banner17

Osmanlıdan Bir Örnekle Diplomaside 'Misafir'in Önemi

Osmanlı’nın elçisi olarak Habsburglara misafir olan Mustafa Hattî Efendi’nin Viyana yolculuğu, Hakan Karagöz tarafından kitaplığımıza armağan edilmiş: 'Habsburg Gözüyle Bir Osmanlı Elçisi: Mustafa Hattî Efendi’nin Viyana Günleri'. Esad Eseoğlu yazdı.

Osmanlıdan Bir Örnekle Diplomaside 'Misafir'in Önemi

Habsburglar, Osmanlı Devleti’nin özellikle 16. yüzyıldan itibaren sıkça temas kurduğu hasımlarından biri. Habsburglar, yani Avusturya Hanedanı. Özellikle bu iki imparatorluk arasındaki ilişkiler, Osmanlı’nın savaşlarda aldığı yenilgilerle 18. yüzyılda daha da artış göstermiş. Devletin Avrupa’da her alanda meydana gelen yeniliklere ilgisi, yenilgiler yoluyla biraz daha cazip hâle gelmiş. Bu yorumları Hakan Karagöz’ün yayına hazırladığı, 2014 yılında Kitabevi Yayınları tarafından basılan Habsburg Gözüyle Bir Osmanlı Elçisi: Mustafa Hattî Efendi’nin Viyana Günleri (1748) kitabının önsözünden okuyoruz.

Karagöz, Habsburgların ve Osmanlıların karşılıklı gönderdikleri elçilerden Mustafa Hattî Efendi’nin, 1739’da iki devlet arasında imzalanan Belgrad’daki barışın teminatı olarak Viyana’ya gönderildiğini belirtiyor. Kendisi çalışmanın ana hedefinin Viyana’ya gönderilen Hattî Efendi’nin elçilik görevi sırasında başından geçen olayları, sosyal ve kültürel faaliyetlerini, diplomatik temaslarını, belirlenmiş bazı protokol kaidelerine ve Avrupa’nın diplomatik kültüründeki farklılıklara uyum sürecini, bir Habsburg tercümanının gözlemi ve izlenimleriyle değerlendirmek olduğunu belirtiyor.

Daha önce Kitabevi’nin diğer seyahatnâmelerini de okuyucunun ilgisine yönlendirmeye çalışırken yaptığımız gibi, sosyal ve kültürel noktaları yazımızda ön plana çıkaracağız, geri kalanları da okuyucunun kitapla olması gereken muhabbetine ayıracağız. (bahsi geçen yazıların ilki, ikincisi, üçüncüsü…)

Doğudan gelen herkese karantina uygulaması

Osmanlıların dış ülkelere gönderdiği elçilerin başlıca vazifeleri şöyle özetlenebilir: Osmanlı ile gidilen ülke arasındaki iletişim vasıtası, Osmanlı padişahının cülûsunu bildirmek, var olan ilişkileri sürdürmek yahut daha iyi bir ilişki inşa etmek, ülkelerin sosyal kurumlarını incelemek, teknik ve bilimsel düzeyleri konusunda bir kanıya sahip olmak. Osmanlı elçileri herhangi bir ülkeye gidecekleri zaman, güvenlik ve coğrafya şartları sebebiyle verilen- belirlenmiş güzergâh üzerine seyahat etmek durumunda kalırlarmış. Meselâ Mustafa Hattî Efendi’nin seyahati sırasında da görüldüğü üzere 18. yüzyılda Avrupa’ya giden elçilerin çoğu karantina uygulaması ile karşılaşmışlar. Karantina, herhangi bir din, milliyet yahut statüye bakılmadan Doğudan gelen herkese, veba hastalığı riskine karşı uygulanmaktaymış.

