Osmanlı, yıkılırken bile büyük devlet idi

Justin McCarthy, 'Osmanlı’ya Veda' kitabında azınlıklar meselesini, Türk-Yunan ilişkilerini, Ermeni meselesini ve bu meyanda daha birçok konuyu tarafgirlikten uzak bir şekilde anlatıyor. Metin Uygun yazdı.

Osmanlı, yıkılırken bile büyük devlet idi

Bundan tam yüz yıl önce, Osmanlı coğrafyasında ve bölgede büyük bir hareketlilik yaşanıyordu. Bu yaşananları, hareketlilik kelimesiyle açıklamak ve ifade etmek çok hafife indirgemek olur. Yaşanan bir kıyametti. Osmanlı’nın kıyametiydi. Bu kıyamette Balkan savaşlarıyla beraber Çanakkale Savaşı vardı, 1. Dünya Savaşı vardı, Ermeni olayları vardı. Ve bu kıyamette Osmanlı Devleti son buldu. Balkanlar’da ve Ortadoğu’da irili ufaklı birçok devletçik ortaya çıktı.

Bütün bunlar olurken, Osmanlı’yı oluşturan çeşitli dine ve etnisiteye mensup halkların durumunda da büyük değişikler meydana geliyordu. Balkanlarda yaşayan Müslüman halk büyük zulümler görüyor, sürülüyor; malları, yurtları ellerinden alınıyor, Türkiye’ye büyük bir göç yaşanıyordu. Türkiye’deki Rumlar da Yunanistan’a göç ediyordu. Yine Balkanlarda yaşayan diğer milletler için de benzer sıkıntılar söz konusuydu. Bulgarlar, Makedonlar, Arnavutlar, Kosova, Karabağ, Hırvatistan, Boşnaklar ve Sırplar da kendi içinde aynı hareketliliği yaşıyorlar, aynı acıları çekiyorlar, birbirlerine aynı zulümleri yapıyorlardı. En büyük mağduriyeti de Müslümanlar yaşıyordu. Doksanlı yılların başında Bosnalı Müslümanların yaşadıkları vahşet, maruz kaldıkları soykırım derecesindeki kıyım ve Avrupa’nın Müslümanlara yapılan zulmü seyreden tavrı, hafızalarımızdaki tazeliğini hâlâ muhafaza ediyor.

Balkanlar ve Ortadoğu tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Amerikalı profesör Justin McCarthy, 2006’da Etkileşim Yayınları’ndan çıkan Osmanlı’ya Veda & İmparatorluk Çökerken Osmanlı Halkları isimli kitabında azınlıklar meselesini, Türk-Yunan ilişkilerini, Ermeni meselesini, Filistin meselesinin kökeninden bugüne gelişinin tarihini ve savaşların insani ve psikolojik boyutlarını, sonuçlarını, ekonomik verileri, Ortadoğu’daki İngiliz ve Fransız manda yönetimlerini ve bu meyanda daha birçok konuyu tarafgirlikten uzak bir şekilde anlatmaktadır. 1. Dünya Savaşı ve Ermeni meselesiyle ilgili farklı bir duruşa sahip olan McCarthy, ABD’nin Kentucky Eyaletinde bulunan Universty of Luisville’de akademik çalışmalarını devam ettirmektedir. Ermeni meselesi hakkındaki şu sözleri, McCarthy’nin nasıl bir görüşe ve duruşa sahip olduğu hakkında bize çok açık ve net bir fikir vermekte ve onu yakından tanımamıza yardımcı olmaktadır: “Ermeniler, İngilizlerle ve Ruslarla anlaşıp vatan hainliği yaptılar. Elimizdeki binlerce belge Türklerin değil, Ermenilerin soykırım yaptığını gösteriyor.”

Osmanlılar imparatorluktaki çeşitlilik ve farklılığa son ana kadar hoşgörüsünü sürdürmüştür

