banner17

Osmanlı medrese­leri, Selçuklu ve Anadolu Beylikleri devri müesseselerinin bir devamıdır

Klasik Yayınlarından çıkan "Osmanlı İlim ve Fikir Dünyası" kitabı Osmanlı padişahlarının eğitim kurumlarına verdiği önemi tarihsel gelişimelerle birlikte anlatıyor. Kitapta Osmanlı dönemindeki ilmi çalışmalar farklı açılardan ve farklı isimler tarafından incelenmiş.

Osmanlı medrese­leri, Selçuklu ve Anadolu Beylikleri devri müesseselerinin bir devamıdır

Müderrislik imtihanlarının Osman­lı ilmiye teşkilatı açısından önemi, eğitim sisteminde müderrise atfedilen yer ile ya­kından ilişkilidir. İslâm eğitim geleneğinin devamı niteliğindeki Osmanlı medresele­rinde uygulanan eğitim ve öğretim faali­yetlerinin merkezinde, müderris bulun­maktaydı. Medreselere tek bir müderris atanır ve medrese, müderrisinin unvanıyla tanınırdı. Talebeler müderrisin etrafında şekillenen halkalara devam ederek ondan ilim öğrenirdi. Talebenin eğitim hayatı sü­resince okuduğu ilimleri ve bunları hangi âlimler silsilesinden edindiğini gösteren icazetnamelerin kurum tarafından değil, müderris tarafından verilmesi müderrisin bu süreçteki önemini göstermektedir.

İlmiye teşkilatının kaza ve tedrisi bir araya getiren yapısı nedeniyle sadece Os­manlı ilmi hayatının değil, aynı zamanda toplumsal hayatında dinamiklerini be­lirlediği bilinmektedir. İlmiye teşkilatını oluşturan temel unsurlar ile bu unsurlar arasındaki hiyerarşinin ne zaman teşek­kül ettiği tartışmalı ise de Fatih Sultan Mehmed dönemi ile birlikte yapının temel özelliklerinden netlik kazandığı anlaşıl­maktadır. Zaman içerisinde gerçekleşti­rilen bazı değişimlerle beraber yüzyıllar boyunca geçerliliğini koruyacak olan bu yapının tedrise ilişkin unsurları arasında­ki bağlantıyı Fatih Sultan Mehmed’in teş­kilat kanunnamesi şöyle sıralar:

“Ve Sahn mollaları makam-ı mevle­viyettedir. Anlar cümle sancak beğlerine tasaddur ederler. Ve dâhil müderrisi ve garic müderrisi dahi makam-ı mevlevi­yettedir. Ve hariç ve dâhil ve Sahn elli­şer akçe ile olur. Haliya bina eylediğim medaris-i aliyeye Sahn deyü isim konul­muşdur. Sahndan beş yüz akçe ve Aya­sofya Medresesi’nden dahi kezalik böyle vüsul olunur.”

İslâm eğitim sisteminin temel kurumu olan medreseler, Osmanlılar döneminde fiziki şartları, mimari özellikleri, progra­mı ve diğer yönleriyle önemli gelişmeler getirmiştir. Osmanlı Devleti’nin hemen her döneminde önemini koruyan idare ve ulema arasındaki ilişkiler, en belirgin şe­kilde müderris atamalarında kendini gös­termiştir. Yazara göre Osmanlı medrese­leri, Selçuklu ve Anadolu Beylikleri devri müesseselerinin bir devamı olarak ortaya çıkmıştır. İlk dönem Osmanlı medreseleri, Osmanlı öncesi Amasya, Konya, Kayseri, Karaman ve Aksaray gibi Anadolu şehirle­rinin medreselerinin bir devamı gibidir.

“Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul’da Süleymaniye Külliyesi’ni yaptırmasıyla Os­manlı medrese teşkilatı büyük ölçüde de­ğişmiş ve medreselere yeni dereceler ilave etmiştir. Buna göre Osmanlı medreseleri şu derecede olmalıydı: 1-Hâşiye-i Tecrid (Yir­mili), 2- Miftâh (Otuzlu), 3-Telvih (Kırklı), 4- Hâric (Ellili), 5- Dâhil (Ellili), 6-Sahn-ı Semân, 7-Süleymaniye, 8-Altmışlı, 9-Süley­maniye Dârülhadisi.”

Eser, Osmanlı medreselerinin dere­ce bakımından zaman zaman değişikliğe uğradığını belirtir. Medreselerin seviyesi, eğitim-öğretim hayatındaki yeri ve öne­mi yaptıran şahsın statüsü, tedris kad­rosundaki niteliğiyle medresenin faaliyet gösterdiği yerleşim biriminin ülke gene­lindeki siyasi ve stratejik önemine göre değişmekteydi.

Osmanlı İlim ve Fikir Dünyası kitabı kendisinden önceki İslâm ilim ve fikir ge­leneklerini derlemiş. İstanbul’un fethi, İslâm dünyasında ilim ve düşünce alanın­da büyük kırılmalara ve gelişmelere yol açmıştır.

“Osmanlı’da İlim Yolcuğu Nasıl Başladı?”, Kitabın Ortası dergisi, Aralık 2018, sayı 21.

Güncelleme Tarihi: 21 Ocak 2019, 11:58
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20