Osmanlı'nın Kendini En İyi İfade Ettiği Sanat Kolu Mimaridir

''Abideleri seviyor musunuz? Seviniz; çok seviniz. Eğer üstünde durmadınız, onlarla bir alış – veriş kurmadınızsa kalb gözünüzü açınız; abidelerle konuşmayı öğreniniz. Bunun için lüzumu kadar temas imkânı hazırlayın. Mimar veya sanatkâr olmaya lüzum yoktur; bu milletten, Türklükten kopmamış olmak yeter.'' Metin Uygun, Ekrem Hakkı Ayverdi'nin 'Makaleler'ine dair yazdı.

Osmanlı'nın Kendini En İyi İfade Ettiği Sanat Kolu Mimaridir

Osmanlı devri Türk mimari tarihi alanında yaptığı çalışmalar ve hizmetleriyle bilinen Ekrem Hakkı Ayverdi, hayatında, fikriyatında, düşüncesinde, mücadelesinde; milli kültür, milli şuur, Osmanlılık ve en başta da Osmanlı mimarisi, Osmanlı abidelerini merkeze alan, bu değerlere aşırı hassasiyet gösteren bir münevverimizdir. İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları tarafından baskısı 1985 yılında yapılan Makaleler isimli eserinde, başta Osmanlı mimarisi, sanatı, kültürü, musikisi, Fatih ve Fetih konularını ele alan Ayverdi; Osmanlı tarihinin, mimari eserlerinin teknik yönleri ve kendisinin ‘mimari şekil değil, bir mana ve zihniyettir’ sözüne uygun olarak, mimarinin, Osmanlı eserlerinin, tarih ve kültürümüzün manasını, manevi yönünü gözler önüne seriyor. Osmanlı mimarisinin, Arap, İran, Selçuklu, Bizans, Yunan ve Roma mimarisinden üstünlüğünü ve farklılığını ortaya koyarken, Osmanlı mimari ve kültürüne saldırıları da; engin mimari ve tarihi bilgisiyle hakiki bir münevver olgunluğuyla cevaplıyor.

Kitapta öne çıkan en belirgin hususiyet; Ayverdi’nin Osmanlı eserlerine adeta gönül gözüyle bakmasıdır. Kendisi de bu hususu sıkça dile getiriyor ve Osmanlı abidelerine gönül gözüyle, kalp gözüyle bakılmasını istiyor. Kitapta yer alan ve Büyük Emanet başlığını taşıyan Mukaddes Emanetler’le ilgili yazısında bu husustaki düşüncelerini şöyle dile getiriyor: “Abideleri seviyor musunuz? Seviniz; çok seviniz. Eğer üstünde durmadınız, onlarla bir alış – veriş kurmadınızsa kalb gözünüzü açınız; abidelerle konuşmayı öğreniniz. Bunun için lüzumu kadar temas imkânı hazırlayın. Mimar veya sanatkâr olmaya lüzum yoktur; bu milletten, Türklükten kopmamış olmak yeter. Ben size kolay bir şey teklif etmiyorum. Zira bu ruhi ve zihni bir davranış için lazım gelen şahsiyet hamulesi, yirmi birinci asra tırmanan Türk’ün elinden alınmıştır. Dili, kelimesi, sözü, ahengi, edebiyatı ve tarihi, şerefli tarihi, sanatı, mimarisi bir ucube haline sokulmuştur. Her şey, yazısı, kılığı, kıyafeti alay konusu olmuştur. Bir lise edebiyat hocasının, ‘Yeniçeri kıyafetleri, musikisi için: Bu pis mehter takımını Beyazid’de gördüm; daha elli sene bu millet onlardan kaçmalıdır’ dediğini biliyoruz. Bunlar bir milletin benliğini silip süpürmeye, dağıtmaya kâfidir …”

Osmanlı’nın kendini en iyi ifade ettiği sanat kolu mimaridir 

Ayverdi’ye göre Osmanlı sanatının merkezinde mimari yer alır. Osmanlı mimarisi benzersizdir. Osmanlı insanının en benimsediği ve kendini en iyi ifade ettiği sanat kolu mimaridir. Ayverdi mimariyi her şeyden önce bir nisbet ve tenasüb olarak vasıflandırır ve mimarinin bir şekil olmadığını, bir mana ve zihniyet ifade ettiğini belirtir. Yazara göre mimari sadece sanat olmanın ötesinde ihtiyaca, kullanılışa uygunluk taşıyacak vasıfta ve uzun ömürlü olmalıdır. Bu durum insan nesillerini şehre ve memlekete bağlar. 

