banner17

Ötesini söylememesi ne güzeldi

Sezai Karakoç'un 1955'te yazdığı Ötesini Söylemiyeceğim şiiri Tunus'taki direniş üzerineydi.

Ötesini söylememesi ne güzeldi

Sezai Karakoç’un en önemli şiirlerini içeren Şiirler III Körfez/Şahdamar/Sesler kitabında Tunus’tan Cezayir’e, Polonya’dan Çekoslovakya’ya, Kafkasya’ya direniş hareketlerini destekleyen şiirler de var. Ötesini Söylemiyeceğim şiiri, Tunus’un bağımsızlık mücadelesi üzerine yazılmış bir metindir.

Ötesini Söylemiyeceğim

Sezai Karakoç, ŞiirlerKırmızı kiremitler üzerine yağmur yağıyor

Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz

Yağmur yağıyor ve bazı tahtalar vardır

Suyun içinde gürül gürül yanan

Dudağımı büküyorum ve topladığım çalıları

Bekçi Halilin kız kardeşinin oğluna ait

Daha doğrusu halasından kendisine kalacak olan

Arsasındaki yıkık duvarın iç tarafına saklıyorum

Hiç kimsenin bilmesine imkan yok

İmkan ve ihtimal bile yok sizin bilmenize Bay Yabancı

Ve yağmur yağıyor ben bir şeyler olacağını biliyorum

Ellerime bakıyorum ve ellerimin benden bilgili

Bir hayli bilgili olduğunu biliyorum

Bilgili fakat parmaklarım ince ve uzun değil

Sizin bayanınızınki gibi ince ve uzun değil

Annemi babamı karıştırmayın işin içine

İnanmazsınız ama onların şuncacık

Şuncacık evet şuncacık bir alakaları bile yok

Sizin def olup gitmenizi istiyorum işte o kadar

Ali de istiyor ama söylemekten çekiniyor

Halbuki siz insanı öldürmezsiniz değil mi?

