banner17

Osmanlı’nın şair şeyhülislamları

Ali Fuat Bilkan ve Yusuf Çetindağ’ın kaleme aldıkları Şeyhülislam Şairler kitabında meşihat makamında olup da şiir yazan 44 şeyhülislam teker teker incelenmiş. Bunlardan 15 tanesi de divan sahibi şairlerden. Deniz Demirdağ kitap üzerine yazdı.

Osmanlı’nın şair şeyhülislamları

Ali Fuat Bilkan ve Yusuf Çetindağ’ın yazdığı Şeyhülislâm Şairler kitabı, Osmanlı tarihi boyunca şiir yazan şeyhülislamları tespit edip, eserleri ve hayatları hakkında verilen bilgilerle birlikte, iki kapak arasında toplamış. Kitaptan edindiğimiz bilgiye göre Osmanlı şeyhülislamlarından 44 tanesi şiirle meşgul olmuş ve bunlardan 15’i de divan sahibi şairler arasında.

Bugüne kadar ihmal edilmiş bir alana odaklanan emek verilmiş bu güzel çalışma, her türlü takdiri hak ediyor. HECE Yayınları arasından çıkan kitap, Osmanlı şiir geleneğine kıyasla şeyhülislamların şiir anlayışlarını da örneklerle incelemiş. Ayrıca şairlerin kısa biyografilerine yer verilmiş kitapta.

Şeyhülislamların mensup olduğu ilmiye teşkilatı, Osmanlı Devleti’nde medreselerdeki eğitim ve öğretimle ilgilenen, dini hizmetleri üstlenen ve yargı mekanizmasının işleyişini sağlayan kadrolara şamildi. İki kola ayrılan ilmiye teşkilatının birinci kolu eğitim ve öğretim, ikincisi de yargıydı. Bu teşkilatın kendi içinde bir işleyişi vardı. İlmiye teşkilatı tam olarak kurumlara ayrılıp da görevler netleştikten sonra teşkilatın başı Şeyhülislam oldu. Bir fetva makamının da bağlandığı şeyhülislamlık, günümüz şartlarında değerlendirildiğinde adliye, milli eğitim, yükseköğretim ve diyanet gibi kurumların görevlerini üstlenen bir makam. Bunun yanında padişaha imamlık yapan üç hünkâr imamıyla, “Huzur Dersleri”ni veren ve “mukarrir” denilen müderrisler de ilmiye sınıfından seçilirdi.

Şeyhülislamlar aynı zamanda birer müçtehiddir. Kur'an, hadis ve diğer şer'i ilimlerden hareketle dini hüküm çıkarma yetkileri vardı. Şeyhülislam Şairler eserinde şeyhülislamlık makamı ile ilgili Alî Emîrî Efendi'nin şöyle bir ifadesi yer alır: "Fukahâ-yı 'izam ve füdelâ-yı fehamdanşol sâhib-i sadr-ı iftâya ve ıstılâhat-ı örfiyyede şeyhülislam denilir ki aralarından tahaddüs eden münazaa ve mühâsemeden dolayı hall-i müşkilât-ı enâm eyleye."

Bu görevi üstlenenlere Kanunî Sultan Süleyman dönemine kadar “müftî” denilmiş, Kanunî döneminden bu unvanın yerine şeyhülislam unvanı kullanılmış. Şeyhülislâmın en önemli görevi fetva vermekti ve en büyük müftüydü. Fetvalardaki en önemli husus ise şer'i delil göstermekle yükümlü olmalarıydı. Fetva vermek konusunda en üst merci olan şeyhülislamların yargılama yetkileri yoktur. Bu yüzden verdikleri karar, yargı kararı sayılmazdı fakat hiçbir kadı da bir şeyhülislamın verdiği fetvayı reddetme cüreti gösteremezdi.

Protokolde, Osmanlı hânedânı hariç, sadrazamdan sonra gelen ikici makam şeyhülislamlıktı. Şeyhülislamlar buna rağmen Divan-ı Hümayûn âzası olamamışlardır. Osmanlı devlet yapısı içinde 17. yüzyıldan itibaren önemli devlet işlerinde şeyhülislamların görüşlerine başvurulduğu, bir hükmün hukukî olup olmadığı konusunda fetva alındığı ve hatta onların padişahla birlikte sefere çıktıkları görülmektedir. İlmî eserleriyle ve kişilikleriyle kendilerini kabul ettiren şeyhülislamlar, padişah da dahil olmak üzere, kimseye boyun eğmemiş ve ilmin izzetini korumuşlardır.

