Osmanlı tarihinin ara sokaklarını gezdiriyor

15 farklı âlim ve sanatkâr portresi üzerinden Osmanlı’yı okumaya ne dersiniz? Ahmed Refik’in “Âlimler ve Sanatkârlar” kitabı bu yolda bize rehberlik ediyor..

Osmanlı tarihinin ara sokaklarını gezdiriyor

Evvela kendinize bir Osmanlı çayı demleyin. Ardından sessizce bir köşeye çekilin. Hasılı, kendinize Ahmed Refik’in Âlimler ve Sanatkârlar kitabını okumak için hususi bir sit alanı oluşturun. Çünkü kitabı okumaya başladığınız andan itibaren kendinizi dönemin mimarları, hocaları, ustaları ve hatta şehnamecileri arasında bulacaksınız ve bir daha girdiğiniz o havanın içinden çıkmak istemeyeceksiniz.

Sanatkârların, âlimlerin, devlet adamlarının ve şairlerin hayatlarını okumak, onların yaşadıkları dönemin zihnî yapısını, yaşam tarzını ve devrin topyekun kültürel hayatını anlama açısından çok önemli. Yani tarihsel bir olaya ışık tutmak istediğimizde, o dönemin âlimlerinin ve sanatkârlarının biyografilerini okumak, dönemi anlama açısından çok büyük bir öneme sahip. Ahmed Refik’in bu eseri de, bu minvalde yazılmış en kapsamlı ve nitelikli çalışma olarak görülüyor edebiyat dünyamızda. Kitap, M. Necip Yılmaz tarafından yayına hazırlanarak Büyüyen Ay Yayınları tarafından tekrar kültür hayatımıza kazandırıldı geçtiğimiz aylarda.

Bu kitapta 15 şair, yazar, tarihçi, mimar, ilim adamı ve siyasetçinin yaşamları konu ediliyor. İlk olarak “ser-mimaran-ı cihan mühendisan-ı devran” sıfatıyla nam salmış, sabahları İstanbul pembelikler içinde uyanmaya başladığı zaman inşa ettiği narin minareleriyle onlarca şaire ilham kaynağı olan, Kanuni Sultan Süleyman’ın baş mimarı olarak görev yapan Mimar Sinan ile başlıyorsunuz Osmanlı topraklarındaki seyahatinize.

23 yaşındayken devşirme çocuklar içinde mimarlığa özenen, yaşadığı topraklara su yolları ve kemerler yapmayı hayal eden Mimar Sinan’ın Yavuz Sultan Selim’le başlayan padişah himayesinde hizmetinin, Kanuni Sultan Süleyman ile nasıl zirveye çıktığını okuyorsunuz. Kendisinin çıraklık eseri olarak gördüğü ve Sultan Süleyman’ın o sıralarda vefat eden Şehzade Mehmed Han’ın anısına inşa ettirdiği Şehzade Camii’nde iki rekat namaz kılıyorsunuz. Cihan mimarı olarak görülen Koca Sinan’ın, ecdadın camileriyle kıyas kabul etmeyecek derecede muhteşem bir cami inşa etmesini isteyen Sultan Süleyman’ın karşısında el pençe divan durarak Süleymaniye Camii inşaatına nasıl başladığına şahit oluyorsunuz sonra… Ve elbette Selimiye Camii’nin inşaatına başladığında 84 yaşında olup da adeta bir delikanlı gibi nasıl çalıştığını görüyorsunuz.

Osmanlı’nın şahsiyetler üzerinden portresi

Büyük bir ilimle, matematikle ve Rabbi tarafından ruhuna bahşedilmiş ince zevkiyle imparatorluk topraklarını nakış nakış işleyen Mimar Sinan’ın ardından dönemin en iyi tarihçilerinden olan Selaniki Mustafa Efendi karşılıyor sizi kitapta. Kanuni Sultan Süleyman döneminde yetişmiş bir hafızdır Mustafa Efendi. O dönemde katip olarak bir çok seferde kayıt tutmuş ve yabancı elçilere mihmandarlık yapmıştır. Selaniki Mustafa Efendi, Sokullu Mehmet Paşa ile savaş meydanlarında omuz omuza gezerken, siz de onun tecrübelerinden “Tarih-i Selaniki” isimli eseri vesilesiyle faydalanıyorsunuz.Ahmed Refik, Alimler ve Sanatkarlar

Sayfalar ilerledikçe karşınıza Mimar Davut Ağa çıkıyor. Bugün Eminönü’ndeki zarafet örneği olan Yeni Cami’ye gittiğinizde, duvarda asılı duran levhaya göz attığınız vakit onun ismini görüyorsunuz. 1588 yılında Koca Sinan vefat edince, ser-mimaran-ı hassa mevkiini Davut Ağa alıyor. Mimar Davut Ağa’nın kubbe açısından Sultanahmet Camii ve Şehzade Camii’ne benzeyen en büyük eseri Yeni Cami’nin dışında, canınız sıkıldığı bir vakit Sarayburnu’nda yürümek istediğinizde sağda gördüğünüz ve Sultan 3. Murad’a hediye edilen İncili Köşk’ün taşlarında da onun imzasını okuyorsunuz.

