Osmanlının kurduğu düzen çok iyi anlaşılmalı

Yılmaz Öztuna, 'Tarih Sohbetleri' kitabının ikinci cildinde Osmanlı sisteminin bir imparatorluk sistemi olduğunun altını çiziyor. Metin Uygun yazdı.

Osmanlının kurduğu düzen çok iyi anlaşılmalı

https://www.ktpkitabevi.com/urun/tarih-sohbetleri-1-129270056Yılmaz Öztuna’nın Tarih Sohbetleri 2 kitabı, 1992-1997 yılları arasında Türkiye gazetesinde yayınlanan haftalık yazılarından oluşuyor. Bu 2. ciltteki yazıların sonunda yazının tarihleri de yer alır. Bu da yazının yazıldığı tarihteki siyasi, kültürel havayı teneffüs etme imkanı veriyor okuyucuya. Bu cilt üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm “Tarih ve Jeopolitik” başlığı altında yer alan muhtelif konulardan meydana gelir. Bunlardan bazıları, tarih perspektifi, geçmişi eleştirmek, tarihi doğru yazmak, siyasi ve edebi eleştiri, milliyetçilik üzerine, Türk kavramı, başkanlık sistemi konularıdır. Bu bölümde daha başka yazılar da mevcut. İkinci bölüm “Turan” başlığını taşır. Bu bölümde Turan ve Turancılık, Anadolu’ya geldiğimiz yer, Türk dengesi, büyük Türkiye politikası konuları işlenmekte ve bunlara ilave olarak Türk dünyası ile ilgili daha başka konular ele alınmaktadır. Üçüncü bölüm “Biz Osmanlılar” başlığını taşır. Avrupa ve biz, yenileşme hareketlerimiz, Yeni Osmanlılar, Sultan Hamid Adliyesi, Osmanlı maliyesinin iflası bu bölümde işlenen konulardan bazılarıdır. Osmanlı devleti hakkında tarihi, kültürel bilgilerin yer aldığı doyurucu, bilgilendirici, ufuk açıcı birçok yazı yer alır ayrıca Ötüken Neşriyat tarafından neşredilen kitapta.

Eserde üzerinde en çok durulan konuların başında Osmanlı düzeni hakkında verilen bilgiler yer almaktadır. İdari ve hukuki yapı, dini ve tasavvufi olarak beslendiği kaynaklar, ameli ve itikadi yönden mensup olduğu mezhepler, milliyetçilik anlayışı, merkeziyetçilik gibi kavramlar Osmanlı düzeni konusunun çerçevesini oluşturmaktadır. Osmanlı düzenini bilmek ve bunu çok iyi anlamak, Türkiye’nin geleceği bakımından birinci derece ehemmiyet taşır, önem arz eder yazara göre.

Bütün imparatorlukta tek resmi dil Türkçedir

Yılmaz Öztuna'na göre Osmanlı Devleti “Anadolu, Balkanlar, Kuzey Karadeniz, Kafkasya, bütün Arap ülkeleri ve Orta Doğu üzerinde kurulmuş, çok sağlam temelleri olan, çok geniş, çok sürekli bir Türk imparatorluğudur.” Bu hususta eserde öne sürülen düşüncelerden bazıları şöyledir: Bütün imparatorlukta tek resmi dil Türkçedir. Devlet fikri padişahta sembolleşmiştir. Devletin başında kökeni bir Türkmen beyi olan hakan-halife yalnız Türkçe konuşur. Osmanlı padişahlarının hemen hepsinin mükemmel derecede Arapça ve Farsça bilmeleri pratiğe değil, kitabi bilgiye dayanmaktadır. İkinci Mahmud’dan itibaren Fransızca bilmeleri ise bir son dönem özelliği olarak ifade edilir. Padişaha kendi diliyle hitab edemeyenin şansı yoktur. Osmanlı’nın Nizam-ı Alem ve 1793 yılında Nizam-ı Cedid olarak düzelttiği, Batılı tarihçilerin Pax Ottomana dedikleri düzenin yeterince incelenmediğini, yeterince açıklanmadığını, uzman tarihçilerin belirli faktörlere ağırlık verdiğini, amatör tarihçilerin ise konuyu istedikleri tarafa çekerek anlatmaya çalıştıklarını ifade ediyor Yılmaz Öztuna.

