Osmanlı Devleti’nde Gayrimüslimlerin Toplum Hayatı

Osmanlı Devleti, gayrimüslimleri millet esasına göre tasnif etmiş ve zimmi halkla devlet arasındaki ilişkileri her millet için tayin edilen cemaat başları aracılığıyla yürütmüştür. Prof. Dr. İhsan Karataş tarafından kaleme alınan ve Gökkubbe Yayınları arasından çıkan eserde, bütün bu hususları farklı veçheleriyle okuma ve anlama imkanı buluyoruz

Osmanlı Devleti’nde Gayrimüslimlerin Toplum Hayatı

Yüzyıllarca genişleyerek bünyesine farklı dini ve etnik cemaatler alan Osmanlı hükmü; farklılıkları asimilasyona uğratmadan, farklılıkları kapsayıcı, benimseyici ve aynı zamanda bu farklılıklardan fayda sağlayıcı biçimde siyasi, ekonomik ve kültürel yaşamı düzenlemiştir. Üç kıtada birbirinden özel kültürleri bünyesinde barındıran Osmanlı İmparatorluğuna bakıldığında, başka başka milletlerin kendi öz kültürlerinden ve ince zevklerinden damıtarak oluşturdukları kılık kıyafet estetiğini ve çeşitliliğini tanıyıp hayranlık duymamak mümkün değildir. Müslimlerin ve gayrimüslimlerin üzerlerinde taşıdığı kıyafet, takı ve aksesuarlar belli bir topluluğa olan aidiyetlerini ortaya koyarken; estetik bir görüntü sunan etnografik modayı da sanat tarihi içerisine yerleştirmektedir. Literatür taramalarına dayalı olarak yapılan bu araştırmada genel hatlarıyla Osmanlı dönemi Müslüman kadın, erkek ve gayrimüslim kadın, erkek giyimleri ile devletin Müslim ve gayrimüslimlere getirdiği düzenlemeler belirlenmeye çalışılmıştır. İmparatorluk hükmünde yer alan Müslüman ve gayrimüslim milletlerin kültür ve inanç düzlemlerinde gelişen zengin giyim kuşam biçimleri ve Osmanlı Devleti’nin Müslim ve gayrimüslimleri birbirinden ayırt etmek amacıyla kılık kıyafet biçimlerine getirdiği sosyal, dini ve ekonomik sebepli birtakım düzenlemeler ve kısıtlamalar genel hatlarıyla bu araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Elde edilen veriler sonucunda Müslüman ve gayrimüslim kıyafetlerinin ve aksesuarlarının birbirlerinden farklılık ve ayırt ediciliği sağlayan sembollerle kullanıldığı belirlenmiştir.