Osmanlı Devleti’nin kendi uygulamalarından kaynaklanan aksaklıklara ve sosyal hayatta görülen istikrarsızlıklara rağmen” der McCarthy, “Osmanlılar, iç ve dış düşmanları tarafından yok edilinceye kadar imparatorluğu meydana getiren çeşitlilik ve farklılığa hoşgörüsünü devam ettirmiştir. Bu nedenle bugün Ortadoğu ve Balkanlar’da yaşanan etnik kökenden ve dini inanıştan kaynaklanan problemler Osmanlıların mirası değildir.” Hepimizin bildiği gibi Avrupalı politikacılar Osmanlı Devletini hep hasta adam olarak gördüler. Yazar, Osmanlı’nın ‘hasta adam’ imajı veya algısıyla ilgili Avrupa’nın yaklaşımını da şu çok çarpıcı sözlerle ifade eder: “Onlar kurbanının etini hırsla yiyip yutacak bir aslanın, kurdun ve ayının bekleyişini sergiliyorlardı. Ancak böyle davranmalarını engelleyen bazı nedenler vardı. Bu yırtıcı hayvanlardan birisi avını yerken, diğeri gelip ansızın yemeğini önünden alıp kaçabilirdi. Osmanlı Devleti’nin sorunları işte bu yırtıcı hayvanlardan kaynaklanıyordu. Buna rağmen Osmanlı ekonomisi gerçekte Avrupa devletlerinin düşündükleri kadar berbat bir halde değildi. Ekonominin büyüklüğüne dair veriler vardı. Nüfus artıyordu, yönetim mekanizması gözden geçirilmiş ve yenilenmişti. Doktor ve eğitimcilerin sayısında artış yaşanıyordu. Tren yolları, telgraf hatları ve taşımacılık gelişme ve artış içindeydi. Osmanlılar dünyanın diğer ülkelerinin çoğundan önce davranarak, temsili hükümetle ilgili ilk çalışmaların provasını yapıyorlardı.”

Yani, Osmanlı reformlar yapıyordu. Kendini toparlamaya çalışıyordu. Ama emperyaller bir kere kafalarına koymuşlardı. Osmanlı’yı batırıp, bünyesindeki halkları küçük küçük devletçiklere ayırarak bir güzel sömüreceklerdi. Bu yüzden Osmanlı’nın reformlarına destek olmadıkları gibi, açtıkları gailelerle; derlenip toparlanmasına da bir türlü fırsat vermediler. McCarthy, Osmanlı’nın yıkılışını milliyetçi eğilimlerde arar ve ona göre, emperyalizmle milliyetçilik Osmanlı’nın yok olması için işbirliği yapmıştır.

Tek bir Arap devleti olsa daha mı iyi olurdu?

McCarthy'nin 1. Dünya Savaşı sonrasında yapılan barış konferansları hakkındaki değerlendirmeleri de çok ilginçtir. Batı’nın bütün ikiyüzlülüğünü ve çirkinliğini, tarafgirliğini, riyakarlığını apaçık ortaya koyar niteliktedir: “Gelecekten geçmişe baktığımızda barış görüşmelerinin, vukufsuz bir idealizmin, tamahkar bir riyakarlığın ve batı Avrupalı kibrinin birbirine geçmesiyle oluşan saçma bir karışım olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz ve bunun tamamen doğru olduğuna inanıyorum.” Kongrelerin amacının da ‘toprakların nasıl paylaşılacağı’ ve ‘güçlünün haklı olduğu’ ilkesi üzerine kurulduğunu söyleyerek açıklar.

Kitapta tartışılan ve önemli olarak değerlendirebileceğimiz konulardan biri de Osmanlı İmparatorluğunun Arap topraklarında bulunan vilayetleri üzerinde kurulacak tek bir Arap devletinin bu topraklarda yaşayanlar açısından daha faydalı olacağı görüşüdür. Çünkü Avrupalılar, Osmanlı’nın Araplara ait bölgesinde küçük krallıklar oluşturarak “böl, parçala, yönet” metodunu kullanmışlar, küçük krallıkların başına da kendi atadıkları aileleri veya hanedanı yerleştirerek, her daim müdahaleye açık bir sistem oluşturmuşlardır. Yemen’de süren iç savaşa, başta Suudi Arabistan olmak üzere, 10’a yakın Körfez ve Arap ülkesinin bir koalisyon oluşturarak müdahale etmesi, bu görüşün hâlâ güncelliğini koruduğunu göstermektedir. Hatta Arap ülkelerinin ortak bir ordu kurmayı tartıştıkları şu günlerde, yazarın bu fikrinin ne kadar isabetli olduğu tartışmaya açıktır. Yazara göre, eğer tek bir Arap devleti kurulabilseydi o zaman yaşanan acıların, kayıpların çoğu yaşanmayacaktı.

Oniki bölümden oluşan kitap, “imparatorluğu yıkmanın esas sorumluluğu, Osmanlı Devleti’ni yıkmanın neye mal olacağını hesaplayamayan emperyalistlere ve milliyetçilere yüklenmelidir” hükmüyle son buluyor.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2018, 11:08
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13