Gidiniz ve öteki yabancıları da beraber götürünüz

Tuhaf ve acaip şapkalarınızı da beraber götürünüz emi

Boynunuzdaki o uzun ve süslü şeritleri de

Kirli çamaşırları tahta döşemelerin

Üzerinde bırakmamanızı yalvararak istiyeceğim

Yalvararak istiyeceğim diyorum Medeni Adam

Sezai Karakoç, ŞiirlerSiz bilmezsiniz size anlatmak da istemem

Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir

Halbuki ben Bay Fransız sizin gömleğinizi

Hatta Matmazel Nikolun o kırmızı ipekli gömleğini

Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya

Bile giymek istemem istemiyeceğim

Evimizin tahtadan olduğunu biliyorsunuz

Kibrit gibi iç içe sıkışmış tahtadan

Hem şu bildiğiniz usule de lüzum yok

Tepesi demir askerleriniz babamı alıp götürmeseler

O zaman siz görürsünüz Bay Yabancı

Ağaçların tepesine çıkabileceğimizi

Ben ve kardeşim Alinin anlayabileceğinizi umarım

Siz uyuduktan sonra odanıza girebileceğimizi

-Ben bunu ispat edeceğim-

Hani sizin şu yüzü kurabiye bir bayanınız var ya

Beyaz ve yumuşak

Hani tepesinde ikisi kısa biri uzun üç tüy var

Onu siz başka yerlerden getiriyordunuz

Sayın Bayanınızın gözleri çakmak çakmak yanıyordu

Siz ötekini Bay Yabancı gizli gizli öpüyordunuz

Elinizle onu belinden tutuyordunuz sonra öpüyordunuz

Siz bizi görmüyordunuz

Biz ağacın tepesinden seyrediyorduk

Siz onu çok öpüyordunuz

Ötesini söylemiyeceğim Bay Yabancı

Ben siz belki bilmezsiniz on yaşındayım

Annem böyle konuşmak ayıptır dedi

Annem o kadına şeytan diyor

Bizim kediler de ona tuhaf tuhaf bakıyorlar

Siz şeytanı çok seviyorsunuz galiba Bay Yabancı

Siz şeytanı niçin bu kadar çok öpüyorsunuz

Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel

Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç

Onu hiç görmedim o bize hiç gelmiyor

Hele yağmur onu hiç deliğinden çıkarmıyor sanıyorum

Ben yağmuru çok seviyorum Bay Yabancı

Sizin ıslak saçlarınızı hiç sevmiyorum

Tunusluların saçlarına benzemiyor sizin saçlarınız

Bizim saçlarımıza benzemiyor sizin saçlarınız

Ben karayım beni de amcamın oğlu seviyor

Sizin o kadını sevmiyor Süleyman

Süleyman benden başka kimseyi sevmiyor

Ben de onu seviyorum

Onu ve bizim evi seviyorum

Bizim evin her tarafı tahtadandır

Ayrıca matmazelin üzerine

Bir akrep atabileceğimi de düşünün

Tam karnının beyaz yerinden tutarsanız bir şey yapmaz

Ama onu Matmazel bilmez ki o tam kuyruğundan tutar

Sizin Matmazel bir ölse siz onu bir daha göremezsiniz

Halbuki bizim ölülerimizi teyzem görüyor

Onlarla konuşuyor onlara ekmek veriyor

Onlar ekmek yiyor anladın mı Bay Yabancı

Matmazel bir ölse ona kimse ekmek vermez

Onun için gidip şapkalarınızı da beraber götürün

Melekler bir demir parçasının üzerine oturmuşlar

Her biri bir damla atıyor aşağıya

İşte yağmur bunun için yağıyor

Ben bunun için yağmuru seviyorum

Yağmur bizim için yağıyor

Çalılar için Süleymanın tabancası için

Kalkıp gidin kırmızı kiremitler üzerine

Bizim tahta evin üzerine yağmur yağıyor

(Şiir metnindeki noktalama işaretlerinde şairin tercihine bağlı kalınmıştır.)

Tunus

Fransızlar Kuzey Afrika’da

Bilindiği üzere 19. yüzyılın sonlarından başlayarak, İkinci Dünya Paylaşım Savaşı sonlarına kadar Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar hatta Almanlar, Afrika’nın kuzeyinde; Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Sudan, Habeşistan(Etiyopya + Eritre) üzerinde sömürgeler kurmuşlardır. Bu sömürgecilik faaliyetleri; dünyada bir halkın diğerini yönettiği her adaletsiz yerde olduğu gibi, yerli halklara karşı askeri operasyonlar, işgaller biçiminde tezahür etti. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sürecinde bu batılı devletler, Kuzey Afrika’da birbirleriyle de savaştılar.

Fransızlar, batılı devletlerin, kendilerinden teknik bakımından geri kalmış ülkeler üzerindeki yayılmacı politikalarının bir uzantısı olarak 1881 yılında Tunus'u işgal ettiler. Düşünce yazılarında ve şiirlerinde Doğu-Batı çatışmasına çokça yer veren doğulu bir şairin; Sezai Karakoç'un Tunus'un bağımsızlık mücadelesi üzerine söylediği bir şiirdir, Ötesini Söylemiyeceğim şiiri. Şairin, 1962’de yayımlanan Şahdamar adlı ikinci şiir kitabında yer alan bu şiirin Türk Edebiyatında emperyalizme karşı yazılan şiirler içerisinde gerçekten de bambaşka bir yeri vardır. On yaşındaki Tunuslu bir kız çocuğunun ağzından serbest bir biçimde söylenen dizelerde ideolojik yaklaşımın baskın olduğunu görürüz. Hıristiyan batının tahakkümüne Müslümanca bir duyarlılıkla karşı koyuş.

Şiirin anlatıcısı on yaşındaki kız çocuğu

Savaşın korkunç yüzü en iyi bir kız çocuğunun masum gözlerinden anlatılabilir olmalı ki Nazım Hikmet, Hiroşima katliamı içerikli şiirini yedi yaşında bir “Kız Çocuğu”nun ağzından yazmıştır.

Sezai Karakoç’un tamamı tek parçadan oluşan Ötesini Söylemiyeceğim metninde sıkça yapılan tekrarlar ve çocuksu anlatım, bu uzun metni bir bütün halinde tutmuş. Asıl vuruş gücünü içeriğinin zenginliğine borçlu olan bu şiirde göze çarpan ilk nokta, pasif karakterlerin oldukça fazla oluşudur. İçerik, on yaşındaki bir kız çocuğunun algı düzeyine uygun gözlemlere dayandırılmıştır. Şiirin başlarında geçen Bekçi Halil, onun kız kardeşinin oğlu, halası şiire doğrudan girmezler. Bir arsa dolayısıyla şiire giren bu kişileri küçük bir kız çocuğunun bile ayrıntılarıyla bilmesi, Tunus geleneğinde akrabalık bağlarının ya da komşuluk ilişkilerinin ne denli güçlü olduğunu gösterir bize:

"Bekçi Halilin kız kardeşinin oğluna ait

Daha doğrusu halasından kendisine kalacak olan arsa…"

Tunus

Sizin defolup gitmenizi istiyorum Bay Yabancı!

Şiirdeki kahraman anlatıcı olan küçük kızın muhatabı Bay Yabancı, sömürgeci Fransızların ileri gelenlerinden seçilmiş bir tiptir ve muhtemelen küçük kızın varlığından bile haberdar değildir. Yani o da pasif bir karakter olarak giriyor şiire. Bay Yabancı şiirde Batıyı, küçük kız ise Doğuyu simgeler. Umursamaz ve ahlaksız Batının büyüklüğüne karşı, duyarlı ve utangaç Doğunun küçüklüğü...

