittiğini görmekte, bu yanlışlıkların neler olduğunu da sezmekte ama bunlara karşı ne adına ve nasıl öfkeleneceğini adlandırmakta kararsız kalmaktadır. Bu öfke ve kararsızlık hali şairin tüm şiirlerinde kendisini hissettirmektedir. Şairin şiirlerindeki kaotik hali de şairin bu -şimdilik- sezgisel öfkelerine yorabiliriz.

Sonuçta, İrfan Dağ, boş vermiş şair değil, sıkılan, öfkelenen, sabreden ve fakat kahretmeyen bir şair…

Ahmet Serin

Yayın Tarihi: 19 Mayıs 2016 Perşembe 12:00 Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2022, 09:58
YORUM EKLE

banner19

banner36