Öykülerle Barışık, Dünyayla Küs: Kadir Tanır

Kırgın, sessiz, güz, bağ, vefa, direnme, sesler, Kadir Tanır’la akla gelen ilk kelimeler. Vefatının beşinci yılında rahmetle anıyoruz. Kendine özgü üslubuyla öykü ve roman yazan Kadir Tanır’ı Recep Şükrü Güngör yazdı.

Öykülerle Barışık, Dünyayla Küs: Kadir Tanır

Peyami Safa, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nda; Necati Tosuner, Kambur’unda ve Kadir Tanır, Küskün’ünde kendini anlatır. Kendi cümleleriyle kendi külünden kendini var eder. Peyami, bacağındaki hastalığını sanata yönlendirir ve oradan bir roman devşirir. Necati Tosuner, o büyük kamburunu öyküyle barıştırır ve oradan iç burkan öyküler çıkarır. Kadir Tanır da küskünlüğünü bir duruşa evirir.

Küskün kitabıyla Kadir Tanır, edebiyat camiasında durduğu yeri belirler. Mavera dergisinde yazdıktan sonra kenara çekilir. Ta ki Maraş’ta bir taziye evinde Serdar Yakar’la tanışıncaya kadar. Serdar Yakar, onun eli ayağı olur ve onu edebiyat camiasına, toplantılarına, sohbetlerine çekemese de öyküler yazmasını sağlar ve öykülerini kendi yönettiği Ukde Yayınları ile okura ulaştırır.

Tenha yaşadı, sessiz öldü

Edebiyat hayatına Mavera ile başlayan Kadir Tanır, öyküler yayınlar; hatta Alagün isimli kitabı Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu gibi isimlerle aynı yayınevinden, Akabe’den yayınlanır. Bir kırgınlık, küskünlük, uzaklaşma ile kendini edebiyat dünyasından çeker. Nedenini yakın dostları biliyordur muhakkak ama bizim tarafımızdan malum değil.

On dört yaşında başlayan hastalığı vefatına kadar onun peşini bırakmadı. Lise birde yitirdiği duyma yetisini mimar olduktan sonra ameliyatla bir nebzecik olsun kazandı ve onunla hayata tutundu. Yine de tam duyamıyor, daha çok dudak okuma ile anlıyordu bizi. Yüksek sesle konuştuğumuzda sesten rahatsız oluyor, normal konuştuğumuzda da duymuyor ve duymayıştan rahatsız oluyordu.

Kadir Tanır, tenha yaşadı, sessiz öldü. Kimseye küs değildi ama edebiyat camiasının dedikodularından hiç hoşlanmadığını beyan eder ve oradan özellikle uzak durduğunu söylerdi. Küskünlük dostlarına değil, dünyanın kötü gidişine idi. 

Öykülerle barışık, dünyayla küs

Küskün kitabı 2008 yılında Serdar Yakar’ın editörlüğünde Ukde Yayınları tarafından basıldı. Dokuz öykünün yer aldığı kitap üç bölümden oluşuyor: 1. Küskün, 2. Kınalı Gelin, 3. Ağır Hastalık. Birinci bölüm üç öyküden ibaret ve her öykünün başında dayısı Dostozan’dan bir dörtlük, öykünün ana düşüncesini özetler gibi orada salınıyor. İkinci bölüm beş öyküden oluşuyor. Son bölüm ise tek öykü ile örülmüş.

Birinci bölümde bütün aileye küsen bir adam anlatılıyor. Şehre inen adam bir taksiye biner ve taksiyle çocukluğunda gezdiği, büyüdüğü yerleri tek tek gezer, hasret giderir, akrabalarının mezarına gider, her birinin mezarının başında dua okur. Şehrin kuzeyinde, bağ evlerinin içinde annesinin evi de vardır ve annesi yaşlanmış, beli bükülmüş, kadidi çıkmış halde hayatının son demlerini yaşamaktadır. Adam annesini, kardeşlerini, arkadaşlarını görmeden şehri terk eder. Bu bölümün son öyküsü “Kopuk Hayaller”de adam dayısı ile barışmak için dayısının evine gidiyor ama dayısı barışmıyor. Öykü, kitabın ismine uygun bir şekilde küskünlükle bitiyor.

İkinci bölümde abla ve enişte ele alınıyor. Ablanın hayata küskünlüğü, kırgınlığı ile eniştenin iğretiliği işleniyor. Son bölüm olan “Ağır Hastalık” ise tamamen yazarın kendini anlattığı bir öyküdür. Kansere yakalandığını öğrenen yazar hastanede günce yazar. Onunla oyalanır. Sayfalara acılarını, kahırlarını karalarken şükrünü de yazmayı unutmaz. Acı acı diyerek feryat edişleri, sanki gerçek hayatta tanıdığım Kadir Tanır’ın kanserle mücadele ederken çektiği acıların kelimelere dökülmüş hali.

Sesi içe doğru yönelen yazarımızın iç derinliği tasvirlerinde kendini gösteriyor. Kulağı işitme duyusunu yitiriyor ama kelimelerle o sesi okuruna aktarmayı başarıyor. Tasvirleri çok güçlü: “ve geceler… Yaylaların o doyulmaz vakitleri… Kim bilir kaç zaman, kaç yıl, neredeyse bir ömürce görmediğin, böyle temaşa etmediğin gökyüzü. Be ne cümbüş! Bu ne berraklık, parlaklık!.. Bu ne akıl almaz boyutlar!..”

Küskün kitabında tek mekân var: Maraş. Maraş’ın sokakları, mahalleleri, yolları, bağ evleri, çeşmeleri, ağaçları ve insanları… Yazar, Rasim Özdenören’in tavsiyesine uyarak Maraş’ı yazmış olmalı.

14 Aralık 2011’de kanser hastalığı sebebiyle hayata veda eden Kadir Tanır ağabeyi rahmetle anıyoruz.

Recep Şükrü Güngör

Yayın Tarihi: 14 Aralık 2016 Çarşamba 10:57 Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2016, 13:34
banner25
YORUM EKLE

banner26