Tuhaf ve acayip şapkalarıyla, boyunlarında uzun ve süslü şeritleriyle üniformalı öteki yabancılar ve Bay Yabancı çok itici gelmektedir küçük kız için:

"Sizin def olup gitmenizi istiyorum işte o kadar

Ali de istiyor ama söylemekten çekiniyor

Halbuki siz insanı öldürmezsiniz değil mi?"

Bu işgal güçleri insanı öldürmüyorlarsa küçük kızın nefreti nerden kaynaklanıyor? Belli ki küçük kız, her tarafı tahtadan olan Tunus evlerinin tahta döşemeleri üzerinde (Tunus kültürü kast olunuyor) kirli çamaşırlar (çağdaş sefahatler, ahlaksızlık) bırakılmasını istememektedir. Şiirde üzerinde durulan temel sorun Tunus'un Müslüman geleneği ile sömürgeci Fransızların sefih ve şımarık tutumlarının çatışmasıdır. Tunus halkı işgalcilerin taşıdığı ahlaksız kültürün farkındadır:

"Annem o kadına şeytan diyor

Bizim kediler de ona tuhaf tuhaf bakıyorlar"

Eski kuşaktan umut yok mu?

Burada ilgi çekici olan, bu ahlaki sorunu fark ettikten sonra ona direnmeye yeltenebilecek bilince erişmiş kişilerin en genç kuşak arasından seçilmiş olmasıdır. 10 yaşındaki kız ile amcasının oğlu ve sevgilisi Süleyman'ın küçüklüğüyle verilmek istenen mesaj, bu yapıdaki bir direnişin henüz çok toy olduğu gerçeğidir. Açıkçası şair/düşünür, eski kuşaktan umudunu kesmiştir. Ne olacaksa, ne yapılacaksa bu yeni kuşak tarafından yapılacaktır ama bu da henüz çok yetersiz kalmaktadır. Eski kuşağın(anne-baba) en küçük bir ilgisi bile yoktur bu direnişle. Onlar; içinde bulundukları durumu kavramaktan uzak, mücadele alanında hiçbir iddiası bulunmayan kişilerdir:

"Annemi babamı karıştırmayın işin içine

İnanmazsınız ama onların şuncacık

Şuncacık evet şuncacık bir alakaları bile yok"

Şiirde nasılsa son derece bilinçli bir karakter olarak öne çıkan küçük kız, bir zaman sonra kendi kardeşinin bile Fransız gömleği giyeceğini düşünerek üzülür:

"Siz bilmezsiniz size anlatmak da istemem

Kardeşim Ali gömleğinizi mutlaka giyecektir"

Ancak kendisi kararlıdır. Çok beğendiği, içten içe hayranlık duyduğu ("Hani etekleri şöyle kıvrım kıvrımdır ya") Matmazel Nikol'un o kırmızı ipekli gömleğini bile giymek istemeyecektir. Böylece soylu bir protesto sergileyecektir ahlaksızlık olarak değerlendirdiği bu kültürel aşınmaya. Öte yandan Bay Yabancı'ya karşı çocukça bazı tuzaklar kurmayı düşünse de, uygulaması halinde bunun kendisine pahalıya patlayacağını bilir. Yapacağı eylemin, miğferli askerlerce alınıp götürülen babasının akıbeti üzerinde olumsuz bir etkisinin olabileceğini göz önünde bulundurur.

Fransızların, işin içine annesini, babasını katmasına bir anlam veremez küçük kız. Değil mi ki yabancıların defolup gitmesini isteyen yalnızca kendisidir. Çünkü onlar yerli kültür üzerinde az zamanda çok işler, yani büyük tahribatlar yapmaktadırlar. Sözgelimi Bay Yabancı, kız çocuğunun annesinin "şeytan" diye nitelediği bir başka kadınla karısını aldatmaktadır. Çocuk bir gün ağaç üzerindeyken şahit olmuştur: Bay Yabancı bu kadını gizlice öpmektedir. Küçük kızın muhayyilesinde bu görüntü çok kalıcı, çok derin bir iz bırakmış olmalı ki öpme eyleminin biçimini özellikle vurguluyor:

"Elinizle onu belinden tutuyordunuz sonra öpüyordunuz

Siz bizi görmüyordunuz

Biz ağacın tepesinden seyrediyorduk

Siz onu çok öpüyordunuz"

TunusBatının kültürü mü, Doğunun ahlakı mı?