Tasavvufta Ahmed Yesevi ekolü hakimdir

Osmanlı sistemi, medeni hukukta Hanefi fıkhına, itikatta Maturidi mezhebine, ceza, ticaret, vergi, yönetim gibi alanlarda hakan adına yayınlanan yasalara dayanır. 19. ve 20. asırlarda Batı hukukundan faydalanılmış. Buna rağmen Hanefi-Maturidi düzen korunmuştur. Tasavvuf, Maturidi inancına eklenmiş, çok ağırlıklı bir rol oynamış ve kolay vazgeçilmeyen bir faktör olmuş. Tasavvufta Ahmed Yesevi ekolü hakimdir. Türkistan kökenli tarikatler, Anadolu’ya gelen Horasan erenleri tarafından yayılmış. Arap kökenli tarikatler de düzen içinde kendilerine yer açabilmişler. Öztuna, Türkistan kökenli Maturidi itikad mezhebi ile kurucusu Arap olmayan ilk Sünni mezhep olan Hanefiliğin Müslüman Türk karakterini oluşturduğunu, Türk’ü Gök Tanrı’dan alıp Allah’a ulaştırdığını ifade eder.

Osmanlı sisteminin bozulmasında siyasetin yerli yersiz müdahaleleri etkili olmuştur

Eserde, Ahmed Cevdet Paşa’ya dayanılarak, 18. asrın ikinci yarısından itibaren Osmanlı ulemasının ilim ve fikir bakımından bir gerileme içinde olduğu, bunun da Osmanlı ilim, fikir ve tasavvuf hayatını, zararlı düşünceler ve akımlar karşısında dayanıksız, mukavemetsiz hale getirdiği yazılır. Öyle ki, bu zararlı akımlar (Selefiye hareketi gibi) Osmanlı’nın son dönemlerinde meşihat makamını olumsuz yönde çok etkilemiştir ve bu etki hâlâ devam etmektedir yazara göre. Taassuba yer vermeyen, farklılıklara saygı gösteren Osmanlı sisteminin bozulmasında siyasetin yerli yersiz müdahaleleri etkili olmuştur. Bu hususta Ziya Gökalp’i örnek verir ve eleştirir Öztuna. Milliyetçiliğe dayalı bir devlet sistemi kurmak istemesini yerinde bulur Gökalp’in. Ama Ziya Gökalp Osmanlı kültürünün hiçbir dalında uzman değildir. Türkçe ezan gibi olur olmaz şeyler ortaya atması, Osmanlı düşünce ve inanç sistemine büyük zararlar vermiştir. Nihal Atsız da Osmanlı kültürünü çok iyi bilmektedir. Büyük bir fikir adamıdır, ama o da Ziya Gökalp gibi, İslam'ı ve tasavvufu ihmal etmiştir. Bu suretle dışarıdan gelen zararlı akımlar, Osmanlı inanç sistemine çok kolay girebilmişlerdir.

Osmanlı’yı bilmek ve anlamak çok önemlidir. Meşruiyet ve sistem bakımından Selçuklu’yu takip eden Osmanlı, her asrın icabına göre yenilikler getirmiş, kendine has bir sistem oluşturmasını bilmiş. Öztuna, Osmanlı sisteminin bir imparatorluk sistemi olduğunun unutulmamasını özellikle hatırlatır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ise bir milli devlet olduğunu belirtir. Osmanlı’dan nasıl faydalanılması gerektiği hususunda bunun göz ardı edilmemesi gereken bir konu olduğunu kaydeder. Almanya, İngiltere, Fransa gibi devletlerin bizim gibi imparatorlukları tasfiye ettiklerini, ancak imparatorluk dönemlerinin manevi mirasını ve tecrübesini bırakmadıklarını anlatır. Zira yazara göre, bir millet ve kültür 500 ila 1000 yılda oluşur. Hatta bu süre bile kısadır.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Aralık 2018, 17:57
YORUM EKLE

banner19