“Kayzer’in kürkü öpülecek”

Elçilerin şehre ve hanedanın başı olan kayzere kabulleri gerçekten uzun, okurken dahi yorucu gelen bir süreç. Bu kabul süreçleri içerisinde Hattî Efendi’nin yaşadığı şu küçük hadise önemli olabilir. Tercüman Schwacheim’in raporuna göre Mustafa Hattî Efendi, gerçekleşecek olan resmi kabul öncesinde Kayzer Franz Stephan’ın kürkünü inançları gereği öpemeyeceğini belirtmiş. İkinci bölümde detaylarıyla anlatılan bu kısımda Schwacheim, Kayzer’in huzuruna çıkışın şu şekilde olması gerektiğini söylüyor, yani protokol hakkında bilgi veriyor: “Elçi odanın ortasında, Kayzer’in hemen önünde 3 defa saygı için eğilecek, sonrasında elçi Kayzer’in kürkünü öpecek, son olarak da sırtını dönmeden huzurdan geri çekilecek.” Fakat elçi taleplerin ‘çok ağır’ olduğunu, bir Müslümanın inançlarına ters düştüğünü ifade ediyor. Bu gerçekten dikkat çekici bir hassasiyet. Biraz düşünüldüğünde, taviz verme noktasında çokça mesaj içerdiği anlaşılacaktır. Burada elçi, resmi kabul gibi gerçekten ciddi bir meselede asla taviz vermiyor başlangıçta. Tercüman bunu Saray Harb Şûrası Müşaviri Weber’e ve Kayzer’e iletiyor fakat elçinin protokol kurallarına uyması gerektiği söyleniyor. Tercüman Schwacheim’ın ise böyle bir durumda elçinin itibar kaybı yaşayacağını belirtmesi üzerine merasim kaideleri biraz daha elçi için makul hâle getiriliyor ve mesele çözülüyor. Tabi elçi başlangıçta gösterdiği katı halini ilerleyen zamanlarda gösteremiyor, anladığımıza göre burada düşünülmesi gereken çok fazla dış faktör var.

Yine, Hattî Efendi maiyetiyle beraber Erek’ten yola çıkış hazırlıkları yaparken Habsburg zabiti kendisini kılıçla selamlar. Fakat bundan rahatsız olan elçi, Komutan Mühlburg’dan ‘Kayzer nezdinde çıkacağı 2 Ekim 1748’teki son resmi kabulde, kendisini karşılayacak olan hiç kimsenin kılıcını kınından çıkarmamasını’ talep eder, hadisenin tekrarı yaşanmaz. Bir elçinin yolculuğu esnasında yaşanan bu detaylar, ayrıntılarda gizlenen ve bizlerin şahitliğine muhtaç küçük hadiseler olarak not edilebilir. Ama bu noktada karşılık verme hadisesine de denk geliyoruz. Yani elçi her ne kadar tavizsiz davransa da, Habsburglar bunu sineye çekmeyip, bir şekilde karşılığını vermenin yollarını aramışlar. Meselâ elçilik heyeti Graben yakınlarında durduruluyor. Kafilenin durdurulma sebebi olarak ise bir kişinin kılıcını çekmiş vaziyette yürüdüğü iddiası. Daha sonra kılıcı çeken kişinin maiyetten biri olmadığı anlaşılıyor ama elçi bu hadiseye ciddi bir şekilde sinirleniyor. Yani Viyana yönetimi elçinin hassasiyetlerine, gösterdiği tepkiler sebebiyle önem gösterdiyse de bu tip olaylar da meydana gelmiş. Bu noktada eserde de belirtilen ‘el kâdimu yüzâru’ kaidesinin (Osmanlı diplomasisinin önemli bir ayağını oluşturan bu kaideler, yabancı elçiliklere uygulanan protokolleri kapsıyordu- E.E.) uygulanışındaki bağlılığı görüyoruz. Hıristiyan diplomatlar her ne şekilde Osmanlı diplomatlarını taciz ederlerse etsinler, Osmanlı diplomatları bu kaide gereği taviz vermemeye devam ediyorlar. Yani bahsi geçen kaideler, çokça faktörün etkisiyle dengede tutulmaya çalışılıyor.

