banner17

Öyküler Arasında Kurmacanın Sırrına Yürüyüş

'Öykü Burcu', öykü kurma yollarını ve öykücülerin öykülerini oluşturma biçimlerini ele alır. Her biri ayrı bir makale olan yazılar bir bütünlük çerçevesinde bir araya getirilmiş ve öykü kuramı hakkında kolay okunan bir kitap oluşturulmuş. Mehmet Narlı’nın bu kitabını Recep Şükrü Güngör tanıttı.

Öyküler Arasında Kurmacanın Sırrına Yürüyüş

Öykü hayatı yeniden kurma biçimidir. Var olanı yahut muhayyel olanı söz aracılığı ile yeniden var etme çabasıdır, bir yaratma uğraşıdır. Söz ettiğimiz ibda değil inşa çabasıdır.

Edebiyatımızda öykü yazma teknikleri ile ilgili sınırlı eser var. Son on yıla kadar yok denecek kadar azdı ama son on yılda bu tür eserler çoğalmaya başladı. Necati Mert, Salih Bolat, Ömer Lekesiz, Hüseyin Su, Mehmet Tekin gibi birçok yazarımız kurmaca tekniği üzerine eserler yayınladılar. Bu alanda eser yayınlamanın doğru olup olmadığı bir yana bırakılırsa, yayınlanan eserlerin okurlar ve araştırmacılar üzerinde tesirli olduğu görülür. Araştırmacılar teknik incelemeler konusunda, yazarlar da öncekilerin yazma biçimlerini inceleme konusunda kolayca ulaşabilecekleri metinlerle karşı karşıya kalmışlardır. Sanatçıların örnek teşkil edecek metinlerinin şerhini okuyarak öykü kurma yöntemini kısa yoldan öğrenmek, günümüz yazar adaylarının işini daha da kolay kılmaktadır.

Mehmet Narlı hocamız da konu ile ilgili peyderpey yayınladığı makalelerini bir kitap bütünlüğü içinde toparlayarak Öykü Burcu adıyla okura sundu. Eser öykücüleri ve öykülerini ele alıyor. Bu bakımdan neyi nasıl yazmalıyım diye sağa sola çırpınıp dolaşan şaşkın yazar adayları artık rahat edebilir. Bu kitabın sayfalarında dolaşarak kendilerine bir yol bulabilirler.

Yazarımız kitabı iki ana bölüme ayırmış. Birinci bölümde son otuz yılın değerlendirmesi, anlatım tutumu, öyküde delilik, öyküde ironi, öyküde bilinçaltı, öykü ve şiir ilişkisi, kadın öykücüler gibi konuları ele almış. İkinci bölümde öykücülerin öykülerinden hareketle öykü kurma usullerini incelemiş.

Ömer Seyfettin’den Tezer Özlü’ye, Mustafa Kutlu’dan Bilge Karasu’ya

İlk bölümde yazar yedi makaleyi bir araya getirmiş. Konuyu dönem, algı, dünya ve zihniyet açısından ele almış. Öykü kurmanın yöntemleri hakkında fikir yürütmüş. Kendi öyküsünü yazanların hiçbir zaman kendini anlatamadıklarını, gördükleri yahut görmek istediklerini anlattıklarını hayıflanarak dile getirirken kurmaca yazmanın ilk sırrını veriyor. Hiçbir öykü yazarı bir olayı, kişiyi, olguyu olduğu gibi anlatmaz, anlatamaz. O, kendi içine yansıyanları dile getirir.

Yazar, son otuz yılın değerlendirmesini yaparken Tezer Özlü’den, Oğuz Atay’dan, Adalet Ağaoğlu’ndan başlayıp Mustafa Kutlu, Hüseyin Su, Cemal Şakar, Necip Tosun, Murat Gülsoy, Bilge Karasu, Leyla Erbil ve Özen Yula’ya kadar birçok öykücüye değinir. Rasim Özdenören’e ayrı bir başlık açıldığı için burada onu değerlendirmeye almamıştır kanısındayım. Öyküde ironi konusunu ele aldığı bölümde Ömer Seyfettin’den Cemal Şakar’a uzanan çizgide öykücülerin ironiyi nasıl anladıklarını, kullandıklarını anlatıyor. Ömer Seyfettin’in “Nakarat” isimli hikâyesinden, Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken”ine, Refik Halit’in “Boz Eşek”inden, Cemal Şakar’ın “Bağdat Kudüs Kabil” öyküsüne kadar birçok öyküyü ironiyi işleyişleri bakımından ele alır. Mine Söğüt, Aslı Erdoğan, Şebnem İşigüzel gibi kadın yazarların deliliği işleyişlerindeki modern yaklaşım ile klasik meczup yaklaşımı arasındaki farkı ele alır. Klasik anlatımlarda delilik meczupluk olarak ele alınırken, modern anlatımlarda delilik nörolojik bir vaka olarak ele alınmıştır.

Modern dönem öykülerinde kişiler gizemli ve pek konuşmayan kimseler

Anlatım tekniği olarak “anlatma, gösterme, tasvir, montaj, mektup, geriye dönüş, leitmotiv, diyalog, iç diyalog, iç konuşma, bilinç akışı” sayılmaktadır. Bu teknikler öykü kişilerinin ortaya çıkarılmasında ve okur tarafından bilinmesinde önemli görev üstlenirler. Burada öyküyü anlatana “anlatıcı” sıfatı veriliyor. Anlatıcı bazen öykünün içinden bir kahraman olduğu gibi, bazen yazarın kendisi, bazen de dışarıdan birisi olabilmektedir. Bu, yazarın anlatım tekniğini seçme tutumuyla ilgili bir durumdur.