Oysa o, daha önce bir çiftin böyle açıkta, bir bahçede öpüştüğünü görmüş değildir. Kendi kültürlerinde mahremiyeti vurgulanan ("Annem böyle konuşmak ayıptır dedi") böylesi bir durumu çok yadırgadığı için tanık olduklarının ötesini söylemeyecektir. Bu utanmazlığın bir gün gelip kendi halkına da yayılabileceğini düşünerek kendi aşk geleneklerinin sınırını çizer: Amcasının oğlu ve beşik kertmesi Süleyman ile birbirlerini çok sevmektedirler. Ancak bu şiddetli ilgi yüce bir duygu olarak kalmakta, sırf tensel hazlarla ucuzlatılmamaktadır. Aralarında henüz bir nikah bağı bulunmadığı için fazlaca yüz-göz olmaları bile yerli geleneğin nezdinde ayıp karşılanmaya yetecektir.("Onu hiç görmedim o bize hiç gelmiyor") Oysa ayıp kavramı Fransızlara çok ilkel gelecektir. İşte bu yüzden küçük kız yabancılarla asla uyuşmayacaktır. Doğu ahlakı, Batı ahlakıyla asla uzlaşmayacaktır. Böylece Batının kadına haz merkezli bakışıyla doğunun ahlak merkezli bakışı karşılaştırılıyor:

"Kabul ediyorum sizinki bizimkinden daha güzel

Ama bizimki sizinkinden daha efendi daha utangaç"

Ayrıca doğuya ve batıya göre ölüm yorumu da yapılıyor:

"Sizin Matmazel bir ölse siz onu bir daha göremezsiniz

Halbuki bizim ölülerimizi teyzem görüyor

Onlarla konuşuyor onlara ekmek veriyor

Onlar ekmek yiyor anladın mı Bay Yabancı

Matmazel bir ölse ona kimse ekmek vermez"

Tunus’un üstüne yağmur yağıyor!

Malum, Sezai Karakoç şiirlerinde yağmur kelimesiyle sıkça karşılaşılır. Ötesini Söylemiyeceğim şiiri boyunca yağan yağmurun anlamı geçen zaman olabilir. Söz yağmurla açılıyor ve yine yağmurla kapanıyor. Küçük kız, duyduğu bir söylenceden yola çıkarak yağmura manevi bir muhteva yüklüyor. Her bir yağmur damlasını bir meleğin gökten yollaması vahyi çağrıştırıyor. Bu maneviyatla barışık olan toplumun geleceği hakkında umutlu, çünkü şimdilik kötü bir durumda olsalar da sonuçta yağmurun kendileri için yağdığına inanıyor:

"Melekler bir demir parçasının üzerine oturmuşlar

Her biri bir damla atıyor aşağıya

İşte yağmur bunun için yağıyor

Ben bunun için yağmuru seviyorum

Yağmur bizim için yağıyor"

Küçük kızın toplayıp da hiç kimsenin bilemeyeceği bir yere sakladığı çalılar, evlerin hep tahtadan oluşu, daha da önemlisi suyun içinde gürül gürül yanabilecek nitelikte tahtaların varlığı, yağmurun(zamanın) engelleyemeyeceği büyüklükte bir yangının küçük kız ve Süleyman'ın şahsında genç kuşaklarca başlatılacağının işaretiymiş gibi idealist, soyut bir izlenim veriyor.

Nitekim şimdi Tunus tutuşmuş, yanıyor! Sezai Karakoç şimdi neler diyor acaba Tunus için?

 

Mehmet Sait Çakar, Ortadoğu'daki tüm direnişçileri selamlayarak haber verdi

Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2017, 11:49
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mesut
Mesut - 8 yıl Önce

Bu şiir Tunus'u değil. Cezayir'i anlatıyor. Şiirdeki özel isimler Fransızlara bir gönderme. Lütfen tashih ediniz.

ya sabır
ya sabır - 8 yıl Önce

sayın çakar, içtenlikli yazınız için çok teşekkür ederim. uzun zamandır böylesine sürükelyici ve beni böylesine derinden etkileyen bir yazı daha okumamıştım. üstadın yazdığı her şiirin çok farklı bir tadı vardır, hele ki böylesine harikulade bir şiir için söylenecek çok az söz vardır. anlatım, benzetmeler, göndermeler.. hepsi o kadar iyi tasarlanmış ve kelimeler öylesine kuvvetli seçilmiş ki, üstadın önünde ceketimi ilikliyor, şapkamı çıakrıyor ve iki elimi önümde birbirine kavuşturuyorum.

burak
burak - 8 yıl Önce

madem direnişi destekliyor, diktatörleri kınıyoruz bunlar sözde kalmasın. tahrir de buluşalım , hemen şimdi! hedef 10 milyon. mısırlıların yanında olduğumuzu gösterelim. onları bu mühim direnişte yalnız bırakmayalım lütfen. bilin bildirin..
http://www.iamintahrir.com/

ibrahim
ibrahim - 2 yıl Önce

Şiirin yazılış tarihi: Eylül, 1953.

banner8

banner19

banner20