Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri

Gökkubbe Yayınları’ndan çıkan Gürsoy Şahin imzalı bu kitapta, Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarından başlanarak Türk ve Ermeni toplumları arasındaki siyasal, sosyal ve kültürel ilişkiler bir bütünlük içerisinde ele alınarak okuyucunun ilgisine sunulmaktadır.

Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri

İlk Türk-Ermeni münasebetleri XI . yüzyılda başlamıştır. Bundan önce ise Abbasî ordularında hizmet veren Türk kumandanlar ile ailelerin Ermenilerle ilişkileri olmuştu. Ancak daha sıkı ve önemli münasebetler, 1015-1020 yıllarında Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan'ın (1063-1082) babası Çağrı Bey'in Doğu Anadolu'ya düzenlediği bir keşif seferi sırasında başlamıştır. Bu yıllarda Ermeniler, Bizans İmparatorluğu'na tâbi durumda idiler. Çağrı Bey'in keşif seferini, Büyük Selçuklu sultan ve komutanlarının düzenli ve sistemli fetih seferleri takip etmiştir. Alparslan kumandasındaki Büyük Selçuklu orduları, 1071’de Malazgirt'te Bizans kuvvetlerini mağlup ettikten sonra Anadolu'ya Türk göç ve yerleşmesi hızlanmıştır. Oğuz boyları, Bizans împaratorluğu'ndan alınan Anadolu'yu kısa bir sürede Türkleştirmiş ve İslâmlaştırmıştır. Hem Büyük Selçuklu Devleti idaresinde hem de Anadolu'da kurulan ilk Türk beylikleri (Mengücükoğulları, Saltukoğulları, Dânişmendliler, Artukoğulları), Anadolu Selçuklu Devleti ve bu devletin yıkılmasıyla ortaya çıkan Anadolu beylikleri yönetiminde Ermeniler herhangi bir zulme ve baskıya tâbi tutulmadılar.

Türklerin idarelerinde onların durumları diğer gayr-ı müslimlerle bir arada değerlendirilmiştir. Bu Müslüman Türk beylik ve devletlerinde gayr-ı müslimlerin durumları İslâm hukukuna göre belirlenmiştir. Buna paralel olarak Ermenilerin dinî inanç ve faaliyetlerine hiçbir biçimde engel olunmamıştır. I. Osmanlı dönemi Anadolu beyliklerinin en küçüklerinden biri iken kısa bir sürede bir dünya devleti olan Osmanlı Devleti ise, daha kuruluşundan (1299) itibaren bütün tebaasını âdil ve hoşgörülü bir biçimde yönetmiştir. Osmanlı tebaası olan bütün gayr-ı müslimler, bu geniş hürriyet ortamından yararlanmışlardır. Gayr-ı müslimler içinde yeralan Ermeniler de yaşadıkları devre göre din, dil ve kültür hürriyetlerini en geniş bir biçimde kullanmışlardır. A. Din Hürriyeti V. Yüzyılda Eçmiyazin'de kurulan Gregoryen Kilisesine ve mezhebine bağlı olan Ermeniler, Osmanlı yönetiminde din hürriyetinden rahat bir şekilde yararlanmışlardır. Bursa'nın Osmanlıların başkenti olmasından (1326) sonra, merkezî yönetim, ayrı bir cemaat biçiminde teşkilâtlanmalarına izin verdiği Ermenilerin Osmanlı topraklarına 1381'de katılan Kütahya'da bulunan ruhanî merkezini Bursa'ya aldırmıştır.

Fatih Sultan Mehmet (1451-1481), 1461'de Bursa'da bulunan Ermeni Piskoposu Ovakim ile Anadolu'dan bir mikdar Ermeniyi yeni başkent İstanbul'a getirtmiştir. Padişah, Samatya'daki Sulumanastır isimli kiliseyi Ermenilere vermiş ve Ovakim'i kendilerine patrik olarak tayin etmiştir. Böylece imparatorluktaki Ermenileri kendisine tâbi kılmıştır. Gerçekten de "Eçmiyazin Katolikosluğu teorik olarak bütün dünya Ermeniliğinin dinî lideri sayümasına rağmen, Osmanhların İstanbul'da ihdas ettikleri Patriklik de. İmparatorluk içinde hem dünyevî, hem uhrevî yetkileri bünyesinde toplayan en üst makam" oldu. Osmanlı ülkesinde az da olsa diğer mezheplere mensup Ermeniler mevcuttu. Kuruluşundan itibaren imparatorlukta en yaygın Hıristiyan mezhebi olan Ortodoksluğu benimseyen Ermeniler vardı ve bunlar Fener Rum Patrikhanesi'ne bağlıydılar. 1781'den itibaren Katolik rahiplerinin yoğun faaliyetleri ile Papa'nın başkanı bulunduğu bu mezhep Ermeniler arasında taraftar buldu. Cemaati üzerindeki etki ve yetkilerinin azalmakta olduğunu gören Ermeni Patriği'nin baskılarına rağmen Katoliklik gücünü korudu6 . Bunun üzerine Bâbıâlî, 1831'de Ermeni Katolik Kilisesi'ni resmen tanıdı. Osmanlı Hükümeti, XIX . yüzyıl başlarından beri ülkede din propagandası yapan Protestan misyonerlerin faaliyetleri sonucu bu mezhebe giren Ermenilerin kurduğu Ermeni Protestan Kilisesi'ni de 1859'da tanıdı. Böylece imparatorlukta dört farklı kiliseye bağlı olan Ermeniler, Türk yönetiminden bir baskı görmeden ibadetlerini sürdürmeye devam ettiler.

Gökkubbe Yayınları’ndan çıkan Gürsoy Şahin imzalı "Osmanlı Devleti'nde Ermeniler ve Türk-Ermeni İlişkileri" adlı bu eserde; Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarından başlanarak Türk ve Ermeni toplumları arasındaki siyasal, sosyal ve kültürel ilişkiler bir bütünlük içerisinde ele alınarak okuyucunun ilgisine sunulmaktadır. Kitabın en dikkat çekici özelliği, Katolik Ermeniler, Venedik’in Ermeni meselesindeki rolü, Ermeni milliyetçiliğinin kökenleri, Ermeni tercümanlar ve Türkler ile Ermenilerin toplumsal ilişkileri gibi üzerinde çok fazla çalışılmamış hususlara yer verilmesidir. Araştırmanın bazı bölümlerinde Ermeni iddiaları açısından önemli bir konuma sahip olan Sivas Vilayeti’ne odaklanılarak I. Dünya Savaşı’nın başlarında Ermeni faaliyetleri ve tehcir uygulamaları gibi örnekler bu bölge üzerinden değerlendirilmiştir. Keza “Vilayât-ı Sitte”nin diğer bölgelerindeki Ermeni faaliyetleri hakkında da bilgiler verilmiştir. Türk-Ermeni ilişkileri konusunda ilginç ayrıntıların yer aldığı bu eser Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgeleri esas alınarak hazırlanmış olup yazarın konuyla ilgili yaklaşık on beş yıla yakın süren araştırmalarının özü niteliğindedir.

Yayın Tarihi: 03 Mayıs 2022 Salı 17:20 Güncelleme Tarihi: 01 Haziran 2022, 06:44
YORUM EKLE

banner19

banner36