Modern dönem öykülerinde kişilerin gizemli ve pek konuşmayan kimseler olduklarını vurgulayan yazar, öyküde gizemciliğe karşı değildir ancak hiçbir şey anlatamayanların gizemci rolüne bürünmelerinin karşısındadır.

Mehmet Narlı, şiir ve öykü kavramını işlediği yazıda bakış açısını özellikle tartışır. Şiirde de bakış açısının olması gerektiğini savunur. Bakış açısından dolayı şiirin öyküye yaklaşmayacağını savunan yazar, bakış açısından mahrum kalan şiirin bu duruma öykünebileceğini dile getirir.

Öykü kurma, anlatım tekniği oluşturma, izlek belirleme ve zihniyet oluşturma

İkinci bölümde on bir öykücüyü ele alarak onların öykülerine değinmiş olan yazar, daha çok öykücülerin kullandıkları dile dikkat çeker. Refik Halit Karay’ın “Biz dili bulduk, şimdi halkı öğreneceğiz. Yani halkın acılarına iştirak eden, ihtiyaçlarını duyan bir edebiyat” cümlesini aktararak, Türk edebiyatının, erken sayılabilecek bir zamanda Rus edebiyatı ile temas kurduğunu ifade etmektedir. Refik Halit, siyasal ve bürokratik konuları işler. Bu tutum onun sivri dilli bir yazar olmasını sağlar.

Yazar bu bölümde öykü ve sıkı edebiyat okurlarının iyi bildiği metinleri ele alarak onlar üzerinden yazarlarının öykü kurma, anlatım tekniği oluşturma, izlek belirleme ve zihniyet oluşturma tutumlarını ele alıyor. “Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor” diyen Oğuz Atay’ın “Korkuyu Beklerken” öyküsünün kişisi kenar mahallede yaşamaktadır. Üzerine köpeklerin saldırmasından korkan kişi bu hali evde de yaşamaktadır. Peyami Safa’nın “Matmazal Noraliya’nın Koltuğu”ndaki Ferit’in kapı önündeki kedilerden korktuğu an’a benzeyen bir anla karşılaşırız burada. Genç, evinde bir zarf bulur ve zarfın içindeki not kimsenin bilmediği bir dille yazılmıştır. Metni üniversitede ölü diller uzmanı profesör çözer ve metnin gizli bir mezhep tarafından gönderildiğini ve evden çıkmaması gerektiğinin yazıldığını bildirir. Ya da elli kuşağı yazarlarından Leyla Erbil, “Gecede” kitabında yer alan “Ayna” öyküsünde “…birkaç Amerikalı öldürmeden geberirsem alçağım diye tutturdu günlerce.” sözüyle o dönem insanımızın dünya siyaseti karşısında aldığı tutumu ifade etmektedir.

Özdenören öykücülüğü

Bu bölümün en uzun ele alınan yazarı Rasim Özdenören’dir. Yazar, Rasim Özdenören’in öykülerini, yazı tekniğini, estetik anlayışını ve niçin yazdığını ara başlıklarla kısa kısa açıklar. Özdenören yazmadan önce içinde bulutsu bir havanın oluştuğunu ve bunun kendini yazmaya sevk ettiğini söyler. Her yazarın bir yazma sebebi ve biçimi vardır. Özdenören’inki de bu şekildedir. Yazar, kitapta ele aldığı bütün yazarlardan ve konulardan daha çok yer vermiştir Özdenören yazarlığına ve öykücülüğüne. Bunu Özdenören’in Maraşlı oluşuna bağlayıp kolaya kaçabiliriz ama işin aslı böyle değildir. İşin aslı şudur ki, Özdenören, son otuz yılda çevresindeki yazarları yönlendirmesi ile öne çıkan isimdir. Nuri Pakdil ile oluşturdukları Ankara okulunun hocaları olmuşlar ve bu okuldan hatırı sayılır derecede insan mezun etmişlerdir. Dolayısı ile yazarımızın da çokça desteğini gördüğü bir isimden bu kadar çok söz etmesi yerinde bir davranıştır.

Mehmet Narlı, Mustafa Kutlu, Cemal Şakar ve Güray Süngü’ye de değindikten sonra Aykut Ertuğrul’un sandığından iyi öyküler çıkardığına dikkat çekiyor. Aykut Ertuğrul’un tasavvufun ve deliliğin dilini iyi kullandığını, birbirini takip eden nehir hikâyeler yazdığını ve metinlerarasığı da öykülerinde ustaca kullandığını dile getiriyor.

Sözümü, kitabın ilk yazısı olan “Benim Öykümü Kim Yazacak” başlıklı yazıdaki “öykü gerçeği anlatmaz, hele hele bir insanın bütününü asla ortaya koyamaz.” cümlesi ile noktalarken, kurmaca metin oluşturmanın nasıllığı üzerine düşünenlerin bu kitapla aradıkları yolun işaretlerini bulacaklarını özellikle vurgulamak isterim.

Mehmet Narlı, Öykü Burcu, İz Yayıncılık.

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 05 Aralık 2018, 14:20
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kamil Yeşil
Kamil Yeşil - 2 yıl Önce

Öykü Burcu adıyla iki sayılık bir dergi çıkarmıştım. Öykü incelemelerini de Öykü Burcu adıyla kitaplaştırmak için dosya hazırladım. Yayın evine teslim etmeden önce kitabın adı Öykümüzün Burçları oldu. Yazar ve şairlerin ilham perisi aynı olmalı. Burçları gibi. Hayırlı olsun Sayın Narlı'ya.

banner19

banner13

banner20