Ali Fuat Bilkan ve Yusuf Çetindağ’ın kaleme aldıkları Şeyhülislam Şairler kitabında meşihat makamında olup da şiir yazan 44 şeyhülislam teker teker incelenmiş. Bunlardan divana sahip olan 15 şeyhülislam ve mahlasları ise şöyle:

  1. Kemalpaşa-zâde Ahmet Şemseddin Ef. “İbn. Kemal” (1468-1533)
  2. Fenârî-zâde Muhyiddin Ef. “Muhyî” (1447-1548)
  3. Zekeriya-zâde Yahyâ Ef. “Yahya” (1553-1644)
  4. Mehmet Bahaî Ef. “Bahaî” (1595-1654)
  5. Karaçelebi-zâde Abdülaziz Ef. “Azîzî” (1591-1658)
  6. Ebû Said-zâde Feyzullah Ef. “Feyzî” (1630- 1698)
  7. Ebû İshak İsmail Efendi-zâde İshak Ef. “İshak” (1679-1734)
  8. Pîrî-zâde Mehmet Sahib Ef. “Sahib” (1674- 1748)
  9. Ebû İshak İsmail Efendi-zâde Mehmet Esad Ef. “Esad”  (1684-1752)
  10. Çelebi-zâde İsmail Asım Ef. “Asım” (?- 1760)
  11. İshak Efendi-zâde Mehmet Şerif Ef. “Şerif” (1717- 1789)
  12. Mekkî Mehmet Ef. “Mekki” (1714- 1797)
  13. Es- Seyyit Yahyâ Tevfik Ef. “Tevfik” (1715- 1791)
  14. Ebû İshak-zâde (Şerif-zâde) Es- Seyyit Mehmet Ataullah Ef. “Atâ” (1759- 1811)
  15. Ahmet Arif Hikmet Beyefendi “Arif” (1786- 1859)

Şeyhülislâmlar devletin ileri gelen yöneticileri ve en itibarlı kişileri olarak iyi bir eğitim alıyorlardı. Bu eğitim sürecinde dil ve edebiyata da ekseriyetle önem verilirdi. Hal böyle olunca, şeyhülislam şairlerin Osmanlı şairlerinden üslup ve tarz bakımından farkları yoktu. Onlar da Osmanlı divan edebiyatı geleneği içinde eserler vermişlerdir. Bu sebeple şiirlerinde kavramlarla mecaz ve mazmunlar oluşturmaktan çekinmemiş, özellikle mecazî aşk da denilen "dünyevî aşk" konusunda duygularını rahat bir biçimde aksettirmişlerdir. Şiirlerinde aşk, sevgili, şarap, meyhane gibi kavramlar kullanmaları, esasen divan şiirinin ve Osmanlı şiir geleneğinin bir özelliğidir.

Kitapta yer alan şeyhülislam şairlerimize örnek olması amacıyla birkaç tanesini mercek altına alalım istedik:

Ebussuud Efendi (1490-1574)

Osmanlı Devleti’nin on dördüncü şeyhülislamı olan Ebussuud Efendi, 30 Aralık 1490'da İskilip'te doğmuştur. Asıl adı Mehmed İmadî olan Ebussuud Efendi, “Hoca Çelebi” sanıyla anılırdı. Öğrenimini tamamladıktan sonra İshak Paşa Medresesi’nde kariyerine müderrislik göreviyle başlamış ve Ekim 1545 yılında da şeyhülislam olmuştur. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirleri mevcut olan Hoca Çelebi, bu üç dilde şiir yazabiliyordu. Özellikle Kanunî'ye yazdığı Arapça mersiyesi bu türün en başarılı örneklerinden sayılmaktadır. Üç dilde manzum fetvaları olan Ebussuud Efendi'nin 22'yi aşkın eseri mevcut.

Hoca Efendi'nin oğlunun ölümü üzerine söylediği mersiyeden tadımlık paylaşalım:

Gel ey hüceste- hisâl ü melek- cemâlim gel

Dükendi hasretile tâkat ü mecâlim gel

 Seni bekâda koyup ben fenâ bulam derdim

Vücûd bulmadı endîşe-i muhâlim gel

Seninle mülk ü vücûdum tamâm 'âmir idi

Yıkıldı cümleten oldı harâb hâlim gel

Bu rûzgâr ise ey ebr eden yaşın seylâb

Beni de ağladan oldurur ağlaşalım gel

Niyâz u da' vet ise eyledin tamâm ey dil

O yâr gelmedi gel bâri biz varalım gel

Şeyhülislâm Ârif Hikmet Beyefendi (1786-1859)

