Osmanlı'da harem bir üniversite gibi düşünülmüş

Ahmet Akgündüz, 'Tüm Yönleriyle Osmanlı’da Harem' kitabında, harem konusunda söz söyleyebilmek için İslam hukukunun ve diğer İslami kaidelerin bilinmesi gerektiğini ifade ediyor. Metin Uygun yazdı.

Osmanlı'da harem bir üniversite gibi düşünülmüş

Osmanlı’da harem konusu, hem tarih ve Osmanlı ve hem de İslam düşmanlığı yapanlar tarafından istismar edilen konuların başında gelmektedir. Osmanlı aleyhinde propaganda yapılan bir konudur. Harem, tarihin tahrif edildiği, gerçeklerin tersyüz edilerek anlatıldığı ve ecdadımızın hiç hak etmediği suçlamalara ve iftiralara maruz kaldığı ve bu hususta en çok malzeme yapılan bir konudur aynı zamanda. Harem hakkında yazılan birçok kitap, çekilen film ve diziler gerçeği yansıtmamakta, hatta gerçeği çarpıtarak vermektedir. Bu durum turizm acentalarının broşürlerine varıncaya kadar yansımıştır. Turistlere rehberlik yapan rehberlerimizin bile, bilerek veya bilmeyerek harem gerçeğini yabancı turistlere, sefahat ve eğlenceden ibaret bir hayat gibi anlatmaları, bizleri ve tarihimizi yabancılar nezdinde onur kırıcı durumlara düşürmektedir.

Prof. Ahmet Akgündüz, Timaş Yayınları tarafından ilk baskısı 2007’de yapılan ve şu an 5. baskıya ulaşan Tüm Yönleriyle Osmanlı’da Harem kitabında, harem konusu için şu gerçeklerin bilinmesi gerektiğinin altını çizer: “Birincisi; her konuda olduğu gibi harem konusunda da tarihimiz saptırılmış ve çarpıtılmıştır. İkinci olarak; İslam hukukunda ve mukayeseli hukukta köle ve cariye konusu bilinmeden harem konusu tam olarak anlaşılmayacaktır. Üçüncüsü; Osmanlı Devleti’ndeki harem uygulaması baştaki iki konu özetlendikten sonra kısaca ve doğru olarak aydınlatılmalıdır. Aksi takdirde haremden bahsetmek yanlıştır. Bu hususlar Osmanlı’da harem konusunun özüdür.”

Harem hakkında tatmin edici izahta bulunabilmek için İslam hukukunu ve kaidelerini iyi bilmek gerekir

Yine Akgündüz Hoca’ya göre, ‘Gerçek Harem Nedir?’ sorusu, bu üç hususun tam olarak bilinmesiyle cevap bulabilir. Bugüne kadar harem konusunu işleyen yerli ve yabancı eserlerin bulunduğunu, hatta bu eserlerin temel ve kaynak eserler niteliğinde olduğunu belirten Akgündüz, bunların harem gerçeğini tam olarak aydınlatamadıklarını ifade eder. Buna sebep olarak “İslam hukukunu ve diğer İslami kaideleri bilmeyenler, Osmanlı tarihi ve özellikle de harem gibi müesseseler hakkında tatmin edici izahta bulunamazlar ve hatta isabetli değerlendirmeler yapamazlar. Zira Osmanlı Devleti İslamiyet’in yazılı tatbikat örnekleridir, birbirinden ayrı düşünülemez” açıklamasını yapar. Hoca, çok ünlü tarihçilerimizin bile, İslam hukuku ve İslam hukukuna göre kölelik ve cariyelik meselesini bilmediklerinden veya değerlendirmelerinden uzak tuttukları için yanılgıdan kurtulamadıklarını üzülerek anlatır.

İslam’da helalin dairesi geniştir. Osmanlı sultanları da İslamiyet’e uygun olarak yaşamışlar, şer-i şerif dairesi içinde hayatlarını devam ettirmişlerdir. Aileleriyle şer-i şerifin müsaade ettiği, izin verdiği ölçü çerçevesinde eğlenmişler, vakit geçirmişlerdir. Harem başlı başına bir müessese ve sıkı bir teşkilattır. Haremin her bölmesinde ve her kapısının önünde uyarıcı ayet-i kerimeler ve hadis-i şerifler yazılıdır. Hareme girip çıkmak çok sıkı kaidelere bağlanmıştır. Hiç kimse elini kolunu sallayarak hareme girip çıkamaz. Padişah bile. Doktorlar dahi çok sıkı tedbirler alınarak ve yanlarında yetkili birisi bulunduğu halde hareme alınırlar.