Osmanlı mimarisi mimariden istenen bütün meziyetleri kendi nefsinde toplamış saf ve katıksız bir sanattır. Sadelik, vuzuh, vakar, ferahlık, berraklık, iç ve dışta aynı kıvam ve kesafet, yekparelik, bina edilen yere ve vazifeye uygunluk Osmanlı mimarisinin en başta göze çarpan hususiyetlerindendir. Ayverdi, Osmanlı mimarisinin diğer mimarilerle olan farkı ve üstün tarafları hakkında da şunları söyler: “Osmanlı mimarisinde iç dışa uygundur. İç ferahsa dış da ferahtır. Dış güzelse iç de güzeldir. Zayıf mimari olmadığı için tezyinata ihtiyacı çok azdır ve mahdut noktalardadır. Diğer mimarilerde kusur ve noksanlar süslemeyle örtülmüştür… Kısaca Osmanlı mimarisinde bütünlük, vahdet, ahenk vardır. Batı, Arap ve İran mimarisinde müthiş tezyinat vardır, görünce sıkılırsınız. Osmanlı eserlerine baktığınızda ise içiniz açılır, ferahlarsınız.”

Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı sanatında, mimarisinde, süslemesinde tek bir ölçüden, yaygın olan bir yaklaşımdan söz ediyor: ‘Efradını cami, ağyarını mani.’ Hepimizin çok iyi bildiği bu söz, Osmanlı eserlerinin vazgeçilmez bir ölçüt ve kıstasıdır. Yani lazım gelen, lüzumlu olan her şey eser vücuda getirilirken kullanılmış, fazla ve gereksiz olanlar atılmış, dışarıda bırakılmış, kullanılmamıştır. 

Osmanlı camisi kendisine bir şey ilave edilemeyecek ve kendisinden bir şey eksiltilemeyecek kadar mükemmeldir

Eserde Osmanlı cami mimarisi de işlenen önemli bir konudur. Osmanlı camisinin öne çıkan bazı özellikleri; muhite, arazinin şekline ve taşıdığı havasına, rengine kusursuz bir uygunluk temin etmesidir. Bir cami, toplayıcı, tek bir vücud halinde olmalıdır. Osmanlı camisi, cemaatin hariçle irtibatını kesmeyecek şekilde yapılmıştır. Osmanlı camileri kendisine bir şey ilave edilemeyecek ve kendisinden bir şey eksiltilemeyecek kadar mükemmeldir. Ayverdi bu hususiyetin başka hiçbir mimaride bulunmadığını belirtir ve bunu ‘değişmez ve bozulmaz’ bir özellik olarak niteler. Osmanlı’ya kadar camilerde eksiltmeler ve ilaveler yapılmıştır. Osmanlı camilerine bir santim dahi ilavenin yapılamayacağını ifade eden Ayverdi, Avrupalıların çok övündükleri kiliselerine istenildiği kadar ilave ve çıkarmaların yapılabileceğini ifade eder. 

Minareler hakiki ve tam ifadesini Osmanlılarla kazanmıştır 

Minareleri de müstakil bir bölümde ele alan yazar, minarenin hakiki ve tam ifadesini Osmanlılarla kazandığını, Osmanlıların minare yeri için çok araştırma yaptıklarını, bu yolda Selçuklu minarelerinden hiç istifade etmediklerini, mimari görüşlerinin kemale ermesinden sonra karar vermek için yüz sene beklediklerini açıklar. Ayverdi’ye göre Osmanlı minaresini oluşturan yedi esas vardır. Bunlar: Ekseriya dört köşe kaide, onun üstünde yukarıya doğru daralıp gövdeye geçiş sağlayan küp, yuvarlak veya köşeli gövde, çıkıntılı şerefe, minarenin nefes aldığı kapının bulunduğu petek, külah, kaide, küp gövdeden geçip üst kapıya dolaştıran merdivendir.

Osmanlılar mimari bütünlüğü bozmayacak özellikleri tespit etmek ve geçmişte başka mimarilerde yaşanan mahzurları ve müşkülatı yaşamamak için birçok yer denemişler ve en uygun yeri bulunca değiştirmemişlerdir.

Sanat ve Mimari Üzerine, İstanbul Üzerine, Tarih ve Fikir, Biyografik Yazılar ve Mülakatlar bölümlerinden oluşan Makaleler; tam bir milli şuur kitabı vasfı özellikleri taşıyor. Milletine ve tarihine karşı vazifesini bihakkın yerine getirmiş bulunan Ayverdi’ye Allah’tan bol bol rahmet diliyoruz. Ruhu şad olsun. 

Metin Uygun 

Yayın Tarihi: 21 Nisan 2018 Cumartesi 13:38 Güncelleme Tarihi: 18 Mart 2021, 12:52
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26