Daha sonra karşınıza Osmanlı’nın en büyük şehnamecilerinden birisi çıkıyor: Seyyid Lokman. Ona  “Şehnameci Lokman” da diyorlar. Savaşlarda tuttuğu notlarla, padişahın yeniçerileriyle beraber meydanlarda kazandığı zaferleri destan formunda sonraki asırlara anlatıyor. Bizler de bugün Şehname’yi açtığımızda okuduğumuz hadiselerin yanı sıra, onun çizdiği enfes minyatürleri de görebiliyoruz.

Osmanlı padişahları büyük savaşlarda kazanılan zaferlerin resmedilmesini ve anlatılmasını isterlerdi. O zaferlerin arkasında ordudan başka çok büyük bir kuvvet daha vardı: Ulema. Baki gibi şairler hep ulemanın içinde yetişmiştir. Babası Yavuz döneminde yaşayan, kendisi Kanuni döneminde dünyaya gelen bu âlim taifesinden biri eşlik ediyor Osmanlı çayınıza: Hoca Sa’deddin. Hayatı üç aşamada inceleniyor Ahmed Refik tarafından: Hocalığı, şeyhülislamlığı ve müverrihliği.

Ardından hicretin 11. asrında Osmanlı topraklarında müverrihlerin/ tarihçilerin zirve yaptığına şahit oluyorsunuz, Peçevi İbrahim Efendi ile…

Saray eşrafının kendi içindeki oyunlarına karşı dik bir şekilde ayakta duran ve padişahını savunan kazasker Kara Çelebizade Abdülaziz Efendi ile Osmanlı’nın gidişatı üzerine hasbihal ediyorsunuz.

O dönemin şairlerinin, ilim adamlarının, sanatçılarının hayatlarını okumak demek

Daha sonra Beşiktaş’tan Ortaköy’e doğru yürümeye başladığınızda sol tarafta onlarca kedinin deyim yerindeyse kendisine bekçilik ettiği bugünkü türbenin sahibi, Şeyhülislam Yahya Efendi karşılıyor sizi sayfaların arasında. Türbesinin sükûnetini, kalbinin rakikliğinden ve kendisinin hayattaykenki sakinliği ve sevdasından alan Yahya Efendi, şiirleriyle dokunuyor kalbinizin en hassas yerine.

Sepetçiler Kasrı’nın yeniden inşasına gidiyorsunuz sonra ve bu yolculuğunuza elbette Mimar Kasım Ağa eşlik ediyor. Mimar Davud Ağa’dan öğrendiklerini eserlerine uygulayan Koca Kasım Ağa sizi uğurlarken yerini Silahdar Fındıklılı Mehmed Ağa’ya bırakıyor.

Sonra Enderun’un kapılarını aralıyorsunuz yavaşça ve karşınıza dönemin en iyi tarihçilerinden biri olan Naima çıkıyor. Keskin zekası ve müverrihliği ile nam salan Naima, Damad Ali Paşa döneminde siyasete atılıyor. Onun nazarında tarih her ilmin üstündeydi. Hatta bu sebeple tarihin mukaddimesi babında şiirler kaleme aldı.

Naima’nın mukaddimeleriyle hemhal olduktan sonra Patrona Halil İsyanı esnasında vefat eden, Osmanlı’nın divan edebiyatının kapılarını bize bir kez daha aralayan şair Nedim çıkıyor karşımıza. Yaşamında ve eserlerinde Lale Devri’ni satır satır okuyabiliyorsunuz. Hani olur da Karacaahmet Mezarlığı’na yolunuz düşerse, bir Fatiha da Nedim için okuyun bundan sonra.

Ulema sofrasına tekrar oturuyor ve bu kez de Naima tarihinin devamını yazan Raşid ile yudumluyorsunuz çayınızı.

Ardından matbaa denilince hepimizin aklına ilk gelen isim çıkıyor ortaya: İbrahim Müteferrika. Sadrazam Damad İbrahim Paşa’nın büyük desteğini arkasına aldıktan sonra İstanbul’da ilk matbaayı kuran İbrahim Müteferrika ile basılan ilk kitap olan Vankulu Lugati üzerine iki lafın belini kırıyorsunuz.

Çayınızın son yudumlarında size eşlik eden son isim ise Koca Ragıp Paşa oluyor. Sadrazamlığı süresince yazdığı şiirlerinden birkaç bukle sunuyor size.

Kitabın kapağını çayınızın son yudumuyla birlikte kapatmış oluyorsunuz böylece. Aslında ağzınıza bir parmak bal çalınmış oluyor. O dönemin şairlerinin, ilim adamlarının, sanatçılarının hayatlarını okumak demek, hicrî 10. ve 11. asırlara tanıklık etmek demek… Belki de en çok bu yüzden “bizde eski tarihçiliğin son, modern tarihçiliğin ilk, popüler tarihçiliğin ise en yeni temsilcisi” olarak kabul edilen Ahmed Refik’e büyük bir şükran borçluyuz.

Hatice Sarı yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 10:38
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13