Osmanlı Devleti’nin yüz beşinci şeyhülislâmı olan Ârif Hikmet Bey, vezir İbrahim Bey'in oğludur. 1786 İstanbul doğumlu olan Ârif Hikmet Bey, öğrenimini tamamlayıp hac görevini yerine getirdikten sonra Kudüs, Mısır, Medine ve İstanbul Kadısı pâyelerini almıştır. 1845 yılında şeyhülislamlık görevine getirilen Ârif Hikmet, yılın ardından istifa ederek 1854 yılında bu görevinden ayrıldı. Medine'ye göçüp ömrünün geri kalanını orada geçirmeyi düşündüğü halde, bu emelini gerçekleştiremeden 1859 yılında İstanbul'da geçirdiği bir kalp krizi sonucunda vefat etti.

Manzum, mensur eserler vermiş olan Ârif Hikmet'in şairlik yönü daha ön plandadır. Divan edebiyatı son dönem şairleri arasında önemli bir yeri olan Ârif Hikmet'in kullandığı nazireler şiirinin gücünü ve etkisini göstermekte, dolayısıyla 19. yüzyılın birçok şair ve yazarı tarafından başarılı bulunmakta ve örnek alınmaktaydı.

Bezm-i 'âlemde şikest olmasa mînâ-yı ferah

Neş'e-yâb eyler idi dilleri sahbâ-yı ferah

Eyler âsâr-ı gamı garka-i girdâb-ı 'adem

Cûşişe gelse kemîn-i katre deryâ-yı ferah

Şeb-i zulmet eser-i gamda siyeh-bahtâne

Tarf-ı ebrû-yı hilâli eder im^-yı ferâh

Tek ü tâz eyledi meydân-ı dil-i nâ-şâdı

Bulmadı cây-ı karâr esb-i sepük-p^y-ı ferah

Buldı tûl-ı heves-i zülf-i siyehkârında

Tîre rûzân-ı muhbbet şeb-i yeldâ-yı ferah

Kayd-ı imrûz ile eyler güzerân eyyâmı

Kaldı mı subhgeh-i mahşere ferdâ-yı ferah

İbn-i Kemal (1468/9-1533)

Osmanlı Devleti’nin dokuzuncu şeyhülislamı olan İbn Kemal hicri 873 tarihinde Tokat'ta doğdu. Bu değerli âlimimizin asıl adı Şemseddin Ahmed'dir. Hayatının ilk dönemlerini asker olarak geçiren İbn Kemal ilginç bir olay neticesinde hayat seyrini tamamen değiştirmiş ve askerliği terkederek ilmiye sınıfına geçiş yapmıştır. İbn-i Kemal, Kanuni zamanında Zenbilli Ali Efendi’nin ölümü üzerine H. 932'de Şeyhülislâm olmuştur. Bu makamda 8 sene görev yaptıktan sonra 2 Şevval H. 940 Cuma günü vefat etmiştir.

Tefsir, kelam gibi dini ilimler haricinde edebiyat ve tarihle de uğraşmış, bu alanlarda değerli eserler bırakmış olan İbn-i Kemal'in vefatı için Ebced hesabıyla "Kemal'le birlikte ilimler öldü" anlamına gelen bir tarih düşülmüştür. Türk diline oldukça vakıf, Arapça ve Farsçayı çok iyi bilen şairimizin eserlerinin sayısı, çoğu risale olmak üzere, 300'ün üzerindedir. Bunlardan 36 kadar risalesi Ahmet Cevdet Paşa tarafından İkdam neşriyatı arasında yayınlanmıştır.

Dimişler kim bulur yîrin bugün kim geçse kâmından

Bu sözdür hoş gelen zâhid bana dünyâ kelamından

Görince ağzı vü 'zülfini 'aklum gitdi yağmaya

Ki mey keyfiyeti fehm oldı anun mim ü lâmından

Boyı servin kenâr idüp kenâr-ı bâğ-ı hüsninden

Şarâb-ı vaslı nûş itsem nigârun la'li câmından

Gönül zülfi hayâlin kodı düşdi kaddi fikrine

Hevâya uçdı ol kuş çıkdı çün sayyâd dâmından

Bulur cân çîn-i zülfinde hayât-ı câvidân yüzin

Alur cân lezzetin gönlüm anun şîrin kelâmından

Ali Fuat Bilkan ve Yusuf Çetindağ, Şeyhülislam Şairler, Hece Yayınları.

Deniz Demirdağ

Güncelleme Tarihi: 26 Kasım 2018, 16:51
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20