Bir devlet bir elçiyi nasıl karşılar?

Kitabın ikinci bölümünde, Habsburg sarayının doğu dilleri bürosu sekreteri Schwacheim’ın kaleme aldığı, Mustafa Hattî Efendi’nin sınırdan alınıp getirilişinden, buradan ayrılışına kadar cereyan eden gelişmeleri içeren rapor yer almakta. Raporda yer alan ifadeler, sekreterin kendi izlenimleri doğrultusunda kaydedilmiş olup, yazarın bize söylediğine göre, her türlü ayrıntı ele alınmış. Gerçekten tarih tarih, her türlü planın yer aldığı raporda, bir elçiyi karşılamanın bir devlet nezdinde ne anlama geldiği açıkça görülüyor. Elçinin izleyeceği güzergah üzerinden şehir şehir yapılan organizasyonlar, elçinin geç kalma durumunun bile detaylı bilgisine erişme hızı ve daha nice detay, diplomaside ‘misafir’ kavramının en azından teknik önemini gösteriyor.

Yapılan protokol uygulamalarının teknik kısımları, elçinin Osmanlı’dan Avusturya’ya ‘değişimi’ gibi ilgi çekici yerler kitapta yer alan raporda tüm detaylarıyla mevcut. Benim dikkatimi çeken ayrıntılardan biri ise, kahve detayı. Elçi Mustafa Hattî Efendi, ne zaman mola verse yahut gece istirahatine çekilse kendisine ikram olarak muhakkak kahve sunuluyor. Bu detay da kahvenin tarihselliğini görmek anlamında, hoş bir kısım.

Saray tarafından verilecek davette Schwacheim, verilecek yemeğin Hıristiyanların pişirdiği yemekler olacağı için elçi ve maiyetinin ya yemeyeceklerini ya da sevmeden yiyeceklerini düşünüyor. Bu düşünce üzerine mesele hakkında bir ‘ön soruşturma’ yapıyor ve yine de kendilerine öğle yemeği vermenin mi yoksa onun yerine bir miktar para vermenin mi daha uygun olacağına karar veremese de, yaptığı araştırmalar neticesinde para vermenin daha ideal bir yol olduğuna kanaat getiriyor. Kitabın bundan sonraki kısımları ise Mustafa Hattî Efendi’nin maiyetinin listesi,  ‘Ekler’ ve Schwacheim’in tuttuğu raporlarının orjinal görüntülerinin yer aldığı Schwacheim’in Raporlarından Örnekler.

Osmanlı’nın Viyana elçisi konumunda ‘iki ülke hükümdarı arasındaki dostane münasebetleri, Osmanlı padişahı ve sadrazamı tarafından yazılan mektuplar ve cömert hediyelerle pekiştirmek ve bunun devamını temin etmek’ amacıyla Habsburg’a giden Mustafa Hattî Efendi’nin her türlü detayıyla yer aldığı eseri, o dönemin bürokrasisini, devlet protokollerinin iki ülke tarafından da ne derece ciddiye alındığını görmek isteyen herkese tavsiye ederiz. Bizim, yüzeysel tarih okumaları yapıyorsak özellikle, ‘elçinin gönderilmesi’, ‘elçinin Osmanlı’ya gelmesi’ gibi hızla geçebildiğimiz tabirlerin ne derece yüksek bir ciddiyet ve politik hassasiyetle uygulandığını görmek adına önemli bir eser Mustafa Hattî Efendi’nin Viyana Günleri

Hakan Karagöz, Habsburg Gözüyle Bir Osmanlı Elçisi: Mustafa Hattî Efendi’nin Viyana Günleri (1748), Kitabevi Yayınları.

 

Esad Eseoğlu

Güncelleme Tarihi: 07 Şubat 2017, 15:16
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20