13. yüzyılda kurulan Osmanlı Devleti askeri, siyasi ve ekonomik başarılarıyla gelişerek büyüdü. 16. yüzyıla gelindiğinde Avrupa’nın yarısını, Ortadoğu ve Anadolu’nun tamamı ile Afrika’nın baştanbaşa kuzeyini kaplayan Osmanlı Devlet-i Aliyye’si, Romalılardan sonra üç kıtada devlet kurma şerefine ulaşan tek millet olmuştur. 600 sene tek hanedan ve tek sistem içinde üç kıtaya ferman çıkartmıştır (Bozdağ, 1990: 5). Kültürel, dini ve etnik açıdan muazzam bir çeşitlilik gösteren Osmanlı toplumu; bütün mezhepler ve çeşitli etnik gruptaki Müslümanlarla, Hıristiyanlığın çeşitli mezheplerinde bulunan Rumlar, Ermeniler, Romanlar, Slavlar, Yahudiler ve Levantenler gibi pek çok dilin konuşulduğu halk topluluklarından meydana gelmiştir (Özbilgen, 2003: 413). Bu kadar çeşitliliğin olduğu Osmanlı Devleti Aliyye’sinde yüzyıllarca buralarda yaşayan topluluklar ayaklanma ihtiyacı duymamış, devlet tüm tebaasına ayrıcalıklarını muhafaza edebilecekleri, kültür ve inançlarını rahatça yaşayabilecekleri bir sistem sunmuştur. Kültür ve inançlarını muhafaza ederek yaşayabildikleri bu sistem farklı etnik ve dini yapıdan gelen milletlerin bir arada birbirleriyle hoşgörü içerisinde yaşamalarına sebep olmuştur. Osmanlı Devleti idaresi altındaki gayrimüslimlere dini, hukuki, sosyal ve ekonomik politikalarını temelde İslamiyet politikalarıyla kurgulamışsa da sınırların genişleyip gayrimüslim tebaanın artmasıyla birlikte mevcut politikalarının da ötesine geçerek, cemaat ve mezhep çatışmalarının en ileri olduğu dönemlerde gayrimüslim tebaanın ibadetlerini rahatça gerçekleştirebilmelerine uygun zemin yaratmıştır (Sofuoğlu ve Akvarup, 2012: 73). Farklı kültürleri bir şemsiye altında toplayan Osmanlı toplumunda her türlü sivil topluluk bulunmaktaydı. Sosyal dokuya yön vermek ya da bozmak istemeyen Osmanlının temel endişesi, geleneksel düzenin korunması idi. Bu sivil toplum kurumları, değişimin değil toplumun aynen ve yeniden üretilmesinin araçlarıydı (Bağlı ve Özensel, 2005: 22, 23). Ekonomiden, eğitime, kültürden üretime ve tüketime dek sosyal ve ekonomik hayat tamamen fertlerin elinde idi. Sisteme bekçilik eden devlet, toplumun savaş ve barış gücünü elinde tutuyor, adaletin tesisi için tüm önlemleri alıyordu. Tam anlamıyla kendiliğine tabi olan Osmanlı medeniyeti, vakıf temeli üzerinde yükselmekteydi.

Osmanlı Devleti, gayrimüslimleri millet esasına göre tasnif etmiş ve zimmi halkla devlet arasındaki ilişkileri her millet için tayin edilen cemaat başları aracılığıyla yürütmüştür. Gayrimüslimlerin aile hukuklarını ilgilendiren durumlar, din adamlarının tayini ve mabetlerin yönetimi gibi dini hayatlarıyla ilgili düzenlemeler onların iç işlerinden kabul edilerek müdahale edilmemiş, bu tür düzenlemeler cemaat temsilcilerinin inisiyatifine bırakılmıştır. Bununla birlikte gayrimüslimler evlenme, boşanma, nafaka ve miras gibi aile hukuku başta olmak üzere her türlü meselelerini yoğun bir şekilde Osmanlı mahkemelerinde çözmeyi tercih etmişlerdir. Ayrıca Osmanlı şehirlerindeki bu gayrimüslimler, karşılıklı ziyaret, şahitlik, vekillik, kefillik ve borç alıp-verme gibi gündelik hayatın her alanında Müslümanlarla komşuluk ilişkilerinde bulunmuşlar, mülk alım satımı, imalat ve ticaret gibi ekonomik faaliyetlerin içinde yer almışlar, bütün bu hususlarda gerek idarenin gerekse çoğunluğu oluşturan Müslümanların planı bir baskısıyla karşılaşmamış, onların desteklerini daima yanlarında hissetmişlerdir. Söz konusu hususlar ilgili dönemlerin canlı şahitleri niteliğinde olan Şer'iyye Sicilleri'nde genişçe yer almıştır.

Prof. Dr. İhsan Karataş tarafından kaleme alınan ve Gökkubbe Yayınları arasından çıkan Osmanlı Devleti’nde Gayrimüslimlerin Toplum Hayatında bütün bu hususları farklı veçheleriyle okuma ve anlama imkanı buluyoruz. Günümüzdeki etnisite sorunlarına da tarihi kisvesiyle verdiği örneklemler açısından pratik çözümler sunabilecek olan kitabın, oldukça faydalı bir niteliği olduğu açıktır.

Yayın Tarihi: 09 Nisan 2022 Cumartesi 17:00 Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2022, 15:42
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26