Akgündüz Hoca şu hususu ısrarla ve defaatle vurgular: “Harem konusu Osmanlı ve İslam düşmanları tarafından istismar edilmiştir. Bazı ferdi ve şahsi hatalar olmuş, bunlar genelleştirilmiştir. Bu hatalar İslam’da ve Osmanlı’da hep böyleymiş gibi gösterilmek istenmiştir. Ayrıca cumhuriyetin ilk yıllarında dış düşmanlarımız ile birlikte Osmanlı Devleti’ni ve İslamiyet’i karalama hareketleri, milli eğitimin gayeleri arasına girince, bizdeki belli çevreler ve yayın organları da dış düşmanların yayınlarına rahmet okuturcasına bu çarpıtma ve kasten yanlış anlatma faaliyetlerini yetmiş yıla yakın sürdürmüşlerdir. Hâlâ da bu çarpıtmalarına devam etmektedirler.”

Cariyeler padişahın evlatlığıdır

Harem konusunu ve işin aslını Batılı yazarların nasıl çarpıttığını 1960’lı yıllarda haremin restorasyonunda görev alan ve tarihçi Robert Anhegger ile evli olan Mualla Anhegger şöyle anlatıyor: “Haremin Avrupalıların yüzyıllarca yazıp çizdiği ile hiçbir alakasının olmadığını fark ettim. Harem padişahın dilediği kadınla yatması için düzenlenmiş bir kurum değil. Mimarisi bile buna göre düzenlenmemiş. (...) Harem bir üniversite gibi düşünülmüş. Cariyeler ise öğrenci. Zaten cariyelerin yaşadığı bölümün kapısında ‘Allah’ım bize de hayırlı kapılar aç’ yazıyor. Ve bu yazı doğrultusunda, çoğu padişah tarafından çeyizleri verilip evlendirilmiş. Çünkü cariye köle değil, cinsel köle hiç değil, bence doğru deyim cariyenin padişahın evlatlığı olduğudur. Ve gerçekten de evlatlık gibi hoş tutulup iyi eğitildikleri anlaşılıyor.”

Mualla Anhegger tespitlerine, “Haremdekiler son derece iyi yetişmiş, terbiye edilmiş, zeki ve yetenekli kimseler. Yalnızca güzel değil, aynı zamanda zeki de olanlar devlet kademelerinde yükselmek istiyorlar. Kendisine verilen eğitimi en iyi özümsemiş olan, güzel yazan, güzel konuşan bu yarışa avantajlı başlıyor. Elbette haremden acımasız ve muhteris sultanlar çıkmıştır. Ama ben, harem kadınlarını, şanslarını kendileri yaratmaya çalışan, aynen erkekler gibi bunu bazen başaran, bazen başaramayan ve bu uğurda, şartlar gerektiğinde, erkekler kadar acımasız olabilen kimseler olarak değerlendiriyorum” diyerek devam eder. Mualla Anhegger anlattıkları aynı zamanda “Harem nedir? Haremin fonksiyonu nelerdir?” gibi soruların da cevabıdır genel olarak. Hoca da bu anlatılanları kitabın özeti olarak değerlendirir.

Tüm Yönleriyle Osmanlı’da Harem kitabı üç bölümden oluşur. Konunun çarpıtılması ve kasten yanlış anlatılması ilk bölümü oluşturmaktadır. İkinci bölüm “İslam Hukukunda Kölelik Ve Cariyelik Müessesesi” başlığını taşımakta. Bu bölüm İslam hukuku ve fıkıhla alakalı olduğu için daha teknik bilgilerin yer aldığı bir bölümdür. Üçüncü bölümde de “Osmanlı’da Harem” konusu işlenir.

Topkapı Sarayı ve Harem bir teşkilattır. Hem de muazzam bir teşkilat. Ahmet Akgündüz Hoca’nın emeğine sağlık diyelim. Bu çalışma büyük bir eksikliği dolduruyor. Aynı zamanda karanlıkta kalan bir konuyu bütün yönleriyle açığa çıkarıyor. Haremin her şeyden önce bir eğitim yuvası olduğunu öğreniyoruz.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 14:05
YORUM EKLE

banner19